İstanbul’da Yıllık CCEE (Avrupa Episkoposlar Konferansları Genel Sekreterler) Toplantısı

KİLİSE YAPILARININ İNCİL GÖREVİ VE SİNODAL PERSPEKTİFİNDEN REFORMU

15-18 Haziran 2025 tarihleri ​​arasında İstanbul’da, 29 Avrupa ülkesinin episkoposlar konferanslarının genel sekreterleri, “Kilise Yapılarının İncil Görevi ve Sinodal Perspektifinden Reformu” temasıyla yıllık toplantıları için bir araya geldi. Toplantının özel anlaı arasında İznik ziyareti ve Fener’dePatrik Bartholomeos I Hazretleri ile görüşme de vardı.

Türkiye Apostolik Büyükelçisi H.E. Mons.. Marek SOLCZYŃSKI ve Türkiye Katolik Süryanileri Patriklik Eksarhı Mons. Orhan ÇANLI’nın resmi karşılama selamlarından sonra, CCEE Başkanı H.E. Msgr. Gintaras GRUŠAS, CCEE adına açılış selamlamasını yaptı. Bu toplantının yer ve zaman seçimindeki kairos’u (zamanlamayı) vurguladı. Tam 1700 yıl önce İznik Konsili’nin İnanç Bildirgesi’nde ilk kez kullanılan “İnanıyorum” ifadesini ve bugün Kilise’de sinodaliteyi yeniden keşfetme taahhüdümüzde bizim için güçlü bir şekilde yankılanan topraklarda düzenlenen bu toplantının önemini vurguladı.  Bunu takiben, Türkiye Episkoposlar Konferansı Genel Sekreteri, Peder Lucian ABALINTOAIEI OfmConv, Türkiye’deki Kilise’nin tarihini ve mevcut durumunu sundu.

Aziz Havariler Petrus ve Pavlus Bayramı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. okuma Hav. Kit. 12,1-12 Mezmur 34 2.okuma 2.Tim. 4,6-8; 17-18 İncil Mt. 16,13-19

Bu hafta, Aziz Havariler Petrus ve Pavlus Bayramı, Pazar Ayininin yerini almaktadır. Bu iki Havarinin birbirinden çok farklı yaşam ve iman yollarını inceleyelim. Onları birlikte inceliyoruz, çünkü her ikisini çağıran Rab tektir, her ikisinin hizmet ve tanıklık yaptığı Rab tektir, Rab İsa’yı vaaz ettikleri Ruh tektir ve yaşamları ile yücelttikleri Peder Allah da tektir. 

Aynı günde onları anarak, onları değişik armağanlarla zenginleştirdiği için, Allah’a şükrediyoruz. Onlara bağışladığı ve birbirlerini tamamlayan armağanlar sayesinde Kilise eğitildi ve kutsallaştırıldı.

İki Havariyi aynı günde kutlamak, Rabbin tüm Hristiyanları birliğe çağırmasını, hiç bir Hristiyan’ın mükemmel olmadığını ve kendine yetmediği pratik bir öğretisini de vurgulamak istiyor. Bazen Kilise içersinde bir rahip veya bir episkopos da birlik içersinde hareket etmeme, Rab’bin eylemini yapan bir tek kendisiymiş gibi davranma eğiliminde olmaktadır. Petrus ve Pavlus’u aynı günde kutlamak Kilisenin insanlara değil de, Rabbe ait olduğunu belirtmektir. Aynı zamanda her birimizin Allah’ın Hükümranlığına hizmet etmek için başkalarının karizmalarına ihtiyaç duyduğumuzu da vurgular.

İlk okuma bizi Rab İsa’nın havarilerinin devamlı olarak tekrarlanan bir olayına götürüyor: Havariler ret edilmeye, zulüm edilmeye ve acı çekmeye mecburlar, çünkü Rab İsa da acı çekti. Petrus hapse atıldı ve artık ölümü beklemeli. Fakat insanların kararları Herodes gibi güçlü birinden de gelseler, son değillerdir, bu sebepten de onların korkutmamaları gerekiyor. Kilise durmadan Petrus için dua ediyor ve Allah Kilise’sinin sesini duymaya karar veriyor! Allah işe bir mucize ile karışıyor. Melek Petrus’la bir annenin çocuğu ile davrandığı gibi davranıyor: emniyette oluncaya kadar yapması gereken tüm şeyleri ona söylüyor. Bu sayfa bizi sevindiriyor ve karşılaştığımız bütün zor ve imkansız durumlar için bize güven veriyor.

Zulmedilmenin acısı, aziz Pavlus’un tüm yaşamına eşlik etti. Mektuplarında bunu hatırlıyor ve bugünkü Timoteus’a ikinci mektubunda da bundan bahsediyor. Havari, İncil için çektiği acılar hakkında konuşunca bunu şikayet etmek için söylemiyor, tersine zor durumlardan faydalanıp İncil’in bütün kesimlerde, hatta emreden güçlülerin arasında bile yayılmasını sağladığı için onu kurtaran Allah’ın iyiliğini övüyor. “Rab yanımda oldu ve bana güç verdi”, “Rab beni her kötülükten kurtaracak ve beni ebedi hükümranlığı için hazırlayacak; yüzyıllar boyunca O’na şan ve şeref olsun!”. 

İki Havarinin yaşamları boyunca çektikleri acılar, tüm hayatlarını Allah’ın Hükümranlığına ve İsa’ya güvenilir bir tanıklık yapmaya adamak için yoldur.

İki Havari, ve her zaman ve her yerdeki tüm öğrenciler için de, Rab İsa her şeyin merkezi, kalkış ve varış noktasıdır. Bu günkü İncil, işte Petrus’un iman bildirisini anlatıyor. Gerçekten de Petrus, diğer kişilerin yaptığına karşı, İsa’nın Mesih olduğunu, Allah’ın Oğlu olduğunu açıklıyor! Biliyoruz ki Petrus imanda ilk başta tökezledi, ama İsa’yı inkar ettikten sonra toparlandı, İsa’ya sevgisini açıkladı ve İsa’nın ondan beklediği gibi “kuzuları gütme” görevini kabul etti. Rab gerçekten de Petrus’a “Göklerin hükümranlığının anahtarlarını vereceğine” söz vermişti. Bu görev çok önemliydi ve geriye dönüşü yoktu. Bu görev Kilise var oldukça devam edecek: “Ölümün güçleri ona (Kilise’ye) üstün gelmeyeceklerdir”.

Bu sebepten Petrus’un halefinin etrafında toplanmak istiyoruz. Çünkü ebedi sevinçlere açan, yok etmek ve mahvetmek isteyene kapatan, onun için yükü, bizim için lütfu olan o anahtarlar ondadır. Onunla birlikte Allah’ın hükümranlığının vaaz yoluyla tüm ülkelere ulaşması için dua edelim. İsa’nın adını vaaz edenlerin de bu zor vazifelerinde Pavlus’un kuvvetine ve cesaretine sahip olmaları için yalvaralım. O, her yerde Rab’bin adına yalvaranlar olsun diye, her yerde Kiliseler kurdu. Onun gibi kim “İsa tarafından ele geçirildi ise”, onun gibi herkese İsa’yı tanıtmak, sevdirmekten kendini alamaz. Çünkü İsa’yı tanımakta ve sevmekte, kurtuluş, yaşam, barış, mutluluk, kişiler arasında, halklar arasında ve tüm dünyada birlik var olmaktadır.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Efkaristiya Bayramı – C Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Yar. 14,18-20 Mezmur 109 2. Okuma 1 Kor. 11,23-26 İncil Lk. 9, 11-17

Mesih İsa’ya imanımızı beslemek için Baba bize bir besin verdi. Onsuz imanımız hastalanır, sevgimiz zayıflar, ümidimiz şüphe etmeye başlar, kardeşlerle birliğimiz söner. 

Bu besin gerçek besindir, ama aynı zamanda da sadece besin değildir. Bu besin, her Efkaristiya kutlamasında böldüğümüz ekmek içimizdeki ebedi ruhani gerçekleri besleyen besindir. Onu almak için çok alçakgönüllü olmak şarttır, Allah’ın ve insanların sevdiği alçakgönüllülüğe sahip olmak gerekir. 

Biz Allah’a iman etmeye devam etmekteyiz, ekmeğine değil: O’na imanımız, bizleri verdiği ekmeğin yaşamımızın desteği olduğuna, diğer insanlarla birliğe götürdüğüne, ebediyete yürüyüşümüzde destek olduğuna emin olmamızı sağlar. Bu ekmek o kadar değerlidir ki Allah’ın Kendisi bize bunu uzun zamandan beri vermeyi düşünüyordu: İbrahim’i iman yürüyüşüne, İbrani halkı ve tüm halkları Kendisine yaklaştıran o iman yürüyüşüne kat etmeye çağırdığı zamandan beri düşünüyordu. İbrahim, Allah’ın bir rahibi ile karşılaşır: Melkisedek! Bu rahip gizemli biridir ve bir daha ona rastlanmaz; İbrahim için yüce Allah’a gizemli bir kurban sundu: ekmek ve şarap! O zamanlar herkes Allah’a hayvanlar kurban etmeye alışıktı. Bu rahip ise insan emeğinin ürünü, yaşamının ve sevincinin dayanağı olan ekmek ve şarabı sundu.

Kutsal Yazıların ilk Kitabında anlatılan bu olay, tüm imanlıların aklındadır. Allah’a ekmek ve şarap verilir, öyle ki O bize ekmek ve şarap verebilsin. Melkisedek’in İbrahim’in kutsanması için sunduğu ekmek ve şarabı, Allah, Oğlu kendini kurban edinceye dek yanında sakladı. O zaman tam da Oğul sayesinde o sunaklar bizlere tekrar verildiler. Onlar, sevgisi sayesinde Oğlunun feda edilmiş Bedenine ve dökülmüş Kanına çevirilmiş Allah’ın armağanıdır: bunlar, bizlere yaşam ve sevinç veren armağanlardır; bunlar ihtiyacımız olan Ekmek ve Şaraptır; bunlar, günahkarlar olan bizleri sevilen ve kutsallaştırılan evlatlara çevirebilirler.

Egoizmle kararmış olan zekamız için bu büyük gizemi anlamak imkansızdır. İsa bize yardım etmek için bir işaret gerçekleştirdi ve bunun sayesinde O’nun ellerinin kutsadığı ekmeği arzuluyoruz ve anlamını kavrayarak Kilise’de onu bütün insanlara sunuyoruz. Fakat herkes onu yiyemez, sadece İsa ile birlikte geç vakte kadar kalan insanlar, yani O’nun mevcudiyetinden uzaklaşma denenmelerine rağmen O’nun yanında kalanlar onunla beslenebilirler. Sadece onu Havarilerinin ellerinden- o Havariler ki hala imanda zayıf ve günahta zenginlerdir- kabul edenler bu ekmeği yiyebilirler. Havarilerin her birinde arta kalanların toplandığı bir sepetleri de var: biz bugün İsa’nın ekmeğini istiyorsak onlara yaklaşıp boş ellerimizi onların cömert ellerine uzatmalıyız.

Bugün Allah’ımıza bu ekmek için teşekkür edelim. Bu ekmek birliğimizin sırrını, karşılıklı sevgimizin gücünü, küçüklere ve acı çekenlere gösterdiğimiz dikkatin sebebidir. Biz her yorgunluk ve sadakat için yardımı o ekmekten alıyoruz. Bu besin hiç bitmez, çünkü bu ekmek İsa’nın hizmetkarları olan Episkoposlar ve onların yardımcıları rahipler aracılığıyla tekrar ettiği Sözden gelir.

İçimize Oğlun İsa’nın yaşamını veren ekmek ve şarap için Rabbimiz Allah, seni övüyoruz! O ekmek sayesinde bizleri besliyorsun ve seninle, aramızda da sevinçli birlik içersinde tutuyorsun!

P.Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Kutsal Üçlü Birlik Bayramı – C Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.Okuma Özd. 8,22-31 Mezmur 8 2.Okuma. Rom 5,1-5 İncil Yu.16,12-15

Bugünkü okumalar, Allah’ın hikmetine bir övgüdür. Bu hikmetin meyvesinden bizler fayladanmaya ve sevinmeye devam edebiliriz. Tüm yaratılış hikmetin göstergesidir, insanlara olan sevgisiyle dolu bir hikmet! Bu hikmet Allah’ın bir danışmanı olarak anlatılır, O’nun yanında olan Biri gibi gösterilir; Allah yaratılışın şekil alması için tam da bir “mimar”dan gibi, ondan ilham almakta. Bu şekilde, daha İsa’dan önce, İsrail halkı Allah’ı tek başına, ilişkisi olmayan biri gibi değil; kişi olarak başkasıyla ilişkiye girebilen ve dolayısıyla sevgiye yaşam verebilen olarak görüyordu: Allah, dinleyebilir, sevebilir, güven alıp verebilir, alçakgönüllülük ile, kendisi için değil, başka birine sevinç vermek için yaşayabilir. 

Eğer insanlar böyle bir Allah’ı taklit ederlerse, cemaat, sosyal çevre devamlı olarak değişebilir, çünkü ona sevgi ve alçakgönüllülük verilmektedir. Allah kendisinde bu sevgi ilişkisini yaşamasa, biz onu tek başına yaşayan olarak düşünürdük, diktatör ve baskı bile yapabilen biri gibi. Onun önünde sadece korkar, O’nu taklit etmek isteyerek bizler de başkalarına baskı yapanlar olurduk. Bu davranışlarla ilişkisi olmayan tek bir Allah’a inanan bazı çevrelerle karşılaşabiliriz.

Allah’ın üçlü yaşamı, İsa’dan önceki yazılarda çekingence belirmeye başladı, O’nunla birlikte ise daha açık ve belirgin bir şekilde gösterildi. İsa bize Baba’dan bahseder, O’nunla birliğin tam ve sevgi dolu bir itaat sayesinde gerçekleştiğini söyler, bizlere Baba’nın, ve kendisinin de Ruhunun içlerimizde var olacağını vaat eder.

İsa’yı dinlerken bir ailenin içinde olduğumuz hissine kapılırız, bu ailede de karşılıklı güven, diyalog, sevgi dolu itaat, tam bir ahenk içinde birlik olma arzusu görürüz. Bu ortam o kadar güzel ki, biz de aynısını ailelerimizde, gruplarımızda, cemaatlerimizde, bütün ilişkilerimizde gerçekleştirmek isteriz. 

Ancak bu bize yorucu gelir, çünkü bencillik ile kaplıyız, kendi görüş açılarımıza bağlıyız ve kendimizi göstermek arzusuna dayanamıyoruz. Bu sebepten İsa bizleri alçakgönüllülüğe çağırır, bu alçakgönüllülük sayesinde af dileyebiliyor ve affedebiliyoruz, başkalarını bizden üstün görebiliyoruz; bu da onların bizden daha iyi oldukları için değil de Babanın onları da bizim kadar çok sevdiği içindir! Bizim Allah’ın üçlük sevgisine girebilmemiz için İsa, Kutsal Ruh’u göndereceğine söz veriyor ve O’nu yolluyor. Kutsal Ruh bizleri kutsallaştırır, yani ilahileştirir. 

Bu sözü kullanmaktan neredeyse korkuyoruz ve çekiniyoruz, ancak gerçekten korkmamalıyız. İçimizde Kutsal Ruh’u kabul ederek gerçekten de Allah’ın hayatına, yani sevgisine ortak oluyoruz, böylece O bizim aracılığımızla da kendini gösterebilir. Biz İsa’nın şanı oluruz, aynen İsa’nın Baba’nın şanı olması gibi! 

Bunu bize Aziz Pavlus da açıkça söyler: “Allah’ın yüceliğine erişmek ümidiyle de övünürüz”. Bizler için sabır şart olmakta, çünkü bizim ve kardeşlerimizin günahları yüzünden bizde sıkıntılar eksik olmamakta. Gerçekten de bizde de İsa’da olduğu gibi, Allah’ın şanı, denenmelerde gözükür. Haçta Allah’ın, insanların O’nu düşündüğünden farklı olduğunu gördük, orada İsa bize Babanın sevgisinin tamlığını gösterdi ve kurban olması ile bize bu sevgiyi bağışladı. 

Bizler de her sıkıntıda sabırlı olacağımızda Baba’nın sevgisini göstereceğiz. İsa’nın bize verdiği Kutsal Ruh bizleri Allah’ın yüceliği kılar, herkes için Baba olabilen bir Allah’ın tanıkları yapar. Yaşamımız sabırlı sevgi sayesinde Kutsal Üçlük gizemine katılabilir!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Pentekost Bayramı – C Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.Okuma Hav.İşl. 2,1-11 Mezmur 103 2.Okuma Rom 8,8-17 İncil Yh. 14,15-16.23-26

Bekleyişi tamamlamaktayız: Kutsal Ruh’un gelmesi için dua ettik, ilahiler söyledik, gelmesi için yalvardık ve bugün Baba arzumuzu gerçekleştiriyor. Allah’ın Ruhu insanlara, İsa’yı tanımış ve sevmiş olanlara yeni bir ışık ve yaşam vermek için iniyor. Onlar tüm yaratılışı değişik bir açıdan, Allah’ın şanını belirten aydınlık bir ortam gibi görecekler!

İlk Pentekost’ta Ruh havarilerin yüreklerine İsa hakkında konuşma ve Onu herkese tanıtma arzusunu koydu. Bu aynı Ruh onlara İsa’nın sadece Öğretmen olmadığını, Onun onların yaşamı, en büyük sevgileri, tüm insanlık için gerekli armağan olduğunu belirtti. Onlar Ruh’un etkisiyle susamaz oldular. Ruh’un içlerinde var olmasıyla İsa’nın eylemini devam ettirmek için, yani dünyayı değiştirmek için, onu şeytanın etkisinde olmasından cennetsel bir yere, Baba ile birlik bahçesine, sevginin muzaffer olduğu bir alana dönüşmesi için Allah’ın araçları oldular. 

Kutsal Ruh havarileri dinleyenlerin üzerine indi ve bu insanlarda kendi yaşamlarını değiştirme arzusunu yarattı. Aynen Filippus’un yaklaştığı Samiriyelilerin ve Kornelius’un evinde Petrus’un müjdelemesine yüreklerini açan putperestlerin üzerine indi: herkes büyük bir sevinçle Allah’ı övüyordu. Bu aynı Ruh, Allah’ın Oğlunu kabul edenlerin üzerine de iniyor. İsa hakkında konuşmak yeterli, hemen bir sevinç ve yeni bir yaşam yayılıveriyor. Biz inandırıcı konuşmalara önem vermeye alışık olduğumuzdan bu durum karşısında nefesimiz tutuluyor. Sadece İsa hakkında konuşmakla nasıl her şey yenilenebiliyor? İsa hakkında konuşmak, Onu sevdiğini göstermek, dünyanın değişmesini gerçekleştirecek sırdır. Dünya değişmezse içindeki insanlar kendilerine düşman olur, onları sıkıntılı kılıp yok eder. Ama dünyada İsa’nın adı sevgiyle anıldığında beklenmeyen mucize gerçekleşir: sevinç başlar!

İsa’yı müjdeleyen sözler dünyanın tüm dillerinde anlaşılırlar. Aziz Luka orada bulunan ve Rabbin ölümünü ve dirilişini bildiren sözleri dinleyen on beş ülkenin halkını sıralar: herkes anlıyordu. Tüm halklara, tüm dinlere, tüm kültürlere Baba’nın sevgisini ve İsa’nın ilahiliğini bildiren Kutsal Ruh’tur. İsa kimse için yabancı, gereksiz, zararlı değildir. İsa kabul edildiğinde Kutsal Ruh yaşamı değiştirir, yüreği doldurur, alışkanlıkları ve kültürleri daha da güzel ve saygın gösteren sevgi hikmetiyle zenginleştirir.

Kutsal Ruh her şeyden önce İsa adını dinleyen kalplerde pişmanlık yaratır. İsa kederler ve ölüm acıları çekti, bunları sadece Hristiyanların değil bütün insanların ortak olduğu günahlar yüzünden çekti. Her şeyden önce pişmanlık! Affa ihtiyacımız olduğunu kabullenelim, İsa’ya acı çektirenlerin bizler olduğumuzu ve Kötünün eylemlerine yardım ettiğimizi kabullenelim. Bu alçakgönüllülük, Allah’ın Ruh’unun eylemlerini devam ettirebilmesi ve Allah’ın Oğlunun sevgisinde büyüyebilmemiz için değerli ortamdır.

İncil’in sözleri de her şeyin nasıl Mesih sevgisi etrafında döndüğünü göstermekte! Bu sevgi canlı olduğunda, Baba yaratıkları üzerine eğilir: “Beni seven… Babam da onu sever. Biz de ona gelir, onunla birlikte yaşayacağız!”. İsa’yı seven Allah’ın mevcudiyetinin tapınağı olur, sevgisinin yeri olur. İsa’yı seven, konuşmadan da, ilahi olarak görülen tüm diğer gerçeklerin sahte olduğunu gösterir. Onlar kandırmacadır, çünkü ne sevinç ne de sevgi verirler.

Pentekost bayramında, Kutsal Ruh’un gelişinin kutlaması bizim Baba’ya ve İsa’ya olan minnettarlığımızdan ayrı tutulamaz. Gerçekten de bize Kutsal Ruh’u gönderen Baba’dır ve İsa arzuladığı için Onu gönderiyor. İsa, acılarının amacının ve rüyasının gerçekleştiğini, ancak dünyaya ve içimize Kutsal Ruh geldiğinde, görür. Kutsal Ruh geldiğinde, İsa mutludur diyebiliriz, çünkü yaşamımızın tamamlandığını görmekte. Gerçekten de büyük Rus Azizi Sarov’lu Serafim’in dediği gibi, Hristiyan yaşamının amacı Kutsal Ruh’u almaktır: sonra da O bizden yayılıp dünyayı değiştirecektir. Bizde Kutsal Ruh etkili olmadıkça biz tam ve olgun kişiler olmayız.

Bunun için Sözü alıp yüreğimizde muhafaza ederek İsa ile birlik içersinde olmaya devam etmeliyiz. Sözü, yüreğimizi açan ve tüm mevcudiyetimizi Teselli Edicinin gelişine hazırlayan anahtardır. Bugünkü İncil’de İsa’nın Sözlerini dinlemenin ne kadar gerekli olduğu söylenmekte. Ruh bunu bize hatırlatmakla, anlatmakla ve sevdirmekle yükümlü!

Rabbimiz İsa’ya sevgi şarttır, Onu dinlememizle bu sevgi gerçekleşir. Onsuz dünya kurtulamaz. Birçok kere kendi kendime sorarım İsa niçin Petrus’a tek bir şeyi, yani Onu sevip sevmediğini sordu. Onu anladı mı, hatırlıyor mu veya kuzularını seviyor mu diye sorabilirdi. Bunlardan hiçbirini sormadı. Gerekli olan tek şey İsa’yı sevmektir. Gerçekten de İsa’yı seven Kutsal Ruh’a kavuşur, bu Ruh “kuzular” için sevgidir, hikmetli sözlerin hatırasıdır, yaşamak için ve insanların şehrini Baba’nın sevgisinin şehrine dönüştürmek için gerekli olan İsa’nın öğretilerini anlamaktır.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it