Olağan Devre 3. Pazar Günü -A Yılı

Hristiyanların Birliği için Dua Haftası: son gün

Allah’ın Sözü Pazar Günü1. Okuma Yeş 8,23b – 9,3 * Mezmur 26/27 * 2. Okuma 1Kor 1,10-13.17 * İncil Mt 4,12-23

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Kilise hayatında özel bir dönemi yaşamaktayız: Yüzyıllardan beri imanlıların yaşamını rahatsız eden özel bir sorunu Allah Baba’nın önüne getirmek için bir araya geldik. Bu sorun, imanı yaşarken tutarlı olmamanın, Rab İsa’nın emirlerini uygulamada ciddiyet eksikliğinin, her gün haçı taşımada sebat eksikliğinin sonucudur. Tüm bunlar, Kilise’nin yaşamından kutsallığı sildi, uyumsuzlukları, bölünmeleri, hizipçilikleri teşvik etti ve Allah’ın büyük eserlerini mahvetmeye ve yok etmeye her zaman hazır olan Bölücü, Kötü Olan’ı rahatlattı.
Aziz Pavlus, ikinci okumada duyduğumuz gibi, bazı Hristiyan cemaatlerine, özellikle Korintoslulara karşı sert bir ses kullanmak zorunda kalmıştı. Bölünmeler, Hristiyanların bir müjdeciden çok başkasına sempati duymalarından kaynaklanıyordu. Böylece, İsa’ya aşık olmadıklarını, özden çok biçime, Rab’bin Sözünden çok kendi eğilimlerine önem verdiklerini gösteriyorlardı. Havari onlara şöyle demelidir: Hiçbir müjdeci sizin için çarmıha gerilmedi. Bizi çarmıhıyla kurtaran yalnızca İsa’dır. 
Müjdeciler, O’nu tanımamıza ve sevmemize yardımcı olurlar. İsa’yı takip ederek, sempatilerimizi aşabilir ve birbirimize bağlı kalabiliriz, Rab’bin Kilisesi’nin birliğini parlatmak için kendimizi inkar edebiliriz. Rab, bu birlik için Baba’ya dua etti. O’na minnettar olmak istiyorsak, birbirimize karşı sevgi içinde kalmak için çabalayalım. Şüphe veya zorluk anlarında, cemaatte otorite sahibi olanların rehberliğine alçakgönüllü bir itaatle kendimizi bırakalım. İsa’nın Kendisi şöyle demişti: “Sizi dinleyen beni dinler, sizi hor gören beni hor görür.”
Bugünün İncil metni, ilk okumada hatırlatılan Yeşaya’nın peygamberliğini tekrarlıyor. İsa, Zabulon ve Neftali kabilelerine tahsis edilen Celile’de müjdeyi ilan etmeyebaşlıyor. Bu bölge, Yahudilerin Mezopotamya’ya sürülmesinden bu yana uzaklardan gelen farklı halkların büyük ölçüde yaşadığı bir bölgedir. Dolayısıyla, bu bölge Allah’ın Sözünün çok az bilindiği ve çok az uygulandığı bir bölgedir. Bu nedenle, bu halkların “ölümün gölgelediği ülkede yaşadıkları” söylenir. İsa, Yahya hapse atıldıktan sonra İncil’i ilan etmeye başladığında, “karanlıkta yaşayan halk büyük bir ışık gördü” tam da bu bölgede.


Öyleyse, İncilci tarafından özetlendiği şekliyle İsa’nın Sözünü dinleyelim. İsa, Yahya’nın duyurusunu tekrarlayarak başlıyor: “Tövbe edin, çünkü göklerin krallığı yaklaştı.”Bu, derin ve kesin anlamları olan güçlü bir sözdür. Davet, tövbe etmeye, yani dönüşmeye, düşünme biçimlerini değiştirmeye yöneliktir. Düşünce ve akıl yürütme biçimindeki değişimin nedeni göklerin krallığının yaklaşmasıysa, işte, bunu anlayabilir ve hemen sevinçle kabul edebiliriz. 
Göklerin krallığı yaklaştıysa, bu, kralın geldiği ve Kendisine itaat edecekleri bir araya toplamayı beklediği anlamına geliyor. Kralın isteklerini, arzularını; alçakgönüllü, mütevazı, merhametli, bu dünyada yaygın olan ve herkese önerilen, herkesten kabul edilen tutkularından hür olan Kralın davranışlarını benimsemek için Kralı gözlemleyerekdüşüneceğiz. 
Bunu nasıl yapacağız? İncil’in bu sayfası bize somut örnekler sunuyor. Göklerin krallığının yaklaştığı için dönüşenlerin dönüşümü nasıldır? Simun ve Andreas’a, Yakub ve Yuhanna’ya bakalım. Dört adam, dördü de işlerine ciddi bir şekilde bağlı. Göklerin krallığının kralı olan İsa’yı gördüklerinde ve sesini duyduklarında, artık işlerini ve iş aletlerini, kazancını, akrabalarını memnun ederek yaşamayı düşünmüyorlar. İsa’nın düşüncelerini, isteklerini ve davranışlarını gerçekten benimsiyorlar: O’nu izliyorlar. 

O’nu fiziksel olarak adımlarıyla izliyorlar, ama yavaş yavaş, sabırla ve birçok zorlukla, içsel dürtülerini, sempatileri ve antipatileri, öne çıkma arzusunu, üstünlük hayallerini, hatta yorgunluktan ve haçlardan kaçınma çabalarını yenerek O’nu izlemeyi öğreniyorlar. Bu alçakgönüllülük ve uysallık tavırlarıyla O’nu izlemek hemen olmaz, zaman alıyor: bunu en iyi bilen Petrus olarak adlandırılan Simun’dur.
İsa’yı izleyen, kendisinin “Zabulon ve Neftali toprakları” olduğunu, “karanlıkta yürüyen bir halk”ın parçası olduğunu fark ediyor ve de “bir ışık doğduğunu” ve bu ışığın, kendisine büyük bir sevinç vererek ulaştığını hissediyor. Allah’ın Sözü, adımlarına ışık olmaya devam ediyor!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Dönem – 2. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Hristiyanların Birliği için Sekiz Günlük dua: ilk gün

1. Okuma Yeşaya 49,3.5-6 * Mezmur 39 * 2. Okuma 1 Korintliler 1,1-3 * İncil Yuhanna 1,29-34

Yakup’un oymaklarını canlandırmak, sağ kalan İsrailliler’i geri getirmek için kulum olman yeterli değil.

Seni uluslar için ışık da yapacağım.” Peygamber Yeşaya halka böyle sesleniyor. O, halkın Allah’ın sevdiği tek halk olmadığını, küçük ve zayıf olmasına rağmen, diğer tüm halklar için ilahi bir görev aldığını anlamasına yardımcı olmak istiyor. Bunun en bariz sonucu, İsrail halkının üyeleri, başta liderleri olmak üzere, Allah’tan aldıkları tüm Sözlere itaat etmeleri ve büyük bir alçakgönüllülükle diğer halklara karşı sevgi beslemeleri olacaktır: çünkü Allah, merhametini herkese ulaştırmak istemektedir. Aksi takdirde, bu halk kendisine verilen görevi yerine getiremeyecektir. Bu nedenle, tüm üyelerinin gerçekten kendi yüreğinin ve eylemlerinin dönüşmesi arzusunu beslemeleri gerekmektedir: dönüşmek, yani Allah’ın arzularını, planlarını, isteğini, nihayetinde merhametini içlerinde kabul etmek.

Maalesef halkın ve tapınağın kahinlerinin liderleri tarafından reddedilen İsa, kendilerine verilen görevin başkalarına verilmesi gerektiğini söylemek zorunda kalacaktır. Bildiğimiz gibi, bu başkaları, O’nun Kilisesi, O’nunla yakınlık içinde yaşayan öğrencileridir. O zamandan bu yana geçen yirmi yüzyıl boyunca, bu sözler sık sık tekrarlanmıştır: Hristiyanlarda, özellikle de Kiliselerin sorumlu üyelerinde, sürekli bir değişme arzusu, yaygın bir kutsallık arzusu uyandırmalıydılar, ancak bu her zaman gerçekleşmedi. 

Tam da bugün, dünyanın dört bir yanındaki birçok Kilise ve Hristiyan toplulukla birlikte, Baba’dan tövbe etme lütfunu elde etmek için sekiz günlük bir dua dönemine başlıyoruz. Hepimizin, İsa’nın sözleriyle bize gösterdiği isteğinden hareket ederek yeniden başlamaya sürekli ihtiyacımız var. Hepimizin herkesi sevme görevi var. Hiç kimse ayrıcalıklı değildir, ama hepimiz tüm halklara, tüm dinlerin mensuplarına, Hristiyanları bölen bütün mezheplere ve hatta Allah’ın varlığını inkar edenlere, Baba’nın İsa’nın kurbanı aracılığıyla üzerimize dökmeye devam ettiği sadakat, merhamet zenginliğini ve kutsallığı gösterme ve verme görevinle üstlenmiş oluruz.

The First Two Disciples – John 1:35-42

Bugün öncü Yahya bize İsa’dan bahsediyor: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Allah Kuzusu!” O, kurban sunağında Allah’a sunulan kuzu gibi kendi hayatını, kendi kanını sunuyor. Ve bu sevgi sayesinde, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını kazanıyor. Dünyada başka hiç kimse insanların kalplerindeki ve yaşamlarındaki günahları ortadan kaldıramaz. Günah var olduğu için, sadece başkalarınınkinde, sadece hala inanmayanların yaşamında değil de, bizim irademizde, uzuvlarımızda, düşüncelerimizde günah var olduğu için her zaman pişmanlık duyacağız.

İnanmayanlar, birliğimizin mucizesini gördüklerinde imana gelecekler. Bize egemen olan ve bizi yok eden kusurlarımıza ve günahlarımıza rağmen birbirimizi sevdiğimizi gördüklerinde, Babamız olan Allah’a iman edeceklerdir. Herkese, tüm dünyaya karşı Hristiyan olan bizlerin büyük bir misyonumuz var.

Yahya, kendisine şöyle söylendiğini aktarıyor: “Ruh’un üzerine indiğini ve üzerinde kaldığını gördüğün kişi, Kutsal Ruh’la vaftiz eden O’dur.” İsa; sadece bizim arınmamız için değil, bizim kutsallaştırılmamız için de Kendini feda Edendir. Bizi Kutsal Ruh’a, yani tek ve üçlü Allahımızın birliktelik yaşamına daldıran, O’dur. O’nun yaşamına dalmış olarak, O’nu özümseriz, O’nunla dolup taşarız, öyle ki, yaşayacağımız dünyayı değiştiririz. Baba’nın Oğul’a ve Oğul’un Baba’ya olan sevgisiyle doyduğumuzda, farkında olmadan da, bulunduğumuz her yerde onu yayacağız. Karşılaştığımız tüm insanlara, Allah’ımızın iyiliğinin, güzelliğinin, sadakatinin, bilgeliğinin ve sabrının tadını tattıracağız.

Bu görev sadece birkaç kişiye mahsus değildir. Aziz Pavlus, Korintoslu Hristiyanlara yazdığı mektupta, onlara şöyle belirtiyor: “Mesih İsa’da kutsal kılınmış ve kutsal olmaya çağrılmış… Rabbi İsa Mesih’in adını her yerde çağıran. “Kutsal olmaya çağrılmış ”, işte bizim kimliğimiz budur. Bunu unuttuğumuzda, sadece iman kardeşlerimiz için değil, tüm dünya için de skandal oluruz. Öyleyse, bugün mektubu yazan havari ve sekreteri Sostene’nin yaptığı gibi, bunu birbirimize tekrar edeceğiz. Sen kutsalsın! Sen Rabbimiz İsa Mesih’in adını çağırıyorsun: biz de Babamızın kutsallığını ortaya koymak için birbirimize yardım edeceğiz! 

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Rab’bin Vaftizi – A yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

I. Okuma Yeşaya 42,1-4.6-7 Mezmur 28 II. Okuma Elçilerin İşleri 10,34-38 İncil Matta 3,13-17

«Yahya’nın vaftiz çağrısından sonra Celile’den başlayarak tüm Yahudiye’de meydana gelen olayları, Allah‘ın, Nasıralı İsa’yı nasıl Kutsal Ruh’la ve kudretle meshettiğini biliyorsunuz» böylece Petrus, İsa’nın Ürdün Nehri’nde aldığı vaftizin anlamını anladı.

Yahya’nın önünde nehre girenler günahkarlardı. Peygamber herkesten günahlarını itiraf etmelerini istiyordu, böylece dünyanın günahlarını ortadan kaldıracak ve sonra Kutsal Ruh ile vaftiz edecek olanı kabul edip dinleyebileceklerdi. Hepsi günahkardı, ama İsa’nın kendisi karşısına çıktığında, Yahya O’nun günahkar olmadığını anladı. O da diğerlerinin arasında neden vardı? Onu vaftiz etmeyi reddetmeye çalıştı. Ama İsa’nın şu sözleriyle ikna oldu: Doğruluğun her gereğini yerine getirmemiz için uygun olan budur.”

Ne tür bir doğruluğu yerine getirmeleri gerekiyordu? Bunu daha sonra, başka bir vesileyle, Kendisinin suçlular arasında sayılması gerektiğini söylediğinde anlayacağız. 

Burada, Kudüs’ten uzakta yaşanan bu an, İsa’nın insanlar tarafından mahkum edileceği anın bir kehanetidir. O zaman insanlar O’nu günahkar olarak göreceklerdir, ama O, bu mahkumiyeti bir zorlama olarak kabul etmek istememektedir: burada, şimdi, kötü adamın durumunu, onun yerine ölüm cezasına çarptırılmaya kadar, Kendisi için kabul etmek istediğini beyan etmektedir. İsa kendi ölümünü günahının cezası olarak görmüyor, aksine, şu anda aralarında bulunduğu günahkarları ve Kendisinin aralarında bulunmasını kabul eden herkesi kurtarmak için onu görüp kabul ediyor.

Doğruluk, insanları Adem’in günahının onları soktuğu durumdan kurtarmak ve Baba olarak onları sevmek için çabalayan Allah’ın isteğidir. Şimdi bu Doğruluk” gerçekleşiyor. Yahya, İsa’nın önerisini kabul ediyor ve herkesin İsa’nın da kendileri gibi bir insan olduğuna inanmasına izin veriyor.

İsa’nın sevgisini, şimdiden “sonuna kadar” sevgi olarak ortaya çıkan İsa’nın sevgisini gören Baba Allah’ın Kendisi, bu sevginin kendi sevgisi, aşırı alçakgönüllülükle yaşanan ilahi sevgi olduğunu, herkese açıklıyor: «Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum.»

Bu sözlerle, İsa, hiçbir şey yapmadan, Allah’ın Oğlu, peygamberin bahsettiği kişi ilan ediliyor: “İşte kendisine destek olduğum, gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum! Ruhumu onun üzerine koydum. uluslara adaleti ulaştıracak.” O’nun da diğerleri gibi günahkar sayılabileceği gerçeği, rahatsız edici değildir: bu şekilde tüm günahkarlara kurtarılabileceklerini ve umut alabileceklerini gösterebiliyor. Peygamber ayrıca şunu ekliyor: ”Ben, Rab, seni adalet için çağırdım.” İsa Allah’ın, Kendisini O’nun gerçeğinde istediğini biliyor, tıpkı on iki yaşındayken anne babasına söylediği gibi. İşte, şimdi Baba’nın, halk ve tüm uluslar için isteğini, yani Kendi “adaleti”ni ortaya koymaya başlıyor. Tüm dünya, Kendi sevgisinin nereye kadar geldiğinibilmelidir. Yıldızbilimcilerin Beytlehem’e gelişiyle bu “adalet” ortaya çıkmaya başlamıştı ve şimdi İsa onu benimsiyor.

Ürdün Nehri’nde yaşanan olay, İsa’ya yeni bir bakış açısıyla bakmamıza hazırlıyor. O bizi her zaman şaşırtmaya devam edecek. Ama bu olayla hazırlanan bizler, O’nun “Düşmanlarınızı sevin”“Diğer yanağınızı çevirin”“Yetmiş kere yedi kez affedin” dediğinde artık şaşırmayacağız. Bunları sadece güzel sözler olarak görmeyeceğiz, çünkü O’nun bunlara katlandığını değil, kabul ettiğini, bizi günahkarları kurtarmak için kendi isteğiyle önceden öngördüğünü göreceğiz. 

Bu bayramı, kendimizin de çağrıldığı ve İsa’nın öğrencileri olarak yaşamak istediğimiz hizmeti anlatan bir bayram olarak yaşayalım. Kardeşlerimizi, dostlarımız olsundüşmanlarımız olsun, hak ettikleri cezadan kurtarmak için, işlemediğimiz bir suçtan suçlu sayılmaktan kaçınmayacak kadar sevgiyi yaşayacağız.

Birçok azizin hayatında, İsa’nın bu sevgisinin parladığı olaylar anlatılır: bunlar, bizi cesaretlendiren ve bize de gökteki Babamızın “adaletini” gösterebileceğimizi garanti eden olaylardır. Gözümüz her gün, Allah Babamız tarafından “Kutsal Ruh ve güçle” kutsanmış İsa’ya bakacak!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

EPİFANYA BAYRAMI 

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

I. Okuma Yeşaya 60,1-6 Mezmur 71 II. Okuma Efesliler 3,2-3.5-6 İncil Matta 2,1-12

Bugün gözümüz bir yıldıza çevrilmiş durumda, aranan, gözlemlenen, bulunan o yıldıza. Ama Yıldızbilimcilere bir yıldızın Yahudilerin Kralı’nı ortaya çıkarabileceğini kim söyledi? Ve Yahudilerin Kralı, Yahudi olmayan onlar için neden önemli? Biliyoruz: Onlar, Nuh’a gökyüzüne bakıp bulutlardaki gökkuşağını görmeyi öğreten aynı öğretmenden ders almışlardı. Nuh, gökyüzünde Allah’ın itaatine verdiği ödülü gördü, her ne kadar o, tek itaatkar olan ve herkes tarafından alay edilen kişi olsa da: “Sadece sen,” diyorlardı ona, “diğerleri gibi davran”. O diğerleri artık yok; şimdi Nuh tek yaşayan kişidir, ve hala itaatkar bir hayat sürüyor. İsrail’i lanetlemek para alan, Doğu’nun diğer bir halkından başka bir büyücü, Allah tarafından ilham edilerek kutsamaya zorlandı ve şöyle peygamberlikte bulundu: “Yakup’tan bir yıldız doğacak, İsrail’den bir asa yükselecek” (Sayılar 24,17). Allah tüm insanların Allah’ıdır, onları sever ve hepsini bir araya getirmek ister, İbrahim’in kabul ettiği vahiyi almamış olanları dahil. Tüm halklar Allah tarafından sevilir ve Allah kimseye bağlı olmadan tüm halkları kendi armağanlarıyla zenginleştirir. İbrahim’in halkına, Allah’ın onları yönlendirmek istediği ışığa diğer halkları da yaklaştırma görevini yerine getirmek ve onları barış içinde yaşayan tek bir halk olarak birleştirmek için vahiy verildi. Onlar da, diğerleri gibi, ancak asayı elinde tutan kişiyi takip ettiklerinde barışın tadını çıkarabilecekler. Bu kişi, sadece İsrail halkı tarafından değil, herkes tarafından beklenmektedir. Onlar, yıldızbilimciler, bizzat İsrail halkının asayı elinde Tutanın varlığının zamanını fark etmesine yardım edecekler, İsrail’in bilgeleri ise Kutsal Yazılar sayesinde Yıldızbilimcilere O’nun doğduğu yeri, yani O’nu nerede arayacaklarını ve bulacaklarını gösterecekler. 

Onlar gökyüzüne bakıyorlardı, ama O, yeryüzüne geliyor. O’na tüm yeryüzü ihtiyaç duyuyor. Yeryüzü, elinde asayı tutan adamlar tarafından yönetiliyor, ama onlar bu asayı kimden aldılar? Onlar bu asayı baskı yapmak, şiddet uygulamak, bencillik yapmak ve zengin olmak için kullanıyorlar: bu asayı katilden, Kabil’in elini silahlandıran kişiden aldılar. Gelmesi Gerekenin asası ise kötülükten arındırmak için kullanılacak: yeryüzünden Kayin’in ruhunu ortadan kaldıracak, herkesi kardeşler olarak birleştirecek, herkesi sevgi ve barışın Allah’ının çocukları yapacak, böylece hayatları bir şenlik haline gelecektir.

Yıldızbilimcilerin, İsrail’in Kutsal Yazılarına- bunları açıklayanların hiç ilgi göstermemelerine rağmen- itaat etmeye başladıklarında, yıldız onlara kendi itaatlerini tamamen gerçekleştirmelerine yardım ediyor. Ve böylece, büyücü Balaam’ın kehanetinde önceden görülen yıldız Olan ile gerçekten karşılaşıyorlar. 

Fakat O’nu buldukları halde bulmayı beklemiyorlardı. Hirodes’in huzuruna çıktıklarında, O’nu insanların inşa ettiği ve yaşadığı bir sarayda hayal ediyorlardı. Oysa O’nun sarayı yoksulluktur ve O, hizmetkarlar ve saraylılarla çevrili değildir, hizmet edilmesini sağlayacak bir otoritesi de yoktur ve bunu aramaz da. 

Yıldızbilimciler, bir sarayda bir krala sunulabilecek hediyeleri yanlarında getirmişlerdi. Onları yine de sunuyorlar ve onları Meryem Ana’nın elleri alıyor. Meryem Ana bu hediyeler ile ne yapacak, Yusuf ne yapacak? Onları Allah’a şükranlarını sunmak üzere Kudüs’teki tapınağa götürecekler mi? İsa’nın tapınakta göreceği, küçük birikimlerini sadaka kutusuna boşaltan fakir dul kadının yaptığını mı yapacaklar?

Ve Yıldızbilimciler için, Çocuğa altın hediye etmek ne anlama geliyor? Ve de tütsü? Ve de mür? Mür, düğün gününde gelin ve damadın odasında kullanılır: o, İsa’nın en büyük sevgisine, gelini için hayatını armağan edeceği o sevgisine eşlik edecek: mezarındaki keten bezleri kokulandıracak. Yıldızbilimciler de sevmeye hazırlıyorlar: gizlice, alçakgönüllülükle, haçı taşımaya hazır olarak ayrılmak onlara pahalıya mal olacak. 

Tütsü, dağda ve tenha yerlerde geçirdiği dua ve uyanık gecelerine eşlik edecek. Onlar O’nu taklit edecek ve duaları Allah’ın huzurunda koku gibi yükselecek!

Altın, İsa’da insanlara yardım etme arzusunu ve isteğini canlı tutacak: Onsuz insanlar insanlıklarını tamamlayamaz, doluluk hissedemezler. İsa, kimse altını hizmet edecek bir efendiye dönüştürmesin diye insanlara altınlarla iyilik yapmayacaktır. Onlara sözleriyle, elleriyle ve bakışlarıyla iyilik yapacak, Yoksul sarayında saklı olan altın ise, insanların yoksulluğu sevmelerine yardımcı olacak. Onları O’nun sözlerini sevinçle dinlemeye hazırlar: “Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Çünkü Göklerin Hükmümranlığıonlarındır”. Geri döndükleri vatanlarına Yahudilerin Krallığı gelmez, ama Göklerin Krallığının Kralı her zaman, her yerde onlarla birlikte olacaktır: yıldızlara ve Kutsal Yazılara itaat ettikleri gibi Yıldızbilimcilere sadece O’na itaat edeceklerdir. 

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Noel Bayramı Devresi-2. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.Okuma Sirak 24,1-4.8-12 Mezmur 147 2. Okuma Ef 1,3-6.15-18 İncil Yh 1,1-18

Rab’bin Noel’ini, O’nun doğuş’unu kutlamaya devam etmekteyiz. Okumalar, hiç bir zaman tamamen anlanamayan bu gizem hakkında konuşmaktadırlar: onu tamamen anlayamamamıza rağmen onu kutlamaya devem etmek istiyoruz, Allah’ın sevgisinin hikmetini övüp kutsamak için. 

Sirak Kitabı tam da onun hakkında konuşmaktadır.

Hikmet’e Allah diyor: ‘Çadırını Yakup’ta kur, İsrail senin mirasçın olsun.’. Söz, En Yüce Allah’ın Söz’ü, İsrail’in halkında beden almaktadır. Allah tarihmizde yaşamaktadır: insanlar tarafından keşfedilen ya da icat edilen dinlerin tasarladıkları bir fikir değildir. 

Allah’ın tarihimize bu gelişi hakkında Aziz Yuhanna İncil’inin başlangıcında konuşmaktadır.

Başlangıçta olan, yani her şeyin temeli olan Söz, Allah idi. Dilimizin sözleri, İncilci’nin bize söylemek istediğinin bütününü söylemeyi beceremezler. ”Söz” terimi ile İncilci, Allah’ın insanlara, onları Kendi hayatına, yani Kendi sevgisine katılmak için, iletmek istediği Söz’ün içeriği hakkında konuşmak istiyor. Allah bize konuşmakla yetinmiyor, sözü ile bize Kendi hayatını, yani Kendi sevme yeteneğini iletmek istiyor. 

Ve vardı’ her tekrar edildiğinde geçmiş bir olayı değil de, şimdi gerçekleşen ve gelecekte olacak bir olayı anlatmak istenir. Şu şekilde tercüme etmemiz gerekirdi: ”vardı” ve var olmaya devam edecektir. O, Allah’ın yanında vardı ve var olmaya devam edecektir, ”vardı” ve hala var, ve de daima ışık ve hayat olacaktır. O, insan olup aramızda yaşadı” ve de bizimle kalmakta ve daima kalacaktır.

İncilci’nin İncil’in ilk satırlarında bizim için özetlemek istediği gizemin gerçeği, Yahya adındaki bir insan tarafından, Vaftizci tarafından tanıklık edilmektedir. O; ‘ışıktan”, karanlıklarda parlayan ve bütün insanların dikkatini çeken o ışıktan önce geldi. İnsanlar, Sözü’nü kabul ederek ”Allah’ın evlatları” oluyorlar ve karanlığın parçası olan hayatlarını birçoklarının faydalanabilecekleri ışığın bir ışınına dönüştürüyorlar.

İncilci Yuhanna, Matta ve Markos’tan farklı olarak, İsa’yı çocuk olarak bize göstermemektedir. Gerçekten de bizler bir Çocuk ile değil, ölmüş ve dirilmiş Olan ile yaşamaktayız. Bir Çocuğu seviyoruz, çünkü O şimdi dirilmiş olarak bizimle yaşıyor. Bizleri duyarlı ve her iyiliği yaşayabilir halde kılan bayram, Epifanya ile bitmemekte, bütün yıl boyunca devam etmektedir: Meryem’in Oğlu daima bizimledir.

Bunu Aziz Pavlus ta bize hatırlamaktadır: o, Hristiyanların İsa’ya iman etmelerinden mutludur. Onları birbirleri ile ve Mesih İsa ile birlik içinde kılan bu imandır: bu iman sayesinde kendi hayatlarının ilahi anlamını tanımayanlara özgü olan karanlığa, umutsuzluğa veya hüzne hiçbir zaman düşmeyecekler.

Allah’ın Oğlu’nun beden alması için teşekkür edelim: Allah bizimle, bizlerden biri olarak, daima bizimle. Mutlu olup teşekkür edelim: O; öğretmenlerin arasında bizi hikmetli, kibirli olanların arasında emin, etrafımızdaki karışıklarda huzurlu, üzgün ve morali bozuk kalabalıkların arasında sevinçli kılan bilgeliktir.

Teşekkür edelim ve mutlu olmamızın, sikayet etmememizin, kutsal bir geleceğe ümidimizin, kendileri büyük sayanlardan tedirgin olmamamızın nedeni bize soranlara cevap vermeye kendimizi hazır tutalım.

Şöyle cevap vereceğiz: İsa; Allah bizimle olandır, hayatı geçmişteki bir hatıra değil, güncel bir gerçektir geleceğe korkmadan bakmak için O’na dayanabiliriz!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Meryem, Allah’ın Annesi 

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Say. 6,22-27 Mezmur 66 2. Okuma Gal. 4,4-7 İncil Luka 2,16-21

Bugün, mesaj dolu bir gündür! Bugün birbirimize yeni yıl için dileklerimizi sunuyoruz, daha da iyisi yeni yılın her birimiz için sevinç ve huzur devresi olması için kutsama istiyoruz. Bu sebepten tam da bugünde Dünya Barış Günü kutlanır: Bugün konuşma yapan devlet başkanları veya din adamları hep bu konu hakkında konuşurlar, tüm dünyaya da savaş sebeplerinden uzaklaşmak ve anlaşmazlıkları önlemek için tavsiyelerde bulunurlar. Çünkü maalesef savaşlar ailelere, ülkelere, halklara ve kıtalara acı vermeye devam etmektedirler.

Ayrıca bugün Kilise Ayininde, bu devrede yaşadığı gizemin sonucu ve tamamlanması açısından bir bayram daha kutlar. Allah’ın Oğlu insan oldu ve aramızda yaşamaktadır. O’nu bize bir Anne göstermektedir! Bizi kurtaran Anne değildir, ama bize Kurtarıcıyı sunan odur. Allah, bize İsa’yı bağışlamak için onu kullandı ve halen kullanmaktadır! O bir raftan mal alıp bize satan bir satıcı değildir, o bir Annedir! Allah onun bunu, tamamen özgürce, yapmaya hazır olup olmadığını sormak için alçaldı ve onun içine bizim için Yaşam, Yol ve Gerçek olan yeni yaşamı koydu. 

O, Yaşam, Yol ve Gerçeğin Annesidir: Niçin ona Allah’ın Annesi demeyelim? Ondan doğana “En Yücenin Oğlu” deniyor ve O Kendine Allah’ın adı olan “Ben’im” diyecektir, bu sebepten Meryem doğru olarak Allah’ın Annesi diye çağrılmaktadır! Bu unvanı onun için böbürlenme sebebi değildir, çünkü kendisine Oğlunun tam ve gerçek olarak tanınması uğruna bu sıfat verilmektedir!

Meryem anneliğini sessizlikte yaşamaktadır. İncil bize onu böyle göstermektedir. Onun sessizliği, kollarında taşıdığını ve meleğin onu ziyaret ettiğinde yaşamında gerçekleşen, yaşamını dolduran, değiştiren ve tüm dünya için değerli kılan Sözü sevinçle dinlemektir. “Meryem ise, bu olaylar üzerinde derin derin düşünerek, onları kalbinde saklıyordu”: Meryem’in sessizliği zengin ve tam bir gizemdir.

Meryem’in tüm dinledikleri ve gördükleri Oğlu ile ilgiliydi; o, O’nun Allah’ın Oğlu olduğunu biliyordu! Meryem için her şey dua etme ve Allah’a tapma sebebiydi!

Bizler de Meryem’in duasında vardık: o, bizleri düşündüğü için değil -çünkü o anda kafası tamamıyla onun gözlerine, ellerine ve kulaklarına ihtiyacı olan Oğlundaydı– ama anneliğinin şimdi de bizim üzerimizde etkisi olduğu için. Biz onun anneliğinden mutluyuz, onun bizi sardığını ve zenginleştirdiğini hissediyoruz. 

Tüm yalnızlıklarımızı şefkatiyle o teselli etmekte ve doldurmakta, aynen İsa’nın yalnızlığı gibi! Her kuşkumuz tatlılığı ile huzura dönüşür, aynen Yusuf’un kuşkuları gibi! Her sorumuz emin bakışlarıyla cevap bulur, aynen çobanların soruları gibi. 

Meryem’in dudakları İsa adını telaffuz eder, çünkü melek ona şöyle demişti: “O’na İsa adını vereceksin!”. Elbette de kimse onun İsa’yı bu isimle çağırmasını dinlemekten yorulmazdı, ne çobanlar, ne Yusuf, ne de o gece, uyanık halde, Çocuğun yanında duran melekler, çünkü gök yeryüzüne tamamıyla inmişti! 

Yeni yıla başlarken Meryem’in ağzından bebeğin adını dinleyerek girelim ve bugün birçok kere onun sesine bizimkini de ekleyelim. İsa, İsa, İsa! Yaşamımızın bu bölümüne başlamak için güçlü ve güzel bir yöntemdir: İsa adını söyleyerek, överek, severek, taparak ve dinleyerek. Bu adı söyledikten sonra eskisi gibi olamayız çünkü bu ad, Allah’ın gücünü, Allah’ın sevgisinin o gücünü kapsar.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it