
2nd Sunday of Lent – A
2ª Domenica di Quaresima – A
2ème Dimanche de Carême – A
CET - Katolik Ruhani Reisler Kurulu
Türkiye Katolik Ruhani Reisler Kurulu -|- Թուրքիոյ Կաթողիկէ Եպիսկոպոսներու Համաժողով -|- Conférence Episcopale de Turquie -|- Conference of Catholic Bishops in Turkey -|- Conferenza Episcopale Turchia -|- مؤتمر الأساقفة الكاثوليك في تركيا

2nd Sunday of Lent – A
2ª Domenica di Quaresima – A
2ème Dimanche de Carême – A
Kutsal Kitab’ın Okunması
1. Okuma Yaratılış 12,1-4a Mezmur 32 2. Okuma 2Tim 1,8b-10 İncil Mt 17,1-9
Paskalya’ya Hazırlık döneminde tövbe çağrısı yankılanmaya devam ediyor. Bu ne anlama geliyor? Buna birçok şekilde cevap verebiliriz, fakat bugün dinlediğimiz okumalardan ders alalım. İbrahim’e Allah’tan bir emir veriliyor: “Ülkeni, halkını, babanın evini bırakl”. Ve Ondan kendisine ve soyuna kutsama vaadi veriliyor. Peki nereye gitmesi gerekiyor? İşte cevap: “Sana göstereceğim topraklara git”. İbrahim ne yapacak? Eğer gitmezse, tüm insanların yaptığı gibi, sadece anladığı ve sonuçlarını öngördüğü şeyleri yapan kendi aklının mantığını izleyecekti. Ama İbrahim, büyük bir iman eylemini yaparak yola çıkıyor: öncelikle, uygun zamanda gerekli talimatları alacağına dair vaadi, sonra da yeryüzündeki tüm aileler için kendisine verileceği kutsama vaadini inanıyor! İbrahim iman ediyor, yani gözleri kapalı bir yolculuğa çıkarak bu imanı yaşıyor. Allahı’nın gözlerinin açık olduğunu biliyor ve bu yüzden hızlıca yürüyor.
İşte tövbe etmemizin bir yönü: aklımızın mantığına göre yaşamamak ve de hareket etmemek, Allah’tan aldığımız talimatlara göre yürümek. Her zaman Yukarıdan yankılanan sözlerden hareket ederek düşünmeye çalışacağız. İbrahim’in imanının aynısını yaşayacağız, diyebiliriz.

Bu, İsa ile birlikte yüksek dağa çıkan üç havarinin aldığı açık talimattır. Talimatı almadan önce, onlar alışılmadık bir şeyin tanıkları olurlar ve bu, duyacakları söze güvenmelerine yardımcı olacaktır. Öğretmenlerini farklı, bu dünyadan olmayan bir ışıkla parıldayan olarak görüyorlar. O’nu, halklarının tarihinin en önemli şahsiyetleriyle birlikte görüyorlar. Tüm dini inançları Musa’nın sözlerine ve İlyas’ın tanıklığına dayanır: işte onlar, burada, İsa’nın görüntüsüne sadece çerçeve oluşturuyorlar. Üçü, tanık oldukları bu güzelliği uzatmak istiyorlar, ama bu manzarayı sadece bundan sonra olacaklara hazır olmaları için görmüşlerdir.
Onları saran ve karartan “parlak bir bulut”un gölgesinden bir ses geliyor: “Bu, benim sevgili Oğlumdur, O’nda hoşnutluğumu buldum. O’nu dinleyin”. Artık, Öğretmenlerinin yalnız Öğretmen olmadığını, artık bir Öğretmen olmadığını da biliyorlar: O, onların Rabbi, Allah’ı, Allah’ın Kendisini şekillendirdiği sevgiyi dünyaya getirendir. Allah, onların gözünde Baba oluyor. Ve Peder Allah, Kendi adına Oğul’a eminlikle konuşma ve etki etme yetkisini veriyor.
Şimdi tövbe etmemizin ne demek olduğunu anlıyoruz: ne kendi aklımızı ne de dünyadaki zeki insanların aklını dinleyeceğiz, bunun yerine üçünün önünde tek başına duran İsa’nın sesini dinleyeceğiz. Onların önünde artık O, önceki gibi parlamıyor: her insan gibi, insan sesi ve sözleriyle konuşuyor ve tüm insanlar gibi acı çekebiliyor; bunu birkaç gün önce onlara Kendisi duyurmuştu.
“Onu dinleyin”: yaşamımızı kuracağımız Söz, O’nun Sözü olacaktır. Yalnızca O’nun Sözü. Ve bu, İbrahim’e de konuşmuş olana itaat ederek olacaktır.
İsa’nın Sözünü dinlememiz, İbrahim’inki gibi kararlı olacaktır. Sözünün bizi nereye götürdüğünü görmüyor muyuz? O’na, bizim gözlerimizin sahip olduğu sınırlamalara maruz kalmadan her şeyi gören gözlerine güveniyoruz. İsa’yı dinleyerek İbrahim’in imanını yaşayacağız. İşte, tövbe etmek budur.
Biz de kutsanacağız ve “yeryüzündeki bütün aileler” için bir kutsama olacağız. Acı çekecek miyiz? Elbette, acı çekeceğiz tıpkı İbrahim’in bilmeden yola çıkarken acı çektiği gibi. İsa’ya itaat etmek için acı çektiğimizde, kutsallığa olan çağrımızı gerçekleştireceğiz. Aziz Pavlus, Timoteos’a yazdığı mektupta bunu söylüyor.
O, Timoteos’u açıkça acı çekmeye davet ediyor: bunu yapmak için ona Allah’tan güç verilecektir. Ve bu, sadece acı çekmek değil, İncil için, yani İsa’ya itaat etmek için acı çekmektir: ve bu acı çekmek değil, Allah’ın şanına ortak olmaktır. Gerçekten İsa «Kurtarıcımız Mesih İsa ölümü etkisiz kılmış, yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde’nin aracılığıyla ışığa çıkarmıştır». Bu sözlerde İbrahim’e vaat edilen kutsama kapsanmaktadır. Bu kutsama üzerimizde durmaktadır ve bizler tarafından henüz tövbe etmeyibekleyen her insana taşınmaktadır.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Janvier 2026
Gennaio 2026
January 2026
Ocak 2026
Presence: https://presence.org.tr/
Presence TR: https://presencet.com.tr/
Online Okuma ve İndirme:https://online.fliphtml5.com/nujev/Janvier/#p=1

1st Sunday of Lent – A
1ª Domenica di Quaresima – A
1er Dimanche de Carême – A
Kutsal Kitab’ın Okunması
1. Okuma Yaratılış 2,7-9; 3,1-7 Mezmur 50’den 2. Okuma Romalılara 5,12-19 İncil Mt 4,1-11
Birkaç gün önce Paskala’ya Hazırlık Devresine girdik. Bu dönemin liturjik rengi her şeyi anlatıyor: bu, tövbe zamanıdır, bu dönemde çeşitli şekillerde ciddi bir şekilde hayatımızın dönüşümü ile ilgileniyoruz. Sık sık duyduğumuz ‘tövbe etmek’, nedir? Basitçe şöyle diyebiliriz: tövbe etmek, Adem’den İsa’ya geçmektir! Adem, kendisine hayat verenin sözünü dinledi, ama sonra başka bir sese, Allahı’nın ve Babası’nın sevgisinden şüphelenen o sese güvenmeyi tercih etti. O sesi dinleyerek, bizim günah dediğimiz itaatsizliğe vardı. Bu kelime sadece Yahudi ve Hristiyan çevrelerinde bilinir ve kullanılır: burada Adem’den söz edilir. Diğer insanlar bu kelimeyi, yani ‘günah’ kelimesini bilmezler, bu yüzden bugün yanlış anlaşılma riskini göze almamak için onu kullanmaktan çekiniyoruz.
Bizler Adem’in çocuklarıyız. Allah’ın sözünden şüphelenmeye, hatta O’nun kıskanç olduğunu ve bizim mahvolmamızı istediğini düşünmeye alışkın olanlar tarafından bu dünyaya getirildik ve yetiştirildik. Allah’tan şüphe etmeye alıştık, hatta O’nun talimatlarını kasten değiştirdik, tıpkı ayartıcı sesin Havva ile yaptığı gibi: “Allah gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?”. Allah böyle değil de, sadece bir ağaçtan yiyemeyeceklerini söylemişti. Ama ayartıcı, Havva’yı tartışmaya kışkırtarak onu kendi düşüncelerine çekiyor. Buradan, sevgiyi bilmeyene hak vermeye geçmek çok kolaydır.

Tövbe etmek, Adem’den İsa’ya geçmektir. İsa da ayartıcıyla uğraşmalıydı. Bu, yani Şeytan, kimseyi esirgemez. O her zaman, İsa ile de, Allah’ın Sözü’nden hareket eder ve tartışmaya çekmeye çalışır. İsa’nın kulaklarında hala Ürdün Nehri’nde duyduğu “Bu benim sevgili Oğlumdur” sözleri olduğunu bilen şeytan, O’na bunu hatırlatarak başlıyor,ama, tabii ki, bencil bir amaçla. Allah’ın Oğlu’nun yeteneklerini kendi çıkarları için mucizeler yapmak üzere kullanmasını öneriyor: önce taşları ekmeğe dönüştürerek açlığını gidermesinin, sonra Allah’a şantaj yaparak, kendi kibrini tatmin etmek için bir mucize yapmasını ve son olarak, Allah’ın Oğlu olduğu için insanları herkesten daha başarılı bir şekilde yönetebileceğine O’nu inandırarak, dünyanın krallıklarının başına geçmesinin gerektiğini söylüyor. O’nu bu krallıkların başına kim koyacaktı? Tam da o, ayartıcıŞeytan, Allah’ın ve insanların düşmanı. Ve İsa da onun şiddetli ve baskıcı yöntemlerini kullanmak zorunda kalacaktı.
İsa tartışmanın tehlikeli olduğunu bildiği için mantık yolunu izlemiyor. Kutsal Yazılardaki peygamberlik Sözünü hatırlıyor. «Allah’ın Oğluysan…» provokasyonuna Kendi içinde şöyle cevap veriyor: ‘Evet, ben Allah’ın Oğluyum, buna inanıyorum ve bunu kanıtlamama gerek yok. Madem ki oğluyum, Allah benim Babamdır, beni sever ve bu yüzden ben O’na itaat ederim. O’nun Sözünü dinlerim, onu gerçekleştirmek, O’na itaat etmek için’.
İsa’nın Kutsal Yazıları okuduğu için işte, hafızasında kalan cevaplar: “İnsan yalnız ekmekle değil, Allah‘ın ağzından çıkan her sözle yaşar”: o Söz’den bizler de hayat alırız. Mucize talebine şöyle cevap veriyor: “Allahın olan Rab’bi sınamayacaksın”; bu O’na inanmamak, O’nu Allah olarak kabul etmemek, O’nun yerine geçmek anlamına gelecekti. Biz Allah’ın bizi zaten sevdiğine inanırız, bize bunu kanıtlamasına gerek yoktur. Ve insanları egemenlik altına alarak onların iyiliğini isteme önerisine karşılık, işte sır: «Allahın olan Rab’be tap, yalnız O’na kulluk et»: bu, O’na her zaman itaat ederek, tüm kalbiyle O’nu severek kendilerini Allah’ın çocukları olduklarını kabul etmeye ihtiyaç duyan insanları sevmenin emin yoludur. Silah ve şiddet kullanarak insanları sevdiğini düşünenler, sevginin ne olduğunu bilmezler.
Adem’den İsa’ya geçmek; Allah’ın güçlü olduğunu düşünmekten, her zaman seven bir Allah’ın sevgisini hatırlamaya geçmek demektir. Dolayısıyla tövbe etmek, bu bakış açısının değişmesidir: kendimi, sağlığımı, insanlar arasında şöhretimi aramıyorum, onların üzerinde güç sahibi olmaya çalışmıyorum, bunun yerine Allah’ımın hayatını yaşamaya çalışacağım; nasıl? Seveceğim, hizmet edeceğim, alçakgönüllü ve uysal olacağım, sevinç ve şükranla.
Aziz Pavlus, sürekli ve sebatkar olacak bu dönüşümümüzün, bu tövbe etmemizin üzerinde düşünmemize yardımcı olur. O bize, “Çünkü eğer ölüm bir tek adamın suçu yüzünden o tek adam aracılığıyla egemenlik sürdüyse, Allah’ın bol lütfunu ve aklanma bağışını alanların bir tek adam, yani İsa Mesih sayesinde yaşamda egemenlik sürecekleri çok daha kesindir” diyor. Adem ve Havva, kendi mantıklarıyla hepimizi itaatsizlik yoluna sokarak bizleri mahvettiler, İsa ise dinleyişi ve itaatkar sevgisiyle, hepimizi Allah Baba’nın gözünde hoş kılar, O’na benzer kılar, böylece bizler dünyayı, ezici bir krallıktan, göklerin krallığına, şenlik, birlik, barış ve özgürlük krallığına dönüştürebiliriz!
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

6ª Domenica del Tempo Ordinario – A
6th Sunday of Ordinary Time – A
6ème Semaine du Temps Ordinaire – A
Kutsal Kitab’ın Okunması
1. Okuma Sir 15,15-20 Mezmur 118 2. Okuma 1Kor 2,6-10 İncil Mt 5,17-37
Sirak kitabından duyduğumuz ilk cümle şudur: «Eğer O’nun emirlerine uymak istiyorsan, onlar seni koruyacaktır; eğer O’na güveniyorsan, sen de yaşayacaksın». Bu sözler bize doğru bakış açısını veriyor: Allah’ın emirleri O’nun kaprisleri değil, büyük bir bilgeliğidir. Onlar bizi korur ve düşmanımızın bencilliklerinin ve yalanlarının aldatmacalarından savunur. «Rab’bin bilgeliği büyüktür; güçlü ve kudretlidir, O, her şeyi görür»: gerçekten O sadece geçmişi değil, geleceği de görür; bizim nasıl olduğumuzu, gerçekte neye ihtiyacımız olduğunu bilir, çünkü bizi yaratan O’dur. Bu nedenle O’na, O’nun her sözüne güvenebiliriz. O’nun bizi aldatmak gibi bir çıkarı yoktur, çünkü bizi sevgisiyle yarattı!
Maalesef Allah’ın bilgeliği insanlar tarafından, hatta onu sıradan insanlara tanıtmak ve açıklamakla görevli olanlar tarafından bile saptırıldı. İsa, ortaya çıkan zor ve aldatıcı durumu bilip buna çare bulmaya çalışmaktadır. Bunu, “dağdaki” vaazından anlıyoruz. İsa bu konuşmaya mutluluklar ilanı ile başlamıştı ve öğrencilerin, yani Kendini izleyenlerin dünya için ne kadar değerli olduklarını söyleyerek devam etmişti: gerçekten tam da öğrencileri göklerin krallığını oluşturacaklar.

Bugün okuduğumuz uzun metinde İsa, herkesin alıştığı çarpıtmaları ve değişiklikleri düzeltmek için Allah’ın bazı emirlerini gözden geçiriyor. Öncelikle, kuralları kesinlikle değiştirmek istemediğini, aksine onları Allah’ın Kendisinin demek istediği gibi anlayabileyelim diye tam olarak aydınlatmak istediğini söyleyerek başlamaktadır. Gerçekten şöyle diyor: Kutsal Yasa’yı ye peygamberleri, yani bildiğimiz Allah’ın Sözünü “tamamlamaya geldim”. Pekı “tamamlamaya geldim” ne anlama geliyor? Öncelikle, Baba’nın isteğini sevgi isteği olarak bilmemizi ve onu, aldığımız sevgiye sevgiyle karşılık olarak yaşamamızı sağlamak anlamına geliyor. İsa, “göklerin krallığı” olarak yaşamayı öğrenmemizi istiyor. Bu söz, öğretilerinde sık sık geçiyor. Her zaman, dünyada, ama yabancılar olarak yaşadığımızı hatırlamalıyız: yaşam tarzımız, göklerin krallığında yaşamak olarak ayırt edilip tanımlanıyor. Bunun içindir ki, bizim “doğruluğumuz” din bilginleri ve Ferisilerinkinden farklı ve onlarınkinden üstündür: onlar bu krallığı henüz tanımıyorlar ve onun kralını kabul etmedikleri için onu yaşamıyorlar.
İsa’nın bugünkü sayfada ele aldığı sözler, on emirden bazılarıyla ilgilidir. Öncelikle, bizim beşinci emir olarak bildiğimiz: “Öldürmeyeceksin”! Peder Allah bu sözü Musa’ya verdiğinde, Kayin’den başka kimi düşünmüştü ki? Kayin ne yapmalıydı? Mademki kardeşi Habil’in sunduğu kurban Alllah’ın hoşuna gitmişti, kardeşini kendinden daha çok saymalıydı değil mi? Ve de ondan sevmeyi ve alçakgönüllülükle yaşamayı da öğrenebilirdi!
Ve altıncı emri okuduğumuzda: “Zina etmeyeceksin”, bunu düşüncelerimizde yaşamaya başlamamız gerekmez mi? Zina; başkalarının suçu yüzünden değil, Allah’ın erkeğin yanına koyduğu kadın armağanına sadık kalmaya dikkat etmediğimiz için oluyor. Allah’ı tanımayan halklar bile zina yapmaktan tiksinmektedirler: Mısır firavununun, karısı Sara’yı zina yapabilecek duruma düşüren İbrahim’i azarladığını yeniden okumak yeterlidir. Bu sözü “tamamlamaya” kadar yaşamak için gözümüz, elimiz ve ayağımız ile kararlılıkla davranmamız gerekecektir. Bakışlarımızın, işimizin, ilişkilerimizin ve seyahatlerimizin, sevgi sözünün anlamını değiştirmemize neden olmasına izin vermeyeceğiz. Dünyada birçok bencil davranış sevgi olarak adlandırılır. Göklerin krallığında bu olamaz!
İnsanlarla ilişkilerimizde kelimeleri nasıl kullanıyoruz? Dünyada yeminler aldatmak ve zarar vermek için kullanılır; doğrulamalar ve yadsımalar, gerçekliği bencil çıkarlarımıza göre değiştirmek için kullanılır. Evet ve hayır, Baba’nın sevgisini tanıtmak için değil, kendimizi yüceltmek veya başkalarına itiraf etmek için kullanılır. Göklerin krallığında bu olmaz, olmamalıdır.
Tüm emirleri, göklerin krallığını “tamamlamak” için yaşayacağız; bu krallık geliyor, hatta şimdi de aramızda ve Baba’nın gönderdiği kralı, Davut’a vaat edilen, melek tarafından Meryem’e, Anne’ye, ve rüyada Yusuf’a da duyurulan o kralı çevreliyor.
Aziz Pavlus bize, bu krallıkta, tüm insanları seven ve hepsini insanın düşmanından kurtarmak isteyen Allah’ın mükemmel bilgeliği ile konuştuğumuzu söylüyor. İsa’yı dinleyen ve seven bizlere de Allah, “her şeyi, hatta Allah‘ın derinliklerini bile iyi bilen Ruh” olan Ruhunu veriyor. Öyleyse, Allah’ın değerli emirlerini “tamamlamak” bizim için zor olmayacaktır!
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

5ª Domenica del Tempo Ordinario – A
5th Sunday of Ordinary Time – A
5ème Semaine du Temps Ordinaire – A
Kutsal Kitab’ın Okunması
1. Okuma Yeşaya 58,7-10 Mezmur 111 2. Okuma 1 Kor 2,1-5 İncil Matta 5,13-16
“Işığınız tan gibi ağaracak, çabucak şifa bulacaksınız”, Allah’ın, yoksullara yardım ederek, her türlü acıyı teselli ederek, adaleti yaşamaya ve böylece ezilenleri ayağa kaldırmaya başlayarak, tövbe eden halka verdiği sözdür. Bu, Allah’ın yüreğini etkileyen ve dünyayı cennete dönüştürmeye başlayan insanların yaşam tarzıdır. İsa, bu yeni krallığı dağda önünde toplanan öğrencilerine ve kalabalığa duyurmuştu. Neler olacağını ve O’nun sözlerine uygun bir yaşam sürerlerse hayatlarının ne kadar güzel olacağını anlamalarına yardımcı olmak için onlara Söz’ü hitap etmeye devam ediyor.
Onlar; ruh’un dilencisi, kalbi temiz, barışçı, alçakgönüllülük ve yumuşak huyluluk ile, merhamet bağışlayacı olarak yaşadıklarında, tüm dünya için büyük bir armağan olacaklardır. İsa, onların “yeryüzünün tuzu” bile olacaklarını söylüyor. Tuz değerlidir: yiyeceklere tat katarak onları yenilebilir ve lezzetli hale getirir, ayrıca onları uzun süre muhafaza etmek için kullanılır. “Sizler yeryüzünün tuzusunuz” demek, “sizler vazgeçilmezsiniz” demekle eşdeğerdir: sizler olmadan yeryüzü yaşanabilir olmaz, sizler olmadan insanların yaşadığı ortamlar kaçmak istenen yerler haline gelir. İslam çoğunluklu ülkelerin devlet başkanlarının Hristiyanlardan kaçmamalarını, onları terk etmemelerini, aralarında kalmalarını istediklerinde bunu şaşkınlıkla anladık.

İsa, Kendisine iman edenlerin hayatının ne kadar önemli olduğunu, insanların yaşadığı ortamlarda onların varlığının ne kadar değerli olduğunu anlamamıza yardımcı olmak için başka bir benzetme daha ekliyor. “Sizler dünyanın ışığısınız”: öğrencilerin varlığı; insanların birbirlerini görmelerine, kendilerini Baba’nın sevdiği kardeşler olarak görmelerine, iyiyi kötüden ayırt etmelerine, görünür ve görünmez her şeyin gerçek değerini görmelerine yardımcı olur. Hristiyanların herhangi bir yerde varlığı, “göklerin krallığının” varlığıdır.
İsa, Kendisini dinleyen öğrencilerini takdir etmekle kalmıyor, onları ağır bir tehlikeye karşı da uyarıyor. Onlar, sadece Hristiyan olarak çağırıldıklarından dolayı tuz ve ışık değildirler. Onlar, hayatlarında İsa var olduğu sürece “tuz ve ışık”tırlar. Onlar, kendilerinde – zihinlerinde, arzularında ve eylemlerinde – İsa’nın hayatını taşıdıkları için tuz gibi yararlıdırlar. Eğer İsa artık onların içinde bulunmazsa, onlar tüm iyi niteliklerini yitirir, kendileri ve başkaları için yararsız hale gelirler. Bu nedenle, kendilerine her zaman dikkat edecekler ki, kalplerinden ve zihinlerinden Rab’bin varlığını zorla elde edilmesin. Aksi takdirde, tatsız tuz haline gelirler. Tuzun tadı ve muhafa etme özelliği, İsa’nın içinde bulunmasından kaynaklanır. Başka bir İncil metninde İsa şöyle diyor: “Bensiz hiçbir şey yapamazsınız” ve “Bende kalan çok meyve verir”.
Aynı şey “ışık” imgesi için de geçerlidir. İsa, Noel’de duyduğumuz gibi, “her insanı aydınlatan” dünyanın ışığıdır. Öğrenciler, bir odada veya başka bir odada ışığı tutan şamdanlar gibidir. Şamdanın üzerinde alev, yani İsa olmalı! Aydınlatan O’dur, öğrenciler O’nu karanlıkta mevcut kılarlar. Alevin yanık olmasına dikkat ederler: o zaman yüksekte duran şamdan, alevin aydınlatmasına izin verir. Onu saklamayacak ve de örtmeyecekler.
Metaforik imgelerden çıkalım mı? Havari Pavlus bize yardımcı oluyor. O, Korintoslulara, onların tek kurtarıcısı olan İsa’nın adıyla ve O’nun adında kendini tanıttı. İsa suçluymuş gibi çarmıha gerilmiş olsa da, Pavlus O’ndan bahsetmekten utanmadı. Aksine, tam da O’nun haçı havari olan kendisinin şerefidir.
Peki ya biz? Biz öğreniriz, ve cesaretle ve güvenle İsa’yı kalbimizde, arzularımızda, zihnimizde ve eylemlerimizde tutmaya devam ederiz. Bunu, O’nun sözüye, O’nun her esiniyle, O’nun her öğüdüyle içimizde işlemesine izin vererek yapacağız – bunların gerçekleşmeleri bize zor görünse de.
Noel’de “her şey O’nun aracılığıyla yaratıldı” diye öğrendik: bu demek ki her şey, bedenimiz ve yetenekleri ile ruhumuz dahil, O’nun izini taşıyor. Allah Baba’nın O’na, yani Oğlu’na aktardığı aynı sevgiyle yoğrulmuşuz. Allah’ın aynı özünden, yani gerçek ve karşılıksız sevgiden yapılmışız. Bizi ilgilendiren çıkarcı sevgi değildir: böyle olsaydı, kendimizi ve başkalarını aldatacaktı. İlahi sevgi; talep etmeyen, övünmeyen, kötülüğe kötülükle karşılık vermeyen, iyiliksever, kıskançlık duymayan, aksine “gerçeğe sevinen” sevgidir. Aziz Pavlus bunu tam da Korintoslulara söylüyor: onlara, “imanınız insanların bilgeliğine değil, Allah‘ın gücüne dayanması için” duyurusunu Ruh’un lütfu üzerine kurduğunu, söylüyor. Bunun için hayatımız Allah’ın ve tüm insanların gözünde değerlidir. Yeryüzü için tuz, dünya için ışık olmaktan gurur duyuyoruz: O’nun içinde kalalım!
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it