Olağan Devre 6. Pazar Günü – A yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Sir 15,15-20 Mezmur 118 2. Okuma 1Kor 2,6-10 İncil Mt 5,17-37

Sirak kitabından duyduğumuz ilk cümle şudur: «Eğer O’nun emirlerine uymak istiyorsan, onlar seni koruyacaktır; eğer O’na güveniyorsan, sen de yaşayacaksın». Bu sözler bize doğru bakış açısını veriyor: Allah’ın emirleri O’nun kaprisleri değil, büyük bir bilgeliğidir. Onlar bizi korur ve düşmanımızın bencilliklerinin ve yalanlarının aldatmacalarından savunur. «Rab’bin bilgeliği büyüktür; güçlü ve kudretlidir, O, her şeyi görür»: gerçekten O sadece geçmişi değil, geleceği de görür; bizim nasıl olduğumuzu, gerçekte neye ihtiyacımız olduğunu bilir, çünkü bizi yaratan O’dur. Bu nedenle O’na, O’nun her sözüne güvenebiliriz. O’nun bizi aldatmak gibi bir çıkarı yoktur, çünkü bizi sevgisiyle yarattı!

Maalesef Allah’ın bilgeliği insanlar tarafından, hatta onu sıradan insanlara tanıtmak ve açıklamakla görevli olanlar tarafından bile saptırıldı. İsa, ortaya çıkan zor ve aldatıcı durumu bilip buna çare bulmaya çalışmaktadır. Bunu, “dağdaki” vaazından anlıyoruz. İsa bu konuşmaya mutluluklar ilanı ile başlamıştı ve öğrencilerin, yani Kendini izleyenlerin dünya için ne kadar değerli olduklarını söyleyerek devam etmişti: gerçekten tam da öğrencileri göklerin krallığını oluşturacaklar.

Bugün okuduğumuz uzun metinde İsa, herkesin alıştığı çarpıtmaları ve değişiklikleri düzeltmek için Allah’ın bazı emirlerini gözden geçiriyor. Öncelikle, kuralları kesinlikle değiştirmek istemediğini, aksine onları Allah’ın Kendisinin demek istediği gibi anlayabileyelim diye tam olarak aydınlatmak istediğini söyleyerek başlamaktadır. Gerçekten şöyle diyor: Kutsal Yasa’yı ye peygamberleri, yani bildiğimiz Allah’ın Sözünü tamamlamaya geldim”. Pekı tamamlamaya geldim” ne anlama geliyor? Öncelikle, Baba’nın isteğini sevgi isteği olarak bilmemizi ve onu, aldığımız sevgiye sevgiyle karşılık olarak yaşamamızı sağlamak anlamına geliyor. İsa, “göklerin krallığı” olarak yaşamayı öğrenmemizi istiyor. Bu söz, öğretilerinde sık sık geçiyor. Her zaman, dünyada, ama yabancılar olarak yaşadığımızı hatırlamalıyız: yaşam tarzımız, göklerin krallığında yaşamak olarak ayırt edilip tanımlanıyor. Bunun içindir ki, bizim doğruluğumuz din bilginleri ve Ferisilerinkinden farklı ve onlarınkinden üstündür: onlar bu krallığı henüz tanımıyorlar ve onun kralını kabul etmedikleri için onu yaşamıyorlar.

İsa’nın bugünkü sayfada ele aldığı sözler, on emirden bazılarıyla ilgilidir. Öncelikle, bizim beşinci emir olarak bildiğimiz: “Öldürmeyeceksin”! Peder Allah bu sözü Musa’ya verdiğinde, Kayin’den başka kimi düşünmüştü ki? Kayin ne yapmalıydı? Mademki kardeşi Habil’in sunduğu kurban Alllah’ın hoşuna gitmişti, kardeşini kendinden daha çok saymalıydı değil mi? Ve de ondan sevmeyi ve alçakgönüllülükle yaşamayı da öğrenebilirdi!

Ve altıncı emri okuduğumuzda: “Zina etmeyeceksin”, bunu düşüncelerimizde yaşamaya başlamamız gerekmez mi? Zina; başkalarının suçu yüzünden değil, Allah’ın erkeğin yanına koyduğu kadın armağanına sadık kalmaya dikkat etmediğimiz için oluyor. Allah’ı tanımayan halklar bile zina yapmaktan tiksinmektedirler: Mısır firavununun, karısı Sara’yı zina yapabilecek duruma düşüren İbrahim’i azarladığını yeniden okumak yeterlidir. Bu sözü tamamlamaya kadar yaşamak için gözümüz, elimiz ve ayağımız ile kararlılıkla davranmamız gerekecektir. Bakışlarımızın, işimizin, ilişkilerimizin ve seyahatlerimizin, sevgi sözünün anlamını değiştirmemize neden olmasına izin vermeyeceğiz. Dünyada birçok bencil davranış sevgi olarak adlandırılır. Göklerin krallığında bu olamaz!

İnsanlarla ilişkilerimizde kelimeleri nasıl kullanıyoruz? Dünyada yeminler aldatmak ve zarar vermek için kullanılır; doğrulamalar ve yadsımalar, gerçekliği bencil çıkarlarımıza göre değiştirmek için kullanılır. Evet ve hayır, Baba’nın sevgisini tanıtmak için değil, kendimizi yüceltmek veya başkalarına itiraf etmek için kullanılır. Göklerin krallığında bu olmaz, olmamalıdır. 

Tüm emirleri, göklerin krallığını tamamlamak” için yaşayacağız; bu krallık geliyor, hatta şimdi de aramızda ve Baba’nın gönderdiği kralı, Davut’a vaat edilen, melek tarafından Meryem’e, Anne’ye, ve rüyada Yusuf’a da duyurulan o kralı çevreliyor. 

Aziz Pavlus bize, bu krallıkta, tüm insanları seven ve hepsini insanın düşmanından kurtarmak isteyen Allah’ın mükemmel bilgeliği ile konuştuğumuzu söylüyor. İsa’yı dinleyen ve seven bizlere de Allah, “her şeyi, hatta Allah‘ın derinliklerini bile iyi bilen Ruh” olan Ruhunu veriyor. Öyleyse, Allah’ın değerli emirlerini tamamlamak bizim için zor olmayacaktır!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre 5. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Yeşaya 58,7-10 Mezmur 111 2. Okuma 1 Kor 2,1-5 İncil Matta 5,13-16

Işığınız tan gibi ağaracak, çabucak şifa bulacaksınız”, Allah’ın, yoksullara yardım ederek, her türlü acıyı teselli ederek, adaleti yaşamaya ve böylece ezilenleri ayağa kaldırmaya başlayarak, tövbe eden halka verdiği sözdür. Bu, Allah’ın yüreğini etkileyen ve dünyayı cennete dönüştürmeye başlayan insanların yaşam tarzıdır. İsa, bu yeni krallığı dağda önünde toplanan öğrencilerine ve kalabalığa duyurmuştu. Neler olacağını ve O’nun sözlerine uygun bir yaşam sürerlerse hayatlarının ne kadar güzel olacağını anlamalarına yardımcı olmak için onlara Söz’ü hitap etmeye devam ediyor.

Onlar; ruh’un dilencisi, kalbi temiz, barışçı, alçakgönüllülük ve yumuşak huyluluk ile, merhamet bağışlayacı olarak yaşadıklarında, tüm dünya için büyük bir armağan olacaklardır. İsa, onların yeryüzünün tuzu” bile olacaklarını söylüyor. Tuz değerlidir: yiyeceklere tat katarak onları yenilebilir ve lezzetli hale getirir, ayrıca onları uzun süre muhafaza etmek için kullanılır. “Sizler yeryüzünün tuzusunuz” demek, “sizler vazgeçilmezsiniz” demekle eşdeğerdir: sizler olmadan yeryüzü yaşanabilir olmaz, sizler olmadan insanların yaşadığı ortamlar kaçmak istenen yerler haline gelir. İslam çoğunluklu ülkelerin devlet başkanlarının Hristiyanlardan kaçmamalarını, onları terk etmemelerini, aralarında kalmalarını istediklerinde bunu şaşkınlıkla anladık.

Thomas Gainsborough (1727-1788)

İsa, Kendisine iman edenlerin hayatının ne kadar önemli olduğunu, insanların yaşadığı ortamlarda onların varlığının ne kadar değerli olduğunu anlamamıza yardımcı olmak için başka bir benzetme daha ekliyor. “Sizler dünyanın ışığısınız”: öğrencilerin varlığı; insanların birbirlerini görmelerine, kendilerini Baba’nın sevdiği kardeşler olarak görmelerine, iyiyi kötüden ayırt etmelerine, görünür ve görünmez her şeyin gerçek değerini görmelerine yardımcı olur. Hristiyanların herhangi bir yerde varlığı, “göklerin krallığının” varlığıdır.

İsa, Kendisini dinleyen öğrencilerini takdir etmekle kalmıyor, onları ağır bir tehlikeye karşı da uyarıyor. Onlar, sadece Hristiyan olarak çağırıldıklarından dolayı tuz ve ışık değildirler. Onlar, hayatlarında İsa var olduğu sürece “tuz ve ışık”tırlar. Onlar, kendilerinde – zihinlerinde, arzularında ve eylemlerinde – İsa’nın hayatını taşıdıkları için tuz gibi yararlıdırlar. Eğer İsa artık onların içinde bulunmazsa, onlar tüm iyi niteliklerini yitirir, kendileri ve başkaları için yararsız hale gelirler. Bu nedenle, kendilerine her zaman dikkat edecekler ki, kalplerinden ve zihinlerinden Rab’bin varlığını zorla elde edilmesin. Aksi takdirde, tatsız tuz haline gelirler. Tuzun tadı ve muhafa etme özelliği, İsa’nın içinde bulunmasından kaynaklanır. Başka bir İncil metninde İsa şöyle diyor: “Bensiz hiçbir şey yapamazsınız” ve “Bende kalan çok meyve verir”.

Aynı şey “ışık” imgesi için de geçerlidir. İsa, Noel’de duyduğumuz gibi, “her insanı aydınlatan” dünyanın ışığıdır. Öğrenciler, bir odada veya başka bir odada ışığı tutan şamdanlar gibidir. Şamdanın üzerinde alev, yani İsa olmalı! Aydınlatan O’dur, öğrenciler O’nu karanlıkta mevcut kılarlar. Alevin yanık olmasına dikkat ederler: o zaman yüksekte duran şamdan, alevin aydınlatmasına izin verir. Onu saklamayacak ve de örtmeyecekler.

Metaforik imgelerden çıkalım mı? Havari Pavlus bize yardımcı oluyor. O, Korintoslulara, onların tek kurtarıcısı olan İsa’nın adıyla ve O’nun adında kendini tanıttı. İsa suçluymuş gibi çarmıha gerilmiş olsa da, Pavlus O’ndan bahsetmekten utanmadı. Aksine, tam da O’nun haçı havari olan kendisinin şerefidir.

Peki ya biz? Biz öğreniriz, ve cesaretle ve güvenle İsa’yı kalbimizde, arzularımızda, zihnimizde ve eylemlerimizde tutmaya devam ederiz. Bunu, O’nun sözüye, O’nun her esiniyle, O’nun her öğüdüyle içimizde işlemesine izin vererek yapacağız – bunların gerçekleşmeleri bize zor görünse de.

Noel’de “her şey O’nun aracılığıyla yaratıldı” diye öğrendik: bu demek ki her şey, bedenimiz ve yetenekleri ile ruhumuz dahil, O’nun izini taşıyor. Allah Baba’nın O’na, yani Oğlu’na aktardığı aynı sevgiyle yoğrulmuşuz. Allah’ın aynı özünden, yani gerçek ve karşılıksız sevgiden yapılmışız. Bizi ilgilendiren çıkarcı sevgi değildir: böyle olsaydı, kendimizi ve başkalarını aldatacaktı. İlahi sevgi; talep etmeyen, övünmeyen, kötülüğe kötülükle karşılık vermeyen, iyiliksever, kıskançlık duymayan, aksine “gerçeğe sevinen” sevgidir. Aziz Pavlus bunu tam da Korintoslulara söylüyor: onlara, “imanınız insanların bilgeliğine değil, Allah‘ın gücüne dayanması için” duyurusunu Ruh’un lütfu üzerine kurduğunu, söylüyor. Bunun için hayatımız Allah’ın ve tüm insanların gözünde değerlidir. Yeryüzü için tuz, dünya için ışık olmaktan gurur duyuyoruz: O’nun içinde kalalım! 

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre 4. Pazar Günü – A yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Sof 2,3; 3,12-13 Mezmur 145 2. Okuma 1Kor 1,26-31 İncil Mt 5,1-12

Peygamber Sefanya, düşüncelerini ve öğütlerini paylaşmak için yoksullara sesleniyor. Onun zamanında da zenginlere veya güçlülere seslenmenin bir yararı yok muydu? Allah’ın sözleri yoksullara ulaşır, yoksullar tarafından dinlenir, yoksullar bu sözleri itaat ve sevinçle, ve en önemlisi, meyve vererek yaşarlar. İsa dünyaya geldiğinde de, melekler geçici işleri, yaşamları ve konutları olan çobanları çağırdı, evlerinde ve işlerinde kendilerini güvende hisseden şehirlileri değil. Allah’ın tarzı, Nasıra’da gizlenmiş olan Meryem ile başladığı gibi, gizli kişilerle aramızda işlerini başlatmak. Ve aynen, son yüzyıllarda da, ilahi gösteriler yoksul köylü kızlarına, cahil çocuklara, üniversite diploması olmayan gençlere, hatta Kilise’nin açık düşmanlarına yönelmiştir. 

Sefanya ne tavsiye ediyor? Ülkedeki bütün alçakgönüllüler, Rab’be yönelin. Doğruluğu ve alçakgönüllülüğü amaç edinin. Yoksullara zenginlik, güvenlik, hele ki güç ve otorite aramaları söylenmez. Rab’bi, adaleti, alçakgönüllülüğü arayacaklar: Rab adildir ve alçakgönüllüdür, alçakgönüllülüğü arayan Rab’bi bulur, adaleti arayan O’nun kalbinde bulur kendini. 

Bu kısa sayfa, İncil’deki metnin güzel bir önsözüdür: İsa’nın öğrencileri tarafından yönlendirilen bir kalabalık dağa çıkmaktadır. Neden? İsa’yı arıyorlar ve onu bulmak için çaba sarf ediyorlar. Konforlarını, günlük işlerini bırakıp, dinlemelerinin rahatsız edilmeyeceği, arayışlarının başka şeylerden dağılmayacağı ıssız bir yere gidiyorlar.

Peki İsa ne yapıyor? Konuşmaya başlıyor, ağzını açıyor, sözleri tek tek dışarı çıkarıyor. Hepsi değerlidir, çünkü bu sözler O’nun sonsuzluğundan, Nasıra’da geçirdiği otuz yıllık sessizlikten, birliktelik, barış ve gerçekleşen umutlarla dolu bir gelecek vizyonundan geliyorlar.

İsa’nın söylediği sözler artık hafızamızda yer almaktadır. Artık düşünme ve arzu etme biçimimizin bir parçasıdırlar. Yine de, bu sözler yenidir. Onları daha önce duyduğumuzda, şimdi fark ediyoruz ki dikkatimiz dağılmıştı. Onları, alışkanlıklarımızı değiştiremeyeceklerini ve değiştirmemeleri gerektiğini düşünerek dinlemiştik. Bizimle İsa arasında; anladığımız, bildiğimiz, zaten Rab’bin istediği gibi olduğumuz yanılsamasını yaratan bir cam duvar olmaya izin verdik.

Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Göklerin Egemenliği onlarındır: yoksullar kimlerdir? Sadece yoksullar mı, yoksa dilenciler de mi? Ruhta dilenciye ne mutlu: yoksulluk, normalde anlaşıldığı şekliyle, ikinci planda kalıyor. Allah’ın Ruhunu, yani sevgi dolu yaşamını arzulayan, mutludur, yani Alllah’ın dostu ve müttefikidir. Bu şekilde o, İsa’nın sevilen ve seven kral olduğu göklerin krallığına katılıyor!

Ne mutlu yaslı olanlara! Onlar teselli edilecekler.” Kimler ağlıyor? İsa’nın Kutsal Şehir için ağlamasını, Lazar’ın mezarı başında ağlamasını, Kudüs’ün kadınları ve çocukları için ağlamasını paylaşanlar. İsa’nın reddedilmesi, O’na olan imansızlık, O’nun acıları için ağlayanlara ne mutlu! Bu ağlama, Baba’nın tesellisiyle karşılanıyor.

Bana olan bağlılığınızdan ötürü insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size!”. İsa’nın adı senin içinde o kadar güçlü bir şekilde mevcut ki, O’ndan nefret edenlerin nefretini çekiyorsan, Baba’nın kalbinde olursun. Korkmayacaksın; İsa’nın önceden tüm bunlara katlandığını bilerek, iftira yüzünden çektiğin utancı ve acıyı sunacaksın.

İsa’nın diğer sözleriyle devam edebiliriz, ama şimdi Aziz Pavlus’un Korintos cemaatinde, soyluların ve güçlülerin olmadığı yoksulların bir cemaatinde bu İncil’in sayfasını nasıl dinlediğine bakalım. Eğer tüm imalılar ya da çoğu, başkaları tarafından aptal olarak yargılanıyorsa, utanmamalıdırlar: onlar Allah tarafından seviliyor ve bu nedenle O’nun tarafından korunuyor ve kutsanıyor. Yoksul olabilir ve hor görülebiliriz, ama gurur duyuyoruz, çünkü aramızda, “Bizim için ilahi bilgelik, doğruluk, kutsallık ve kurtuluş olduğu” İsa var. O’nunla övünürüz ve başka bir şey aramayız. Dünya, gerçek bilgeliğin sevgiyle dolu olduğunu, gerçek adaletin insanları Kötünün adaletsizliğinden kurtaran adalet olduğunu ve kurtarılmış ve kutsanmış dünyanın göklerin krallığı haline geldiğini fark edecektir. Orada herkes yaşam, sevinç ve özgürlük bulur. Sefanya’nınbizi davet ettiği gibi, dünyayı değiştirmeye biz başlayacağız, çünkü şimdi aramızda İsa var!

P. Vigilio Covi 

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre 3. Pazar Günü -A Yılı

Hristiyanların Birliği için Dua Haftası: son gün

Allah’ın Sözü Pazar Günü1. Okuma Yeş 8,23b – 9,3 * Mezmur 26/27 * 2. Okuma 1Kor 1,10-13.17 * İncil Mt 4,12-23

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Kilise hayatında özel bir dönemi yaşamaktayız: Yüzyıllardan beri imanlıların yaşamını rahatsız eden özel bir sorunu Allah Baba’nın önüne getirmek için bir araya geldik. Bu sorun, imanı yaşarken tutarlı olmamanın, Rab İsa’nın emirlerini uygulamada ciddiyet eksikliğinin, her gün haçı taşımada sebat eksikliğinin sonucudur. Tüm bunlar, Kilise’nin yaşamından kutsallığı sildi, uyumsuzlukları, bölünmeleri, hizipçilikleri teşvik etti ve Allah’ın büyük eserlerini mahvetmeye ve yok etmeye her zaman hazır olan Bölücü, Kötü Olan’ı rahatlattı.
Aziz Pavlus, ikinci okumada duyduğumuz gibi, bazı Hristiyan cemaatlerine, özellikle Korintoslulara karşı sert bir ses kullanmak zorunda kalmıştı. Bölünmeler, Hristiyanların bir müjdeciden çok başkasına sempati duymalarından kaynaklanıyordu. Böylece, İsa’ya aşık olmadıklarını, özden çok biçime, Rab’bin Sözünden çok kendi eğilimlerine önem verdiklerini gösteriyorlardı. Havari onlara şöyle demelidir: Hiçbir müjdeci sizin için çarmıha gerilmedi. Bizi çarmıhıyla kurtaran yalnızca İsa’dır. 
Müjdeciler, O’nu tanımamıza ve sevmemize yardımcı olurlar. İsa’yı takip ederek, sempatilerimizi aşabilir ve birbirimize bağlı kalabiliriz, Rab’bin Kilisesi’nin birliğini parlatmak için kendimizi inkar edebiliriz. Rab, bu birlik için Baba’ya dua etti. O’na minnettar olmak istiyorsak, birbirimize karşı sevgi içinde kalmak için çabalayalım. Şüphe veya zorluk anlarında, cemaatte otorite sahibi olanların rehberliğine alçakgönüllü bir itaatle kendimizi bırakalım. İsa’nın Kendisi şöyle demişti: “Sizi dinleyen beni dinler, sizi hor gören beni hor görür.”
Bugünün İncil metni, ilk okumada hatırlatılan Yeşaya’nın peygamberliğini tekrarlıyor. İsa, Zabulon ve Neftali kabilelerine tahsis edilen Celile’de müjdeyi ilan etmeyebaşlıyor. Bu bölge, Yahudilerin Mezopotamya’ya sürülmesinden bu yana uzaklardan gelen farklı halkların büyük ölçüde yaşadığı bir bölgedir. Dolayısıyla, bu bölge Allah’ın Sözünün çok az bilindiği ve çok az uygulandığı bir bölgedir. Bu nedenle, bu halkların “ölümün gölgelediği ülkede yaşadıkları” söylenir. İsa, Yahya hapse atıldıktan sonra İncil’i ilan etmeye başladığında, “karanlıkta yaşayan halk büyük bir ışık gördü” tam da bu bölgede.


Öyleyse, İncilci tarafından özetlendiği şekliyle İsa’nın Sözünü dinleyelim. İsa, Yahya’nın duyurusunu tekrarlayarak başlıyor: “Tövbe edin, çünkü göklerin krallığı yaklaştı.”Bu, derin ve kesin anlamları olan güçlü bir sözdür. Davet, tövbe etmeye, yani dönüşmeye, düşünme biçimlerini değiştirmeye yöneliktir. Düşünce ve akıl yürütme biçimindeki değişimin nedeni göklerin krallığının yaklaşmasıysa, işte, bunu anlayabilir ve hemen sevinçle kabul edebiliriz. 
Göklerin krallığı yaklaştıysa, bu, kralın geldiği ve Kendisine itaat edecekleri bir araya toplamayı beklediği anlamına geliyor. Kralın isteklerini, arzularını; alçakgönüllü, mütevazı, merhametli, bu dünyada yaygın olan ve herkese önerilen, herkesten kabul edilen tutkularından hür olan Kralın davranışlarını benimsemek için Kralı gözlemleyerekdüşüneceğiz. 
Bunu nasıl yapacağız? İncil’in bu sayfası bize somut örnekler sunuyor. Göklerin krallığının yaklaştığı için dönüşenlerin dönüşümü nasıldır? Simun ve Andreas’a, Yakub ve Yuhanna’ya bakalım. Dört adam, dördü de işlerine ciddi bir şekilde bağlı. Göklerin krallığının kralı olan İsa’yı gördüklerinde ve sesini duyduklarında, artık işlerini ve iş aletlerini, kazancını, akrabalarını memnun ederek yaşamayı düşünmüyorlar. İsa’nın düşüncelerini, isteklerini ve davranışlarını gerçekten benimsiyorlar: O’nu izliyorlar. 

O’nu fiziksel olarak adımlarıyla izliyorlar, ama yavaş yavaş, sabırla ve birçok zorlukla, içsel dürtülerini, sempatileri ve antipatileri, öne çıkma arzusunu, üstünlük hayallerini, hatta yorgunluktan ve haçlardan kaçınma çabalarını yenerek O’nu izlemeyi öğreniyorlar. Bu alçakgönüllülük ve uysallık tavırlarıyla O’nu izlemek hemen olmaz, zaman alıyor: bunu en iyi bilen Petrus olarak adlandırılan Simun’dur.
İsa’yı izleyen, kendisinin “Zabulon ve Neftali toprakları” olduğunu, “karanlıkta yürüyen bir halk”ın parçası olduğunu fark ediyor ve de “bir ışık doğduğunu” ve bu ışığın, kendisine büyük bir sevinç vererek ulaştığını hissediyor. Allah’ın Sözü, adımlarına ışık olmaya devam ediyor!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Dönem – 2. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Hristiyanların Birliği için Sekiz Günlük dua: ilk gün

1. Okuma Yeşaya 49,3.5-6 * Mezmur 39 * 2. Okuma 1 Korintliler 1,1-3 * İncil Yuhanna 1,29-34

Yakup’un oymaklarını canlandırmak, sağ kalan İsrailliler’i geri getirmek için kulum olman yeterli değil.

Seni uluslar için ışık da yapacağım.” Peygamber Yeşaya halka böyle sesleniyor. O, halkın Allah’ın sevdiği tek halk olmadığını, küçük ve zayıf olmasına rağmen, diğer tüm halklar için ilahi bir görev aldığını anlamasına yardımcı olmak istiyor. Bunun en bariz sonucu, İsrail halkının üyeleri, başta liderleri olmak üzere, Allah’tan aldıkları tüm Sözlere itaat etmeleri ve büyük bir alçakgönüllülükle diğer halklara karşı sevgi beslemeleri olacaktır: çünkü Allah, merhametini herkese ulaştırmak istemektedir. Aksi takdirde, bu halk kendisine verilen görevi yerine getiremeyecektir. Bu nedenle, tüm üyelerinin gerçekten kendi yüreğinin ve eylemlerinin dönüşmesi arzusunu beslemeleri gerekmektedir: dönüşmek, yani Allah’ın arzularını, planlarını, isteğini, nihayetinde merhametini içlerinde kabul etmek.

Maalesef halkın ve tapınağın kahinlerinin liderleri tarafından reddedilen İsa, kendilerine verilen görevin başkalarına verilmesi gerektiğini söylemek zorunda kalacaktır. Bildiğimiz gibi, bu başkaları, O’nun Kilisesi, O’nunla yakınlık içinde yaşayan öğrencileridir. O zamandan bu yana geçen yirmi yüzyıl boyunca, bu sözler sık sık tekrarlanmıştır: Hristiyanlarda, özellikle de Kiliselerin sorumlu üyelerinde, sürekli bir değişme arzusu, yaygın bir kutsallık arzusu uyandırmalıydılar, ancak bu her zaman gerçekleşmedi. 

Tam da bugün, dünyanın dört bir yanındaki birçok Kilise ve Hristiyan toplulukla birlikte, Baba’dan tövbe etme lütfunu elde etmek için sekiz günlük bir dua dönemine başlıyoruz. Hepimizin, İsa’nın sözleriyle bize gösterdiği isteğinden hareket ederek yeniden başlamaya sürekli ihtiyacımız var. Hepimizin herkesi sevme görevi var. Hiç kimse ayrıcalıklı değildir, ama hepimiz tüm halklara, tüm dinlerin mensuplarına, Hristiyanları bölen bütün mezheplere ve hatta Allah’ın varlığını inkar edenlere, Baba’nın İsa’nın kurbanı aracılığıyla üzerimize dökmeye devam ettiği sadakat, merhamet zenginliğini ve kutsallığı gösterme ve verme görevinle üstlenmiş oluruz.

The First Two Disciples – John 1:35-42

Bugün öncü Yahya bize İsa’dan bahsediyor: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Allah Kuzusu!” O, kurban sunağında Allah’a sunulan kuzu gibi kendi hayatını, kendi kanını sunuyor. Ve bu sevgi sayesinde, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını kazanıyor. Dünyada başka hiç kimse insanların kalplerindeki ve yaşamlarındaki günahları ortadan kaldıramaz. Günah var olduğu için, sadece başkalarınınkinde, sadece hala inanmayanların yaşamında değil de, bizim irademizde, uzuvlarımızda, düşüncelerimizde günah var olduğu için her zaman pişmanlık duyacağız.

İnanmayanlar, birliğimizin mucizesini gördüklerinde imana gelecekler. Bize egemen olan ve bizi yok eden kusurlarımıza ve günahlarımıza rağmen birbirimizi sevdiğimizi gördüklerinde, Babamız olan Allah’a iman edeceklerdir. Herkese, tüm dünyaya karşı Hristiyan olan bizlerin büyük bir misyonumuz var.

Yahya, kendisine şöyle söylendiğini aktarıyor: “Ruh’un üzerine indiğini ve üzerinde kaldığını gördüğün kişi, Kutsal Ruh’la vaftiz eden O’dur.” İsa; sadece bizim arınmamız için değil, bizim kutsallaştırılmamız için de Kendini feda Edendir. Bizi Kutsal Ruh’a, yani tek ve üçlü Allahımızın birliktelik yaşamına daldıran, O’dur. O’nun yaşamına dalmış olarak, O’nu özümseriz, O’nunla dolup taşarız, öyle ki, yaşayacağımız dünyayı değiştiririz. Baba’nın Oğul’a ve Oğul’un Baba’ya olan sevgisiyle doyduğumuzda, farkında olmadan da, bulunduğumuz her yerde onu yayacağız. Karşılaştığımız tüm insanlara, Allah’ımızın iyiliğinin, güzelliğinin, sadakatinin, bilgeliğinin ve sabrının tadını tattıracağız.

Bu görev sadece birkaç kişiye mahsus değildir. Aziz Pavlus, Korintoslu Hristiyanlara yazdığı mektupta, onlara şöyle belirtiyor: “Mesih İsa’da kutsal kılınmış ve kutsal olmaya çağrılmış… Rabbi İsa Mesih’in adını her yerde çağıran. “Kutsal olmaya çağrılmış ”, işte bizim kimliğimiz budur. Bunu unuttuğumuzda, sadece iman kardeşlerimiz için değil, tüm dünya için de skandal oluruz. Öyleyse, bugün mektubu yazan havari ve sekreteri Sostene’nin yaptığı gibi, bunu birbirimize tekrar edeceğiz. Sen kutsalsın! Sen Rabbimiz İsa Mesih’in adını çağırıyorsun: biz de Babamızın kutsallığını ortaya koymak için birbirimize yardım edeceğiz! 

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it