Rabbin Göğe Yükselişi – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Havariler İşleri 1,1-11; Mezmur 46 2. Okuma Efesliler 1,17-23 İncil Matta 28,16-20

Aziz Luka bize, İsa’nın havarilere «kırk gün boyunca görünerek, onlara Allah‘ın krallığıyla ilgili konulardan söz ettiğini» anlatır. İsa, kamuya açık yaşamına başlarken göklerin krallığından söz etmişti ve bunu benzetmeler ve öykülerle anlatmaya devam etmişti. Haçta bile, hırsızın söylediği “krallığında” sözü yankılandı ve İsa bunu “cennette” diyerek değiştirdi. Şimdi, dirilmiş olarak, yine “Allah’ın krallığıyla ilgili şeyler”den söz ediyor. Bu krallık, İsa’nın zihninde, arzularında sürekli mevcuttur ve O, bunun öğrencleri için de öyle olmasını ister. Bu, onların dualarında da yer alacaktır, nitekim İsa, Baba’ya şöyle demelerini öğretti: “Egemenliğin gelsin”. Neden bu kadar ısrarcı? Buna gerek var mıydı?

Görünüşe göre öğrenciler hiç dikkat etmemiş ve hiç anlamamışlardı, öyle ki İsa’nın dirilişinden sonra bile “İsrail için egemenliği yeniden kuracağın zaman bu mu?” diye soruyorlar. “Krallık” kelimesini duyduklarında, Davut’un krallığını düşünüyorlardı, başka bir gerçekliği, yani tüm halklardan, tüm uluslardan, tüm dillerden insanlardan oluşan bir krallığı, kendine bir ordu kurmayı düşünmeyen, sadece herkesin tek Rab’be, yani İsa’ya itaat eden kardeşler olmasını ve tam da O’nu, İsa’yı her bakımdan kral olarak adlandırabilmelerini önemseyen bir krallığı değil. Krallık kavramını değiştiremiyordu, içlerinde her zaman dünyevi bir krallık fikri kalıyordu. İsa artık görünmez olduktan sonra, O’nun vaat ettiği gibi Baba’dan “Kutsal Ruh’un gücünü” göndermesinden sonra anlayacaklar.

Öyleyse, Efeslilere mektup yazan havari bizi teşvik ettiği gibi, İsa’nın öğretileri aracılığıyla Allah hakkındaki bilgimizi derinleştirmekle meşgul olacağız. Umudumuzun nereye yönelmesi gerektiğini bileceğiz ve büyük bir güçle ortaya çıkan O’nun yüceliğinin tadını çıkaracağız. Artık Allah’ı; şimdiye kadar her zaman önemli ve yüce saydığımız her şeyin üstünde, “sağında oturmuş” olan İsa’nın yanında göreceğiz. İsa, gerçek bir kral! İsa ve Allah Baba, bizim gözümüzde tek bir bütün olacak: Onları artık ayırmayacağız. Bu, imanımızın ve sevgimizin özelliği olacaktır. Ve de sadece bu değil, biz de Kilise olarak, O’nun tarafından O’nunla birlikte bir araya getirilmiş kişiler olarak, O’nun ilahi otoritesine ortak olacağız. Fakat otoriteyi sevgiden ayrı bir şey olarak görmemek için dikkatli, çok uyanık olacağız: Allah sadece ve her zaman sevgi olmaktadır ve olacaktır! Ve, O’nunla birlikte, haçta gerilen İsa’nın örneğinde, bizler de!

İsa, “Gökte ve yeryüzünde her yetki bana verildi” diyerek On İkiler’e içini açıklamaktadır. Bunu, körü körüne itaat etmeleri için değil, O’nu tanımaları ve O’na, Babamızın hak ettiği aynı güveni duymaları için söyler. Güven duyduğumuzda O’nu sevebilir ve sevgiden dolayı O’na itaat edebiliriz; ve ilk itaat şudur: her yerde O’nun İncil’inin taşıyıcıları olmak. İnsanlara sunabileceğimiz bundan başka bir zenginliğimiz yoktur. Maddi zenginlikler kardeşliği bozar, dostluğu karıştırır, kıskançlık ve çekememezlik, açgözlülük ve hırs doğurur. 

Zararlı olmayan, aksine büyük küçük, erkek kadın herkeste insanlığı ve iyiliği olgunlaştıran tek zenginlik, tam da İncil’dir, İsa’nın sürekli olarak içimize ekmeye çalıştığı Söz.İşte bu, dünyayı dolaşabilen ve onu gerçekten değiştirebilen zenginliktir. İncil, vaftizle birlikte gelir: hem Allah’ın sevgisinin hem de insanın isteğinin etkili olduğu somut bir eylem. Allah, vaftiz edilen kişiye kendi paydaşlık ve kutsallık yaşamını aktarır; insan ise her şeyden önce, şeytanın gücü altındaki dünyanın sunduğu her şeyden vazgeçmeye kararlı kalır.

Havarilerin gözünden kaybolmadan önce İsa, krallığın ve Baba’nın tüm iyiliğinin gerçekleşmesine kadar, hayatlarında her zaman mevcut olacağına söz verir. Emmaus’lu ikili bunu zaten deneyimlemişti: Gözleri O’nu görmez hale gelir gelmez, O kalplerinde her zamankinden daha fazla mevcut oldu, o kadar ki gecenin karanlığına ve tırmanışın yorgunluğuna rağmen onlara Yeruşalim’e dönme gücü ve sevinci verdi. 

Bizler gözlerimizle İsa’yı asla görmüyoruz, fakat O’nun Baba’nın sağında oturduğunu bildiğimiz için, O’nun Sözü ve tüm öğretileri içimizde sürekli bir güç ve sevinç kaynağıdır. Yeryüzünü sevinçle dolduran sevgiyi, bağışlamayı, birlik ve barış arzusunu yayacağız. Dirilen ve Baba’nın sağında oturan İsa, bizlerin layık olmadığımız halde üyesi olduğumuz bu Kilise’sinde gerçekten mevcuttur ve etki göstermektedir.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

 Paskalya Devresi – 6. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Elçilerin İşleri 8,5-8.14-17; Mezmur 65 2. Okuma 1Petrus 3,15-18 İncil Yuhanna 14,15-21

Filipus, ister havari ister diyakon olsun, İsa’nın verdiği emre itaat eder: «Tüm dünyaya gidin ve her yaratığa Müjde’yi duyurun». İşte o, Samiriye’ye kadar gitmiştir. Bir zamanlar Samiriyeliler İsa’yı kabul etmemişlerdi, öyle ki Yakup ve Yuhanna üzerlerine ateş yağdırmak istemişlerdi. Oysa bir başka sefer, Yakup’un kuyusunda tanıştığı kadın sayesinde, İsa onlarla iki gün kalabilmişti. Filipus’un müjdesi kabul gördü: sözleri, İsa’nın kutsal adına yakarılmasıyla gerçekleşen cinlerden kurtarılmalar ve mucizevi şifalarla eşlik ediyordu. Yahudi halkı dışında İncil’in bu şekilde kabul edildiği haberi, Kudüs’te bulunan havarileri şaşırttı. Hemen, sık sık birlikte gördüğümüz Petrus ve Yuhanna’yı o bölgeye gönderdiler ki, neler olup bittiğini anlasınlar. Gerçekten de Samiriyelilerin İsa’ya iman ettiklerini ve Filipus tarafından vaftiz edildiklerini gördüler, fakatKutsal Ruh’u almamışlardı.

Bu nedenle, Allah’tan onlara da Kutsal Ruh’u bahşetmesi için dua ettiler; ellerini üzerlerine koydular ve işte, onlar da, Samiriyeli olmalarına rağmen, Kutsal Ruh’u aldılar! Herkes bunu fark etti, o kadar ki bir büyücü olan Simun, kendisi de Kutsal Ruh’u verme yeteneğini elde etmek için havarilere para ödemek istiyordu! Bunu nasıl fark ediyorlardı? Bugün bu bize söylenmiyor, ama biz bunu biliyoruz: dillerde konuşmaya başladılar, yani hangi sosyal veya kültürel kökenden olurlarsa olsunlar, herkes tarafından anlaşılabilir hale geldiler. Ayrıca peygamberlik ettiler, yani her an ve her olayda İsa’nın varlığına ve lütfuna sevgi ile bakarak, İsa hakkında ikna edici bir şekilde konuşmaya başladılar!

Ve işte İsa, Son Akşam Yemeği sırasında söylediği sözleri aktaran İncil’in kısa bölümünde tam da Kutsal Ruh’tan bahsediyor. Bizim için dua edeceğini vaat ediyor: «Ben de Baba’dan dileyeceğim ve O, sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Paraklitus’u (Yardımcıyı, Teselliciyi), Gerçeğin Ruhunu verecek ».

Eğer İsa, Baba’nın bize Paraklitus’u vermesi için bizim için dua ediyorsa, bu, O’nun hayatımız ve göklerin krallığındaki varlığımız için gerekli olduğu anlamına gelir. Paraklitus kimdir? Eğer O’nun sonsuza dek bizimle kalması gerekli olursa, bu, Rab’bin Kendisinin O’nu çok önemli gördüğünün işaretidir. İsa’nın kullandığı terim, “yardımcı” anlamına gelir; O, her durumda bize yardım eden kişidir: şeytan ve yandaşlarının suçlamalarından korunmamız gerektiğinde avukat olarak; bizi üzen ve kederlendiren bir şey olduğunda teselli edici olarak; sözlerini ve emirlerini unuttuğumuzda hatırlatıcı olarak cesaretimiz kırıldığında teşvik edici olarak ve benzeri. 

İsa O’nu “Gerçeğin Ruhu” olarak da adlandırır; bununla, O’nun Babamızın sevgisinin doluluğunu kalbimize ve zihnimize getirdiğini kasteder. Allah’nın sevgisi dışında başka bir gerçek yoktur: her şeyi ve her olayı, Allah’ın Kendisi olan sevginin ışığında görecek ve anlayacağız. İsa bizim için bir uyarıda bulunur: dünya Kutsal Ruh’u tanımaz. Böylece bizi, O’nu dünyanın bizden bekledikleriyle ya da felsefeleriyle dünyanın bilgeliğiyle karıştırmamamız konusunda uyarır. Dünya O’na sahip değildir ve sahip olmayacaktır; bu nedenle, Allah’ın gözünde her zaman dünyadan farklı olacağımızı biliriz. Dünya ile karışmaya ya da hayatımızı yönlendirmek için ondan bilgelik aramaya çalışmayacağız.

Bizler, İsa’nın sözlerini emir olarak kabul edeceğiz, çünkü bunlar Allah’tan gelir ve yaşam kaynağıdır: İsa, bize yine Baba ile bir olduğunu tekrarlar: «Ben Babam’ıniçindeyim, siz de benim içimdesiniz, ben de sizin içinizdeyim». Bizi Kendisinin bir parçası olarak kabul eder ve O’nun içinde bizim de Baba ile bir olduğumuzu, yani ilahileştirildiğimizi, O’nun kutsal ve güçlü sevgisinin taşıyıcıları olduğumuzu bilmenin sevincini bize verir!

Bu çok güzel gerçeğe, ikinci okumada Aziz Petrus’un bize söylediği sözler de eklenir. Aziz Petrus bizi teşvik eder ya da bize emreder: “Rab’be, Mesih’e, kalplerinizde tapın”. Bunu seve seve yapacağız, böylece İsa’nın vahyine cevap vereceğiz: Eğer O, Baba’nın içindeyse, bu Allah’ın O’nunla birlikte olduğu anlamına gelir ve bu nedenle bizler O’nuher şeyin üstünde tutmaktan mutluluk duyarız. O’na tapınacağız, yani O’nu arzularımızın en üstüne koyacağız, ve O’na itaat edeceğiz. Kalplerimiz O’nunla dolu olacak ve bizler, Allahımız olan Babanın sevinci olacağız! 

Muhtemelen acı çekmemiz gerekse bile, bundan üzülmeyeceğiz: Kutsal Ruh tarafından desteklenecek ve teselli edileceğiz; O, yardımcımız olacaktır. Nitekim O bizim için İsa’nın vaat ettiği Kişi olmaya özen gösterecektir.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya Devresi– 5. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Elçilerin İşleri 6,1-7; Mezmur 32 2. Okuma 1Petrus 2,4-9 İncil Yuhanna 14,1-12

İman eden sizler için bu taş değerlidir”: Aziz Petrus, Hristiyanlara yazdığı mektupta, iman edenlerin, yani Kilise olan kutsal yapının köşe Taşına dayananların hayal kırıklığına uğramayacağını söylüyor. İman etmek, tabii ki, Allah’ın gözlerinde bir onurdur. İman eden, yani hayatını Rab İsa’ya dayandıran kişi, diğerleriyle birlikte «seçilmiş soy, krallık kahinliği, kutsal ulus, Allah’ın muhteşem işlerini duyurmak için çağrılan O’nun Kendisine ait kıldığı halk» olur. Bu nedenle imanla ya da iman içinde yaşamak, muazzam bir lütuf, ilahi ve kutsal bir armağandır. Bunun için Havariler imanlarına önem verirler: öncelikle kendileri dua ederler, sonra da Sözü yaymaya adarlar öyle ki başka kişiler de İsa’yı tanıyıp O’na iman ederek yeni bir hayat yaşayabilsinler. Bunu, ciddi bir sorunun ortaya çıktığı Kudüs cemaatinde aldıkları karardan biliyoruz. Yoksullara yiyecek dağıtımıyla ilgilenenler, havarilerdi. Bir yanlış anlaşılmadan kaynaklanan bir şikayet, onları bu değerli hizmeti bırakıp, yetenekli ve her şeyden önce Rab’be sadık başka kişilere emanet etmeye ikna etti. Onlara “diyakonlar” adını verdiler; böylece onların kendileri ne duayı ne de müjdelemeyi ihmal etmeyeceklerdi. Dua ve İncil’in duyurulması, Kilise yaşamında ilk sırada yer almalıdır. Eğer Kilise, İsa’yı dünyaya tanıtmasaydı, kapılarını kapatabilirdi! Nitekim İsa’nın Kendisi, bugünkü İncil sayfasında, her insanın O’nu tanımasının, sevmesinin ve O’nunla birleşerek yaşamasının ne kadar vazgeçilmez olduğunu anlamamıza yardım ediyor. Tomas’ın bir sorusuna yanıt olarak şöyle dedi: “Ben yol, gerçek ve yaşamım”. Ve sonra açıkladı: Baba’nın tüm sevgisini tatmaya varmak ister misin? Benim sayesinde ulaşacaksın: yol benim.

Baba’nın sevgisinin nasıl olduğunu bilmek istiyor musun? İnsanların görüşleri tarafından aldatılmamak için gerçeği görmek ve bilmek istiyor musun? Hayatının Allah’ın kutsallığına daldırılmasını istiyor musun? İşte, bu gerçek benim. Allah’ın dolu ve sonsuz hayatını yaşamak istiyor musun? Ve onu, tüm insanlar için sevgisini paylaşarak, sevginin mucizelerini gerçekleştirerek yaşayacak kadar mı? İşte, hayat benim. “Ben yol, gerçek ve yaşamım”: bu cevap, Tomas’ın kalbinde ve zihninde o kadar kalmış oldu ki, tam da o, dirilmiş İsa’ya şöyle diyecek: “Rab’bim ve Allah’ım”. Gerçekten benim hayatım olan Allah’ın hayatı, İsa’dır. Yaratılmış her şeyde mevcut olan, her gün tadını çıkarabileceğim bir armağan olan sevgisinin gerçeği, İsa’dır. Her gün Baba’nın sevgisini kabul edebilmem için yol, İsa’dır; ve ben bu sevgiyi karşılaştığım herkese, hala yaşamdan yoksun ve hakikatten mahrum olan herkese sunabileceğim. İsa, öğrencilerine Baba’ya iman ettikleri gibi Kendisine de iman edileceklerini temin ettikten sonra, daha önce hiç yapmadığı kadar derin ve eksiksiz bir şekilde Kendini açığa vurdu. Hatta, yüreklerinin sıkılmaması için böyle iman etmeleri gerektiğini söyledi: dünyada, Kilise yaşamının içinde ve dışında, sıkılma nedenleri her zaman mevcuttur. Ve de ölümünden sonra tekrar yanlarında olacağını da onlara temin eder. Nitekim onlar için “bir yer” hazırlamaya gidiyor. 

İsa ne demek istedi? Öğrencilerinin hangi yere ihtiyacı var? Cevabı, İsa’nın köşe taşı olduğu binanın canlı taşları olduğumuzu söyleyen Aziz Petrus’un sözlerinde bulabiliriz. Her taşın kendi yerine ihtiyacı vardır: yapının diğer taşlarının ağırlığını taşıyabilmek için dayanacağı bir yer. Hepsi birlikte İsa’ya dayanacaklardır. Rab’bin her öğrencisi, diğer öğrencilerin sevgisini almaya ihtiyaç duyar ve İsa’nın sevgisini vererek yaşar. Böylece, yeni emrin bizi aydınlattığı gibi, birbirlerini seveceğiz. İsa, Kilise’de herkese kendi yerini hazırlar. Bu, kardeşlerin sevgisinden sevinç duyulan bir yer, herkesin sevinci olmak için hizmet edilen bir yer olacaktır. Bize bu yeri hazırlayan İsa’dır. Havariler, dua etmek ve hayat ve imanın kaynağı olan Sözü iletmek için bir yer buldular. Ve diyakonlara, muhtaçlara duyulan sevginin tüm Kilise’nin duasıyla kutsandığı bir topluluğungüzelliğini ortaya koymak için başka bir yer verildi. İman üzerine ve iman içinde kurulmuş bu kutsal ve onurlu Kilise’de benim için de bir yer var. Onu ben seçmeyeceğim: Dirilmiş İsa onu çoktan hazırladı. Yerime bir isim bile veremesem de, imanı sadelikle yaşayacağım. Bu bilgisizliğim, İsa için önemli değil. O’nun için yüreğimin sıkılmaması, önemlidir; O’nun için Kendisi olan tek kutsallık yolunda istikrarlı bir şekilde yürümem, önemlidir; O’nun için Kutsal Ruh’u sayesinde O’nu tam gerçek olarak ortaya koymam önemlidir; ve nihayet O’nun için hayatımın O’nun hayatı olması, önemlidir. İsa benim hayatımdır: maddi şeylerle, dünyanın krallıklarının değer verdiği gerçeklerle yaşamam, geçici şereflerle yaşamam, çünkü sadece İsa’nın benim dayanağım, arzum, düşüncelerimin kaynağı olduğunda yaşarım.“Ben yol, gerçek ve yaşamım”: Tam da böyledir! Bana; Allah’tan, Babam’dan onur verilmektedir.

P.Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya Devresi – 4. Pazar Günü – A Yılı

Çağırlar için dua günü

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.Okuma Elçilerin İşleri 2,14.36-41; Mezmur 22 2. Okuma 1Petrus 2,20-25 İncil Yh 10,1-10

Bugünkü Aziz Petrus’un mektubundan alıntı, her birimizle ilgilenen çoban İsa’yı göz önünde bulundurmamızı öğütler: «Koyunlar gibi yolunuzu kaybetmiştiniz, ama şimdi ruhlarınızın çobanı ve koruyucusuna geri döndünüz». Havari şöyle der: «O sizin için acı çekti ve size bir örnek bıraktı, ki siz de O’nun izinden gidesiniz». O’nun izinden gitmek, bakışlarımızı bağlayan bir iştir: O’nun nasıl davrandığını, Baba’ya nasıl itaat ettiğini, karşılık vermeden, intikam almadan nasıl kötü davranışlara ve hakaretlere maruz kaldığını görmek için O’nu gözlemleyeceğiz. İsa’nın izleri, O’nun öğrettiği ve Petrus’un taklit ettiği gibi, yeni emrin her zaman yaşandığını görmemizi sağlayan izlerdir: bunlar, O’nun koruması ve rehberliği altında yaşamak için değerli talimatlardır.

Yine Aziz Petrus, Pentekost Günü Kudüs’te yankılanan ve birinci okumada kısmen dinlediğimiz konuşmasında, İsa’yı bu sapık kuşaktan bizi kurtaran, İsrail evinin O’nu çarmıha gerdiğine, dolayısıyla reddetmesine de rağmen, Allah’ın Kendisi tarafından tüm halk için Rab olarak atanan kişi olarak sunar. Petrus’u dinleyenler tövbe ederler ve günahlarını telafi etmek isterler. Ne yapabilirler? Havari emin olarak şöyle der: “Her biriniz, günahlarınızın bağışlanması için İsa Mesih’in adıyla vaftiz olun, böylece Kutsal Ruh’un armağanını alacaksınız”. Alay edilen ve öldürülen İsa, Kendisiyle alay eden ve O’nu öldürenlerin kurtarıcısı olur! Bu, kimsenin hayal edemeyeceği bir sevginin büyük gizemidir.

İsa’nın Kendisi, bugünkü İncil’in sayfasında, gizemini biraz olsun anlamamıza yardım eder. Bu dünyada “çalmayı, öldürmeyi ve yok etmeyi” bilen hırsızlar ve haydutlar vardır. Koyunlar, sürü ve ağıldaki imgeler, Rab’bin bize kolayca anlayabileceğimiz bir şekilde Kendini tanıtmasına olanak tanır. Hırsızlar ve haydutlar, bekçi tarafından görülmemek için ağıldaki kapıyı aramazlar. Sesleri koyunlara yabancıdır; bu yüzden koyunlar, onları duyduklarında korkar ve onlardan kaçarlar. Oysa çoban kapıdan girer. Bu sayfada İsa, Kendini çoban olarak tanıtmadan önce kapı olarak tanıtıyor. Bu, bizim ayırt etme yeteneğimize yardımcı olur.

Kime inanabiliriz? Kime güvenebiliriz? Bize gelmek için Kendini tanıtarak kapıdan geçen kişiye güveneceğiz. İsa’nın öğretileri ile beni eğitmek veya öğüt vermek için bana gelenlerin sözlerini ciddiye alacağım: bunlar kapıdan geçtiler. İsa’ya atıfta bulunmayanları dinleyemem. Bana İncil’inkinden farklı sözler ve düşüncelerle gelen, güveni hak etmez: o, hırsız ve hayduta benzetilebilir.

İsa’nın kullandığı imge basit ama etkilidir. Sık sık en farklı insanlardan tavsiye veya yardım ararız: kendilerini unvanlar veya üniversite diplomaları ile tanıtanları ararız. Nitelikli kişilerden tavsiye istemek ve görüş almak elbette bizim için gereklidir. Peki, bunları nasıl kullanacağız? Rab’bi dinlerken, insanlardan aldığımız görüşleri her zaman “koyunların kapısı” olan İsa’nın Sözü ile karşılaştırmaya özen göstereceğiz. Gerçekten insani bilgelik, bizim için temel olan Allah’ın bilgeliğine her zaman uygun değildir. Biz bu dünyanın herhangi bir krallığının değil, göklerin krallığının üyeleri olmak istiyoruz.

Peygamber Yeremya’nın şu sözleri her zaman geçerlidir: “İnsana güvenen insan lanetlidir” ve “Rab’be güvenen insan kutsanmıştır”. İsa’nınKendisini koyunların kapısı olarak tanıtmak için kullandığı imge, O’nu bilinçli bir şekilde dinleyerek yaşamamıza yardımcı olur. Koyunları otlaklara götürmek için onların önünde yürüyen her zaman O’dur. 

Bugün, İsa’ya imanlıların, aldatılma korkusu olmadan dinleyebilecekleri gerçek çobanın hizmetinden yararlanabilmeleri için dua etmemiz, hem de çok ve sürekli dua etmemiz için bir davet alıyoruz. Bize bu daveti yönelten İsa’dır: «Hasatın efendisine, hasadına işçiler göndermesi için dua edin!». Bu nedenle, Kilise’de çoban olarak seçilenlerin sadece Kapı’dan geçmeleri ve Çoban’ın canlı suretleri olmaları için dua edeceğiz. Ayrıca, İsa’dan çobanlık görevini üstlenme çağrısını alanların cesaretle ve özgürce yanıt vermeleri ve kardeşlerine kutsal bir şekilde hizmet etmek için sevinçle kendilerini sunmaları için de dua edeceğiz. 

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya Devresi – 3. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Elçilerin İşleri 2,14.22-33; Mezmur 15 2. Okuma 1Petrus 1,17-21 İncil Luka 24,13-35

Aziz Petrus, havarilerin az önce Kutsal Ruh’u aldıkları evin önünde toplanan insanlara açık sözlü bir şekilde konuşur. Büyük bir gürültü duymuşlar ve koşarak gelmişlerdir. Şimdi tam da Rab’bi üç kez inkar etmiş havarinin cesaretle duyurduğu sözleri dinliyorlar. Tam da o, onları çarmıha gererek O’nu öldürdükleri için suçluyor. Onları bundan tövbe etmeye davet edecek, ama sonra onlara, O’nu dirilten, göklerde sağ elinde karşılayan ve O’nunsayesinde, şimdi bu haberi dinlemelerini sağlayan Kutsal Ruh’u döken Allah’ın eserini duyuracaktır. 

Petrus, uzun konuşmasında Kutsal Yazılara atıfta bulunur, onları geniş ve kesin bir şekilde alıntılar. Kimden öğrenmiştir? İsa’dan öğrendi, hem O’ndan doğrudan, herkese hitap ettiği konuşmalardan, hem de Emmaus’tan dönen iki öğrencinin anlattıklarından. Uzun yürüyüşleri boyunca, kimliği bilinmeyen yolcu, Kutsal Yazılar’dan sanki günlük ekmeğiymiş gibi bahsediyordu. Ve bunlar, Rab’bin ıstırıplarını ve ölümünü, ayrıca henüz anlamadıkları ve kabul etmedikleri dirilişini anlamak için tam da yerindeydi. 

Bugünün İncil sayfası bizi tam da bu olaya ortak ediyor. İsa’dan hayal kırıklığına uğramış ve diğer dostları ve kardeşleri tarafından da aldatıldıklarına ikna olmuş, üzgün ve cesaretsiz iki öğrenci, on iki kilometrelik yolu kat ederek Emmaus adlı köye varıyorlar. Yol boyunca birbirlerine ne diyorlar? İncilci bunu bizim hayal etmemiz için bırakır, ta ki başka bir yolcu onlarla konuşmaya çalışana kadar. Ona, birkaç gün önce tam da orada, Kudüs’te yaşanan olayların ardından gelen hayal kırıklığını anlatırlar. Yeni ve tanımadıkları bu yol dostu her şeyi bilmektedir: yavaş yavaş bunun farkına varırlar, çünkü o, olanların olması gerektiğini, hatta hepsinin önceden belirlenmiş ve Allah’ın isteğinin bir ifadesi olduğunu bile bilmektedir. Kutsal Yazılar yalan söylemez ve peygamberlik sözleri aldatmayan Allah’a aittir. 

Bu yolcunun, ikisine söylemeye cesareti var: «Sizi akılsızlar! Peygamberlerin tüm söylediklerine inanmakta ağır davranan kişiler!» Bunlar sert ve ağır sözlerdir. Onlar; «akılsızlar!», yani ne önemli ve kati şeyleri, ne de Kutsal Yazılar ve İsa’nın onlara söylediği sözleri dikkate almazlar, ve «inanmakta ağır davranan kişiler» çünkü bildiklerinden sonuç çıkarmazlar. Sonra da onlara Mesih’in ıstıraplarına ve ölümüne dair kehanetlerden bahseder, Musa ve diğer peygamberlerin kehanetlerinden başlayarak.

İkili, her şeyi bilen bu yabancının sıradan bir kişi, bir Ferisi ya da din bilginlerinden biri olamayacağının henüz farkında değildir. Gerçekten «inanmakta ağır davranan» kişilerdir. Yine de onu dinlemekten memnunlardır, söylediklerinin doğru olduğunu hissederler: kendilerini endişelendiren ve hayal kırıklığına uğratan tüm olayların anlamını bile açıklıyor.

O, onların kalıp onlarla yemek yeme davetini kabul eden alçakgönüllü bir adamdır. 

Tam da sofrada beklenmedik bir şey gerçekleşiyor. O, ekmeği eline alır ve onların Öğretmenleri ve Rablerinin, Şabat Gününden önceki gün Aramatyalı Yusuf tarafından gömülmüş olan kişinin ellerinden gördükleri hareketleri tekrarlar.

Artık kim olduğunu biliyorlar. Daha önce fark etmemiş olmalarına kendileri de şaşırıyorlar. Ama artık O’nu görmiyorlar. O idi, peki şimdi nerede?

Yüreklerinde. Gözlerinden yüreklerine: sadece biraz yer değiştirdi. Yürek alev alev yanıyor. O’nun açıkladığı Kutsal Yazılar yavaş yavaş göğüslerinde kömürler yakmış, şimdi yanıyorlar.

Gece, ama içlerindeki ateş karanlık yolu aydınlatıyor: işte karanlıkta, sessizlikte, hızlı adımlarla yokuş yukarı yürüyorlar, o kadar hızlı ki ayaklarını hareket ettirdiklerini neredeyse fark etmiyorlar. Kudüs’te doğrudan eve gidiyorlar, orada herkesi buluyorlar. Anlatmak zorundalar ve anlatmak istiyorlar, ama diğerlerinin anlatımları onlardan önce geliyor. Hikayeler kesişiyor ve O’nun, bizzat O’nun ortaya çıkmasıyla ve sesiyle sönüyor: «Esenlik sizinle olsun

O gün ne oldu? Dünya artık eskisi gibi değil. Karanlık yok oldu. Sevinmek mümkün, hatta sevinmek ve bu sevinci sürdürmek gerekiyor. Yüzyıllar boyunca canlı kalan bir sevinç: hala burada, evlerimizi aydınlatıyor, acılarımızı örtüyor, günahlarımızın yol açtığı acıyı siliyor. O günün sevinci dünyadan hiç kaçmadı, aksine, onu sevme kabiliyeti ile doldurdu. O sevincin meyvesi, kurtuluştur: artık kimse kaybolmuş değildir. Herkes anlamıyor, ama umut herkesin yüreğinin derinliklerindedir.

P.Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it