
22ª Domenica del Tempo Ordinario – A
22nd Sunday of Ordinary Time – A
22ème Semaine du Temps Ordinaire – A
CET - Katolik Ruhani Reisler Kurulu
Türkiye Katolik Ruhani Reisler Kurulu -|- Թուրքիոյ Կաթողիկէ Եպիսկոպոսներու Համաժողով -|- Conférence Episcopale de Turquie -|- Conference of Catholic Bishops in Turkey -|- Conferenza Episcopale Turchia -|- مؤتمر الأساقفة الكاثوليك في تركيا

22ª Domenica del Tempo Ordinario – A
22nd Sunday of Ordinary Time – A
22ème Semaine du Temps Ordinaire – A
Kutsal Kitab’ın Okunması
1. Okuma Yeremya 20,7-9; Mezmur 62; 2. Okuma Romalılar 12,1-2; İncil Matta 16,21-27
Allah’ın düşünceleri ve planları bizim için gerçekten öngörülemez. O bizi şaşırtır; tıpkı bugün peygamber Yeremya’nın söylediği gibi: «Beni kandırdın, ya Rab, ben de kandım». Rab konuştuğunda bizi ikna eder, ama
sonra O’nun yapmak ve söylemek istediklerinin bizim anladığımızdan farklı olduğunu fark ederiz. Bu yüzden peygamber şöyle der: «Beni kandırdın». Allah’ın teklifi güzel görünür, ama sonra insanların bunu kabul etmediği ortaya çıkar. İnsanların gerçekten başka düşünceleri ve zıt arzuları vardır; öyle ki, Allah’ın tekliflerini duyuran kişi, kendisi de reddedilmiş ve zulüm görmüş bulur. Yeremya, kendisini insanların gözünde sevimsiz kılan sözleri duyurma davetini geri çevirmek ister, fakat şöyle demek zorundadır: «yüreğimde yanan bir ateş sanki vardı» öyle ki itaat etmeyi reddedemez. İşte İsa’nın öğrencilerine de olan budur: O, onlara, Simun Petrus’un “Mesih, yaşayan Allah’ın Oğlu” olarak ilan ettiği Kendisi için olan Allah’ın isteğini bildirir. Ve işte
tam da bu öğrenci, haça gerilmeyi, ölümü ve dirilişi öngören Öğretmeninin peygamberliğini reddeder. Bunu duyduktan sonra, İsa’nın karşısına çıkıp O’nu azarlar; bunu kendinden emin bir şekilde yapar,
belki de iman beyanı nedeniyle İsa tarafından övülmüş olması yüzündendir. O, İsa’nın kim olduğunu bilir, fakat O’nun yolunu kabul etmez; O’nun için öngörülen şeyin Baba’nın isteği olduğunu bilmez.

Peygamberler bunu açıkça bildirir ve İsa da onların sözlerini açıkça tekrarlar, fakat Petrus bunu kabul etmez; şöyle der: «Allah korusun, ya Rab! Senin başına asla böyle bir şey gelmeyecek!». İnsana hoş gelmese
de, Rab’bin sözleri değişmez. Petrus, Allah’ın krallığında önemli bir rol üstlenmiştir, yine de uyarılması, azarlanması ve eğitilmesi gerekir. İsa ona şöyle demelidir: “Çekil önümden”, öğrencinin yerini hatırlatır
ve sanki sen benim öğretmenimmişsin gibi öne çıkma der. Yerine dön, aksi takdirde “Sen bana engel oluyorsun”, yani: sözlerinle gösterdiğin reddiye ile, Peder’in isteğini yerine getirmemi, haçımı taşıyarak
insanları kurtarmamı engellemeye çalışıyorsun; sözlerin, yeryüzünde göklerin krallığının doğuşunu her zaman engellemek isteyen, çölde bana putperestlerin benimsediği seçimleri önererek beni aldatmaya çalışmış olan düşman Şeytan’a yakışır. İsa, tüm öğrenciler için öğretisini tamamlar. Haç, sadece Kendisinin ayrıcalığı değildir; O’nu izlemek isteyen herkesin normal durumudur. Göklerin krallığını oluşturmak,
sadece kralına değil, herkese bir bedel ödetir. O, örnek olur ve her şeyden önce motivasyonu gösterir: «Hizmet etmek ve birçokları için canını feda etmek». Öğrenciler hangi haçı taşıyacaklar? Kendilerini
inkar edecekler! Bu, tüm insani arzularla çelişen sözdür: kendini inkar etmek! Bunun için fırsatlar, çeşitli ve her gün karşımıza çıkandır. Kendimi nasıl inkar edebilirim? Her şeyden önce, hiçbir şeyden şikayet
etmem. Sağlık sorunlarımdan, unutkanlıklarımdan, yetersizliklerimden şikayet etmem, ama her şeyden önce başkalarından şikayet etmem: bana nasıl davrandıklarından, beni nasıl anlamadıklarından, gecikmeleriyle
beni nasıl beklettiklerinden, merhametsizce konuştuklarından, bazen beni nasıl hor gördüklerinden ya da dinlemediklerinden; ve onların günahlarından da şikayet etmem. Konuşmalarımı kontrol ettiğimde ve
saldırgan sözlere bile huzur ve yumuşaklıkla cevap verdiğimde de kendimi inkar ediyorum. Üstelik her gün, kendi aceleciliğimi ve arzularımı inkar ederek, her şeyi huzur, sükunet ve Baba’ya ve O’nun ilahi düşüncelerine teslimiyetle karşılayarak üstesinden gelmem gereken beklenmedik durumlar vardır. Böylelikle, tam bugün Aziz Pavlus’un bize armağan ettiği sözü de yerine getirmiş oluruz: «kendinizi Allah’a diri, kutsal ve O’nu hoşnut eden bir kurban olarak sunun». O da bize kendimizi inkar etmenin bir yorumunu sunarak şöyle der: «Bu dünyaya uymayın, ama düşünce biçiminizi yenileyerek kendinizi dönüştürün». Biz göklerin krallığında yaşıyoruz ve bu nedenle bu dünya için ‘normal’ sayılan davranış biçimlerini benimsememeye ya da sürdürmemeye çalışıyoruz. Küçük ve büyük meselelerde, kibir, gurur, çeşitli biçimlerdeki bencillik ve
açgözlülüğün kural olduğu bu dünyada düşünülüp hareket edildiği gibi düşünmeye ve hareket etmeye zaten fazlasıyla alışmış durumdayız. İsa’nın öğretileri sayesinde düşünme ve davranış biçimlerimizi yeniliyoruz. Bu nedenle, kendimizi inkar etmeyi öğrenmemiz gerekir; bu bizim için bir haç, bazen de ağır bir haç haline gelse bile. İşte bu haç sayesinde «Allah’a hoş gelen, kutsal ve canlı bir kurban» haline geliriz. İsa’ya itaat etmek bizim için bir sevinçtir; bu itaat, bizimle birlikte ya da yakınımızda yaşayan insanlar tarafından takdir edilmese de. Yeremya gibi şöyle diyeceğiz: “Kalbimde yanan bir ateş vardı”; bu, O’na olan her itaatimizi büyük bir lütuf olarak yaşamamızı sağlayan İsa’nın yaktığı ateştir!
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

21ª Domenica del Tempo Ordinario – A
21st Sunday of Ordinary Time – A
21ème Semaine du Temps Ordinaire – A
Kutsal Kitab’ın Okunması
1.Okuma: Yeşaya 22,19-23 Mezmur 137; 2.Okuma: Romalılar 11,33-36; İncil:
Matta 16,13-20
Baş uşak Sebna, halkın içinde bulunduğu tehlikeler için tövbe edip dua etmek yerine, zenginlik ve sefahat içinde bir hayat sürerek kendisini bol ziyafetlere veriyordu. O ve önderler tövbe etmeye davet edilmişti,
fakat bunun yerine sadece kendi zevklerini ve eğlencelerini düşünüyorlardı. Bu nedenle Allah peygamber Yeşaya’ya şöyle der: Böyle bir adamın yeri, sadakati kanıtlanmış başka biriyle doldurulmalıdır. Bu
kişi Elyakim’dir; o, komuta cüppesini ve kemerini alacak ve anahtarlar ona teslim edilecektir: “O açarsa, kimse kapatamaz; o kapatırsa, kimse açamaz”. Bu olay, İsa’nın Simun Petrus’a söylediği sözleri anlamamıza yardımcı olabilir. İsa, Simun Petrus’a “göklerin krallığının anahtarlarını” vaat eder. Şimdiye kadar bu anahtarlar kimin elindeydi? Onları, tüm halkı yönetme hakkına sahip olduklarını düşünen baş kahinler ve din bilginleri elinde tutuyordu. Bunlar kendilerinin Allah’ın isteğini bildiklerinden ve öğretebileceklerinden emindiler. Kendilerini Allah’ın aracıları olarak görüyorlardı, fakat İsa geldiğinden beri O’nu tanıyamadıklarını
ve kabul edemediklerini gösterdiler. İsa, peygamberlerin öngördüğü mucizeleri gerçekleştirerek kimliğinin kesin işaretlerini veriyordu. Simun bunu biliyordu ve İsa’nın “Ya siz, benim kim olduğumu söylüyorsunuz?” sorusuna cevap vererek bunu herkesin önünde açıklamıştı. O, emin bir şekilde şöyle demişti: «Sen, yaşayan Allah’ın Oğlu Mesih’sin». Bu cevaba karşılık İsa, öğrencisinin krallığının anahtarlarını omuzlarında taşıyabileceğini anladı.

Din bilginleri ve önderler İsa’yı engellemekten başka bir şey yapamıyorlardı ve bunu da yapıyorlardı; hatta O’nu Beelzebul’un yardımıyla hareket eden biri olarak göstererek halkı O’na düşman etmeye çalışıyorlardı. Bu önderler ve dini otoriteler artık Allah ile işbirliği yapanlar değil de, aksine, Peder’in gönderdiği kişiyi reddederek O’nun düşmanları olmuştu. Göklerin krallığının anahtarlarını elinde tutmak, bu krallığın kralının bir numaralı yardımcısı olmak anlamına gelir. İsa henüz bu anahtarları Simun’a teslim etmez, fakat ona söz verir: Kutsal Ruh geldiğinde anahtarları alacaktır. O zaman bu anahtarları gerçek bir ayırt etme yeteneğiyle kullanabilecektir: Kapıları açabilmeli, ama aynı zamanda kapatabilmelidir; yani, İsa’yı gerçekten dinleyen ve kendi kralına itaat edildiği gibi O’na itaat edenleri, O’nu izleyenlermiş gibi davranan,
fakat kendi çıkarlarını elde etmek için ya da ikiyüzlülükle O’nu izleyenlerden ayırt edebilmelidir. Petrus, bu ayırt etme yeteneğine sadece kendisine verilecek olan Allah’ın Ruhu sayesinde sahip olacaktır; bu Ruh, diğer havarilere de verilecektir. Petrus’un söylediği sözler – ifade ettikleri imanın güvenliği ve istikrarı nedeniyle ona bu lakabı (Petrus, ”kaya” demek) kazandıran sözler – o kadar doğrudur ki, İsa bunları, Allah’ın Kendisi, Peder tarafından öğrencisine ilham verilmiş sözler olarak kabul eder. Bu sözlerin içeriği üzerine sağlam, ebedi bir yapı kurulabilir: bu, sonsuza dek kalacak olan Kilise olacaktır. Bu sözler yerini başka sözlere bırakmayacaktır: bunlar, kesin gerçektir. O, İsa, sevgili Oğlu olan Allah tarafından gönderilmiştir; tıpkı Baba’nın Kendisinin, İsa Yahya tarafından Ürdün Nehri’nde vaftiz edilirken açıkladığı gibi. Petrus, söylediği gerçeğin sonuçlarını henüz çıkaramayacağını gösterecektir. Peygamberlerin İsa için müjdeledikleri her şeyi bilmiyor, daha doğrusu İsa’ya atfetmiyor: hatta Allah’ın Oğlu için peygamberliklerin gerçekleşmesini istemiyor. Yeniden tövbe etmeli, Allah’ın Oğlu için isteğini öğrenmeli, Mesih’in haçını ve dolayısıyla kendi haçını kabul etmelidir. Sözlerinin vahyi, onu söyleyen kişinin tüm gerçeği ve tüm sonuçlarını bilmemesine rağmen, derinden doğrudur. Allah’ın tasarıları ve yolları öngörülemez ve insan aklıyla anlaşılamaz. Aziz Pavlus, başka nedenlerle de olsa, şöyle derken bunu ifade eder: “Ey Allah’ın zenginliğinin, bilgeliğinin ve bilgisinin derinliği! Onun yargıları ne kadar da anlaşılmaz, yolları ne kadar da ulaşılmaz!”. Bizler, “Rab’bin düşüncesini” öğrenmeye hayranlık ve istekle bakıyoruz; her ne kadar bu, bizim akıl yürütme ve kavrama imkanlarımızın çok ötesinde olsa da. Ve şimdi havarilerin ellerinde bulunan anahtarların, İsa’ya yaklaşmamız için kapıyı açtığını bilmekten, ve bunu deneyimlemekten de mutluluk duyuyoruz. Ve kapılar kapandığında da minnettarız, çünkü içimizden ya da dışımızdan bizi rahatsız eden ayartmalardan korunuyoruz: kapıların bazı akıl yürütmeler ya da inançlar yüzünden kapalı olduğunu bilirsek, bunları bir kenara bırakırız. Her
zaman Allahımızın krallığına, İsa’nın tek kralı olduğu ve bizi kendi özgürlüğü içinde kabul ettiği o krallığın girişini serbest bulmayı arzuluyoruz.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

20ª Domenica del Tempo Ordinario – A
20th Sunday of Ordinary Time – A
20ème Semaine du Temps Ordinaire – A
Olağan Devre – 20. Pazar Günü – A Yılı Okuma: Yeşaya 56,1.6-7; Mezmur 66; 2. Okuma: Romalılar 11,13-15.29-32; İncil: Matta 15,21-28
Kutsal Kitab’ın Okunması
Yahudilerin Yahudi olmayanlarla ilişkisi, hem İsa’nın gelişinden önce hem de sonrasında her zaman sorunlu olmuştur ve bugün de öyledir! Allah, Peder, bunu nasıl görmektedir? İşte temel sorun budur. Yahudiler kendilerini her zaman seçilmiş halk olarak görmüşlerdir. Bu doğrudur, fakat neden Allah onları seçti ve ihanet ettikleri dönemlerin ardından onlarla sürekli antlaşmalar yenileyecek kadar onları her zaman tercih etti? Cevap ilginçtir ve bu, peygamberlerin –ve yalnızca peygamberlerin– ele aldığı konudur. Allah bir halk seçti ve onu bilgelikle, bilgili ve kutsal yasalarla zenginleştirdi; bu, halkın diğer tüm halklar için bir örnek ve cazibe kaynağı olması içindi. Allah, tüm yaratıklarını sever, tüm insanları, Adem’in tüm evlatlarını sever. Ve de İbrahim’in evlatlarının tüm diğer insanlar için önemli bir görevi vardır. Bunu unuttuklarında, kendilerini Allah’larından uzak bulurlar. Bugünkü peygamber Yeşaya’nın okumasının tam da bunu vurguladığı görülür.
Şöyle der: «Rab’be katılarak O’na hizmet etmek, Rab’bin adını sevmek ve O’nun kulları olmak isteyen yabancıları… dua evimde sevinçle dolduracağım… Çünkü evime ‘Bütün ulusların dua evi’ denecek.”

Allah, yabancıları ve tüm halkları bekliyor: Onları kim O’na götürecek? Tam da Yahudiler, kutsal yaşamlarıyla, tüm diğer insanları, tüm insanları sevebilen ve onlara merhamet edebilen tek Allah’ın bilgeliğine itaat etmeye çekeceklerdir. Yahudilerin yaşamı çekici değilse, varoluş amacını yitirir. Bu vahiyden yola çıkarak Aziz Pavlus büyük bir acısını dile getirir. Bu acı şudur: O, Allah tarafından seçilmiş bir halk olan kendi halkının, Peder’in onlar için de gönderdiği tek Kurtarıcı’yı reddettiğini görmektedir. Gerçek ve tam bir hayat, sonsuz hayat, bağışlama yeteneği ve sevginin doluluğuna kadar olgunlaşma imkanı verebilecek tek kişi olan İsa’yı kabul etmemektedirler. Havari, putperestlerin Allah’a itaat konusunda Yahudileri geride bıraktığını görmektedir. Paganlar, İsa’nın haçındaki ölümünü – o ölümün ki tam da Yahudiler nedeni olmuşlardı – göz önünde bulundurarak, İsa’ya iman ettiler ve iman etmeye devam ediyorlar. Kim bilir, belki de Yahudiler şimdi, Allah’ın paganlara gösterdiği merhameti ve onların yaşamlarının güzelliğini görünce kıskançlık duyacak ve İsa’yı kabul etmek için iman ederek kendileri de kurtulacaklar mıdır? Ve havari, Kurtarıcı’yı reddetmenin, Yahudileri putlarının tüm ahlaksızlıklarını takip eden putperestlerden daha fazla günahkar kıldığını da belirtir. Artık her ikisi günahkardır ve böylece her ikisi de Baba’nın merhametinin güzelliğini ve iyiliğini deneyimleyebilir. Günahkar olmaları ve merhamet görmeleri onları eşit kılar ve kendilerini Peder’e şan verecek tek bir halk olarak görebilirler. ”Onların reddedilmesi dünyanın Allah ile barışmasını sağladı”: Allah’ın bilgeliği ve yargıları gerçekten de harikadır! Göklerin krallığı tektir, tıpkı tek bir çoban tarafından korunan ağılın olduğu gibi. Allah’ın krallığının kralına katılanlar ve çobanın rehberliğine uyanlar tek bir gerçeklik haline gelirler; artık bölünme yoktur. Aziz Pavlus, bu durumu anlatırken İsa’nın örneğini dayanak alır. İsa, Kenanlı, yani putperest kadına merhamet göstermiştir. Kadının isteğine
uzun süre direnmiştir; bunun en az iki nedeni vardı: öğrencilerinin, putperestlere karşı tutumlarını değiştirmeye hazır olmadıkları için şok olmalarını istemiyordu. Ayrıca: İsa, kadının isteğinin Kendisine karşı
sağlam ve sınanmış bir imandan kaynaklanıp kaynaklanmadığını sınamak istiyordu. Kadın, O’na “Davut’un Oğlu” gibi mesihsel bir unvan kullandı, ama en önemlisi O’na bir değil, üç kez “Rab” diye seslendi. İsa bunu
bizzat gördü ve öğrencileri de sarsılmaz, hatta son derece alçakgönüllü bir imanı görebildiler: Kadın, köpeklere benzetilmeyi kabul etti – Yahudilerin putperestlere genellikle “köpekler” demelerinin normal
olduğunu bilmemiz gerekiyor!-; gerçi İsa, “küçük köpekler” gibi daha az sert bir terim kullanmıştı. Bir kişi İsa’ya iman ederse, Peder’in gönderdiği kişiyi kabul ederse ve O’na sevgi gösterirse, ona hala putperest ya da yabancı diyebilir misiniz? Hatta İsa’ya olan o kadının imanı örnek teşkil ediyordu: herkes, hatta öğrenciler bile ondan ders alabilirdi. Rab onu, tıpkı Annesine seslendiği gibi, “Kadın” olarak çağırıyor! “Kadın” diyerek İsa, Kenanlı’nın Kendisine Allah’ın isteğinin ne olduğunu keşfetmede yardımcı olduğunu demek istedi, tıpkı Adem’in yanındaki Havva’nın yaptığı gibi. Nitekim Allah, putperestlerin de sevilmelerini ve göklerin krallığına
katılmalarını ister. İsa, Kenanlının imanını görünce, sadece kızını şeytanın ellerinden kurtararak duasını kabul etmekle kalmadı, aynı zamanda diğer halkların da Baba tarafından hoş görüldüğünü herkesin görmesini sağladı. İsa sayesinde Yahudiler ve putperestler tek bir halk, tek bir Allah’ın krallığı haline gelirler ve gerçek kardeşler olarak karşılıklı bir birlik içinde yaşayabilirler.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

19ª Domenica del Tempo Ordinario – A
19th Sunday of Ordinary Time – A
19ème Semaine du Temps Ordinaire – A
Kutsal Kitab’ın Okunması
1.Okuma: 1Krallar 19,9.11-13 Mezmur 84; 2.Okuma: Romalılar 9,1-5; İncil:
Matta 14,22-33
İlk okuma bizi İlyas ile birlikte Sina Dağları’ndan birine götürdü. Peygamber, onu öldürmek için peşine düşen Kraliçe Jezabel’in askerlerinden kaçıyordu. Nitekim o, Karmel Dağı’nda kraliçenin tanrısı Baal’ın tüm kahinlerini ve peygamberlerini öldürmüştü; bu tanrı, insanların tüm ahlaksızlıklarını onaylayan ve böylece halkı mahvedip onları başka halkların kölesi haline getiren bir tanrıydı. Burada, sığındığı dağda, Allah ona, tıpkı benzer bir durumda Musa’ya verdiği gibi, iyilikle bir ders vermek istiyor. Musa, Yasa’nın iki levhasını kırıp altın buzağıya tapan suçluları cezalandırdıktan sonra dağa geri dönmüştü. Allah onu kabul etti ve ona “merhametli ve bağışlayıcı, öfkesi yavaş ve sevgisi büyük olan Allah” olarak Kendini tanıttı. Böylece, Musa’nın yaptığı şeyden duyduğu hoşnutsuzluğunu ona ifade ediyordu. O cezalarla Musa halka Allah’ın gerçek yüzünü, yani merhametli yüzünü değil, kendi hayal ettiği yüzü göstermişti: öldürene kadar cezalandıran bir Allah. İlyas da Allah’ın intikamcı ve korkunç, korkulması gereken bir Allah olduğu fikrini vermişti. Tam O, yani Allah, İlyas’ı sığındığı mağaradan dışarı çağırır ve ona korkunç şeyleri gösterir: şiddetli rüzgar, deprem ve ateş. Fakat O, Allah, bu korkutucu olayların içinde yer almaz. Allah, insanları korkutacak şekilde hareket etmez. İlyas bunu bu özel deneyimle keşfeder. Onun Allah’ı, insana huzur ve ferahlık veren “hafif esintide” saklanır; bu durum insanı dehşete düşürmez, aksine onu sevindirir ve canlandırır.

Bu güzel bir derstir; imanlıları dehşete düşürmek isteyenlerin sözlerini kabul etmemek için bunu aklımızda tutmalıyız, bu sözler gökten gelen mesajlar olarak sunulsa bile. Gökten gelen mesajlara zaten sahibiz; bunlar Allah’ın Kendisinin Musa’ya ve İlyas’a verdiği mesajlardır. İlyas’la ilgili metin, bizi İncil’i dinlemeye hazırlar. İsa, öğrencilerin beş bin kişiye beş somunu dağıttıktan ve artan parçaları topladıktan sonra onları yanına çağırır. Onlar, kalabalığın tebriklerini kabul etmek için durmamalıdır: Yaşanan tüm bu başarı, Peder Allah’ın bir armağanı ve Kendisinin, İsa’nın O’na yönelttiği duanın sonucuydu. Bunun üzerine öğrenciler tekneye binerler: onlar denizde, İsa ise dağda duasına devam eder. Tekneleri dalgalar ve rüzgarla sallanıyor ve onlar
korkuyorlar. İşte İsa’nın öğretimi: Allah, insanları korkutmak isteyen Olan değildir; kalplerini sarsan o dalgaların içinde saklanmaz. Onlar korkmamalıdır; görmeseler de İsa yine de var olmaktadır. Duası O’nu
Baba’ya bağlar ve Baba, O’na ve öğrencilerine göz kulak olmaktadır. İşte İsa, su üzerinde yürüyor. Öğrencileri O’nu tanımıyorlar. Her zamankinden farklı olan her şeye, geçmiş deneyimlerinin anılarına uymayan her şeye karşı korkmaya o kadar alışmışlar ki. Korku içinde bağırıyorlar. Onları sakinleştirmek zorunda olan O’dur: “Cesaret edin, benim, korkmayın!”. O’nun sözü anında etki eder, öyle ki Petrus, İsa gibi su üzerinde yürümek ister. İsa ona izin verir. İnsanlar, iman ettiklerinde, Baba’nın sevgisinden şüphe etmediklerinde ve Oğul’un yüzünü gözden kaçırmadıklarında ilahi eylemlerde bulunabilirler. İşte Petrus,
ayaklarının altında dalgalanan su üzerinde, tekneden adımlar atıyor. Fakat imanı henüz sağlam, sebatkar ve emin değildir. Bir rüzgar esintisi yeter; bu, onun için o kadar önemli hale gelir ki, Rab’bini gözden kaçırmasına neden olur. Bir tehlikeyi İsa’dan daha güçlü mü görüyor? İman yok; iman yok olunca, ayaklarının altındaki su açılır ve o batar. İman tekrar canlı hale dönmelidir; bu da duaya dönüşür ve tam o anda İsa’nın eli Petrus’un elindedir. Kurtulmuştur! Ama azarlanması gerekir; tıpkı benim de her korkuya kapıldığımda azarlanmam gerektiği gibi: bu, bakışlarımı Rab’den başka yöne çevirdiğimin işaretidir. İşte hepsi teknenin içinde İsa’nın önünde diz çökmektedirler: «Gerçekten sen Allah’ın Oğlusun!». İsa gerçekten önemlidir, günlük yaşamımız için gereklidir; günlük yaşamımızla kurtuluşumuzun hedefine ulaşabilmemiz için gereklidir. İsa, Allah’ıın Oğlu!
Havari Pavlus’un acısını anlıyoruz: O, halkının çoğunluğunun Allah’ın Oğlu İsa’ya imanı reddettiğini görüyor. Acı çekiyor çünkü onların hayatında en önemli şey eksik: Evet, Yasa’ya ve Tapınak’taki şana sahipler, hatta bedenen İsa bile onlardan çıktı, ama onlar O’nun önünde diz çökmek istemiyorlar: onlarda kurtuluş eksik, onlarda alçakgönüllülük eksik, onlarda her şey eksik. Pavlus acı çekiyor, tıpkı torunlarının ruhlarının boş olduğunu gören büyükbabaların acı çektiği gibi: çünkü Rab İsa onların içinde yer almıyor! Bu şekilde, farkında olmadan, bir insanın sahip olabileceği en büyük zenginliğin yokluğundan acı çekiyorlar: İlyas’ın hafif esintinin tadını çıkardıktan sonra sahip olduğu gibi bir imandan.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it
Kutsal Kitab’ın Okunması
1.Okuma: Yeşaya 55,1-3 Mezmur 144; 2.Okuma: Romalılar 8,35.37-39; İncil:
Matta 14,13-21
İnsanın susuzluğu ve açlığı ciddi bir sorundur. Bunu çözmek belirli bir zeka gerektirir. Peygamber Yeşaya bunu anlamamızı istiyor. Bize şöyle soruyor: “Neden kazançlarınızı sizi doyurmayan şeylere harcıyorsunuz?”
Peygamber, bazılarının, hatta çoğunun, faydasız, hatta zararlı şeylere para harcadığını ve israf ettiğini gözlemlemişti. Susuzluğumuzu ve açlığımızı gidermek için öğrenmek, bu nedenle bilgelik ve anlayışa sahip
olanları dinlemek gerekiyor. Kimi dinleyeceğiz? “Kulağınızı bana verin ve bana gelin; dinleyin ve yaşayacaksınız,” diyor Rab. Bizi seven ve kesinlikle aldatmayan O’nu dinleyeceğiz ve O’nun bahsettiği susuzluk ve açlığın sadece midenin değil, daha da önemlisi ruhun, kalbin susuzluğu ve açlığı olduğunu hemen anlayacağız. İnsanlar genellikle “inatçı”dır (Çıkış 33:3), çünkü her zaman dünyevi hayata, bedenin ihtiyaçlarına, maddi ihtiyaçlara çok önem vermektedirler. Allah bunu bilir ve bu nedenle daha derin bir dikkat
çekmeyi umarak bu dilde konuşmaya başlar: çölde, Musa’nın arkasından yürüyen halk için aynı oldu, İsa, Allah’ın Oğlu’dur ve aynı dikkati gösterir. O’nu dinlemek için ve hastaların O’nun tarafından iyileştirilmesi için Kendisini izleyen büyük kalabalığı görünce, İsa merhamet eder. Öğrenciler, Rabbin bu merhametini herkesin yiyecek bir şeye sahip olma isteği olarak yorumlarlar.

Böylece onlara göre sorunların nasıl çözülmesi gerektiğini de görürüz: “Halkı salıver de köylere gidip kendilerine yiyecek alsınlar”. Onların görüşüne göre, bu dünyadaki herkesin genel olarak yaptığı gibi, maddi, gerçek ve acil
sorunlar para kullanarak çözülmelidir. İsa, göklerin krallığını başlatmaktadır ve bu nedenle, olan ve olacak
maddi sorunlar için de bu yeni krallığa özgü çözümleri buluyor. Burada sadece insanlar değil, Allah’ın Kendisi de mevcut ve aktiftir. Maddi sorunlarımız; ilahi, ruhsal sorunlar haline gelir; Allah’ın Kendisini Baba olarak göstermesi için ve kardeş olduğumuzu öğrenip ikna olabilmemiz için de fırsatlar haline gelir. Ve işte İsa öğrencilerini şaşırtır: “Gitmelerine gerek yok; siz kendiniz onlara yiyecek verin”. Akıl yürütmeleri ve günlük deneyimleri, iyilikle dolu olsa da, Öğretmenlerinin ne dediğini anlamaz. Kalabalık çok büyük ve yiyecek
rezervleri tamamen yetersizdir. İsa’nın cevabı, değerli bir ders haline gelir: ellerine ve gözlerine
bakılarak görülür. Ellerinde beş somun ekmek, gözleri göğe kalkmış. Orada kim var? Bir şeyler yapabilecek biri var mı? Ve neyi yapacak? İsa’nın ağzından kutsama ve şükran sözleri dökülüyor. Hiçbir şey görmüyorsak neden şükredelim? İsa, Baba, Baba olduğu için, gerçek bir Baba olduğu için, O’nun Baba olarak tanınması için sadece imanımıza, güvenimize, alçakgönüllülüğümüze ihtiyacı olan bir Baba olduğu için şükrediyor.
Ve işte, ekmekler kırılmakta ve İsa onları kırmaya devam etmektedir. Parçalar şaşkın öğrencilerin ellerini doldurmakta ve ellerinden çimenlerin üzerinde oturan insanların ellerine geçmektedirler. Bu insanların tek yapması gereken şey, itaat etmektir, İsa’nın emrettiği gibi “çimenlerin üzerine oturmak”. İstenen itaat,”çimenlerin üzerine oturmak”, kolay bir itaatti, insanın kendi mantığını aşmayı ve somut bir şey görmeden önce güven göstermeyi gerektirse de. Bu, Allah’ın sözüne dayanarak nereye gideceğini bilmedenyola çıkan İbrahim’in itaatine benzer bir itaatti. Öğrencilerin şaşkınlığı, itaat ederek artan parçaları bile topladıklarında daha da artmaktadır. Onların her birisi bir sepet taşımaktadır. İnsanların, hiç görmedikleri ve görmeyi becermedikleri Allah’ın var olduğu yukarıdan aldıkları ekmek, sevgiye duydukları açlığı ve susuzluğu gidermeye devam edecektir. Ama gördükleri sadece ekmek ve ekmek parçaları mı? Sadece bir mucizeye mi tanık oldular? Hayır, en büyük mucize, gizlice gerçekleşen, kalplerinde ve zihinlerinde saklı kalan mucizedir. Rablerinin kim olduğunu anlamaya başlıyorlar. O, sadece iyileştiren, şimdi herkesi doyuran biri de değil; sadece bu değil: O, çölde manna vermiştir; O, Peder ile öyle bir birlik içindedir ki, Kendisinin her dilediğini Peder’e yaptırabilir. Öğrencileri, İsa’nın ve Allah’ın bir olduğunu anlamaya başlıyorlar. Bunu sadece onlar anlıyor. Diğerleri henüz anlamıyor. Hiçbir şeyin, hiçbir sorunun bizi “Mesih’in sevgisinden” ayıramayacağını anlıyorlar. Hiçbir şeyden, “açlıktan, çıplaklıktan, tehlikeden, kılıçtan” bile korkmamamız gerektiğini söyleyebilecekler, bunu onların ilan etmeleri gerekecektir. İsa’nın elleri her şeyi tutabilecek güçtedir; gözleri, Baba’nın tüm kalabalıklar için olan sevgisini elde etmek üzere göğe yönelecek
güçtedir!
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

17ª Domenica del Tempo Ordinario – A
17th Sunday of Ordinary Time – A
17ème Semaine du Temps Ordinaire – A