Olağan Devre – 16. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.Okuma: Bilgelik 12:13, 16-19 Mezmur 85 2.Okuma: Romalılar 8:26-27 İncil: Matta 13:24-43

Nasıl dua edeceğimizi bilmiyoruz! Aziz Pavlus bize bunu söylüyor, abartılı görünse bile: aslında, nasıl dua edeceğimizi bildiğimizi düşünüyoruz ve bunu sık sık yapıyoruz. Öyleyse kendimize soruyoruz:  “Duamız” Rab İsa’nın istediği gibi mi? İsa’nın öğrencileri zaten dua ediyordu, yine de İsa onlara dua etmeyi öğretti. Onlara ikiyüzlüler gibi dua etmemelerini söylemek zorunda kaldı: bu insanların duası Allah tarafından dua olarak kabul edilmez; ayrıca onlara putperestler gibi de dua etmemelerini öğretti: o dua da Babamızın kalbine uymuyor. Bize kendimizi yüzüne bakarak O’nun isteklerini görüp öğrenmek için Baba’nın önüne koymayı öğretti! Fakat bugün Aziz Pavlus, “Ruh zayıflığımızda bize yardım eder” diyerek bize yardımcı olup cesaret veriyor. Kendisi, “Allah’ın isteğine göre şefaat ettiği” için, layıkıyla içimizde dua edecektir. O zaman diğer ruhlarla değil, Kutsal Ruh’la dolu olmaya dikkat edeceğiz ve böylece duamız hoşnut edici olacaktır.
Bugünün diğer okumaları da duaya ışık tutuyor. Dua ederken, karşımızdaki kişiyi tanımak önemlidir. O, Allah’tır, fakat bilinmeyen bir Allah değil, herhangi bir Allah da değil. Bilgelik Kitabı bize şunu açıklıyor: 
“Senden başka her şeyle ilgilenen Allah yoktur… günahlardan sonra tövbe bahşedersin”.

O, her şeyle, özellikle de, günahkar olsa da, insanla ilgilenen bir Allah’tır: günahları için tövbe bahşeder, böylece o affedilebilir ve O’nunla yeniden birlik kurabilir. O, gücüne rağmen, “Sen alçakgönüllülükle hüküm verirsin ve bize büyük bir hoşgörüyle hükmedersin” dememiz gereken bir Allah’tır. Böyle bir Allah’ı ​​tanımak, bilinmediği, hatta arzularımıza, bencil arzularımıza göre bile hayal edildiği Allah’tan bahsetmenin korkutucu olduğu bu dünyada yeni bir şeydir! İsa, O’nu bize tanıtmak için geldi: Bunu Son Akşam Yemeği’ndeki duada söyleyecek, böylece öğrenciler bunu hatırlayacaklar. Baba’ya dua ederken şöyle der: “Adını onlara bildirdim ve bildirmeye devam edeceğim”. İsa’nın yaptığı ve söylediği her şeyin amacı, Allah hakkındaki bilgimizin yalansız, gerçek olmasıdır. O’nu seven ve merhamet gösteren bir Baba olarak tanıyacağız. Bugün İncil, İsa’yı üç benzetme anlatarak bize sunuyor. Bunlar aracılığıyla da Allah hakkındaki bilgimizi mükemmelleştiriyor, böylece O’nun bilgeliğinin, bize karşı sabrının, sadakatinin ve merhametinin nereye kadar vardığını görebiliyoruz. İlkinde, bize bir ekiciyi, işini özenle yapan bir ev sahibini sunuyor: tarlasına iyi tahıl eker. O’nun hizmetkarları vardır; bunlar bir süre sonra buğdayın arasında yabani otların büyüdüğünü fark ederler; bu küçük bitkinin unu buğdayla karıştırılırsa ekmeği zehirli hale getirecektir. Hizmetkarlar nereden geldiğini anlamazlar. Kim ekti? Efendilerinden şüphe etmezler; kesinlikle o değildi. İsa, gölgelerde, gizlice, görünmeden çalışan bir düşmanın da olduğunu açıklar: bu, hasadı bozmak, insanları hasta etmek ve öldürmek istiyor. İsa’nın ekiciden bahsettiğinde, Allah’ı, Baba’yı kastettiğini anlıyoruz. Bu Allah iyi işler yapar ve ekmeği yiyecek olanların iyiliği için çalışır. Kimse ondan şüphe edemez veya onu sorgulayamaz. Değerli işi verimli olsa da, her zaman uyanık olmak gerekir. Havva’yı aldatan yılan hala var ve çalışıyor: o, insanlığı mahvetmek istiyor. Ve kimse onun aldatmasının zarar vermesini engelleyemez. Buğday, yabani otların yanında büyümeli; aldatan ve zarar veren bitkilerin yakınında olmaya alışmalıdır. Bu efendi, hizmetkarlarını sabır, azim ve O’na olan güvene alıştırır. Onunla olan ilişkileri -yani duaları- sabırlı bir itaate dönüşür; her şeyi anlamasalar da itaat ederler. İkinci benzetme, ekildiğinde fidan haline gelen en küçük tohumdan bahseder. Peygamberlik dilinde putperest halkları ifade eden “gökteki kuşlar” için faydalı olacaktır. Bütün dünya o minicik taneden 
faydalanır. Bu yüzden, Allah’a dua ederken, tüm insanları seven O’na dua ettiğini biliyorsun. O, sevgisini herkese, hatta düşmanların olarak adlandırabileceğin kişilere bile yaymak için seni kullanabilir. Üçüncü benzetme, ev hanımının işini düşünmeni sağlar: Üç ölçek un, içlerinde saklı küçük bir maya sayesinde, çok sayıda insanı doyuracak ekmeğe dönüşebilir. Dua ettiğin Allah, sadece ailen için değil, herkes  için besin sağlamakla ilgilenir. Birçok kişiyi mutlu etmek için az şey, maya kadar az şey kullanır.
İşte, dua ettiğimiz Allah gerçekten de özel bir Allah’tır: O’na ne kadar çok bakarsan, muhteşem sevgisinin güzelliğini o kadar çok görürsün. Bu nedenle, dua özel olacaktır: sevgiye, bağışlamaya ve merhamete açık 
olacaktır.             

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre 15. Pazar Günü A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Birinci Okuma: Yeşeya 55,10-11 Mezmur 64’ten  İkinci Okuma: Romalılar 8,18-23 İncil: Matta 13,1-23

“Ama gözleriniz gördüğü için, kulaklarınız duyduğu için ne mutlu!”: İsa, uzun bir dizi benzetmenin ilkini bu kesinlikle öğrencilerine anlattı. Bunları, Vaftizci Yahya’nın sözlerini tekrarlayarak, yakınlığını önceden  duyurduğu göklerin krallığı hakkında bir şeyler anlamaları için söyledi. Öğrenciler ne görüyorlar da onlara ”mutlu” denebilir? İsa’nın yüzünü, ışığını, dudaklarının huzurunu ve eminliğini, tarif ettiği imgeleri 
görüyorlar. Peki kulakları ne duyuyor? İlahi bilgeliği, derin bir gerçeği taşıyan sakin ve güven dolu sözleri duyuyorlar. İsa, göklerin krallığının ne olacağını ve şimdiden nasıl olduğunu imgelerle anlatıyor. Bu imgeleri Kutsal Yazılarda buluyor: Bugünkü imge, Kendisinden, misyonundan ve tüm günahkarların kurtuluşu için hayatını sunmasından en açık şekilde bahseden peygamber Yeşeya’nın bir pasajında 
yer alıyor. Yeşeya, gökten yağmur ve kar yağdığını görüyor. Bunlar boşuna düşmüyor, çünkü toprağa birinin ektiği tohumu buluyorlar; ekeni tatmin ederek açlara ekmek verecek bir tohum. Ve peygamber, bu tohumun “ağzımdan çıkan söz”, yani Allah’ın ağzından çıkan söz olduğunu zaten ilan ediyor. Bu nedenle, insanların açlığını önemseyen, aynı zamanda ruhsal açlığı da önemseyen, iç yaşamlarını kutsal sözle besleyen, onları yaratan Kendisi ile bağlayan ve sevgisinden asla mahrum bırakmayan tek Allah’ı ​​tanıyoruz. Mezmur, Allah’ı ​​övmemize, bedenlerimizi doyuran ve herkesin kalbini sevindiren nimetleri için O’na şükretmemize yardımcı olur. Havari ise bize başka bir önemli gerçeği hatırlatıyor: İnsan hayatında, ekicinin zahmeti gibi, onun meyveyi beklerken duyulan kaygısı ve hasadın zorlu zahmeti gibi, zahmet ve acı vardır. Her insanın, Allah’ın Kutsal Ruhu’na daldıktan sonra ve O’nda kalırken karşılaştığı acı, kurtuluşun meyvesini verecektir.
Rabbin Kendisinin de söylediği gibi, diğer benzetmeleri anlamanın anahtarı olacak olan ilk benzetme, bizi sonbahar tarlalarının ortasına götürüyor. Öğrenciler bu sahneyi her yıl görmüşlerdir.

Bilgi ve bilgelikle hareket eden ekici, tarlayı yeterince hazırladıktan sonra, tohumu her köşeye serpmek için adımlarını ve kollarının hareketlerini ölçer. Sahne, hayal güçlerinde her ayrıntısıyla mevcuttur ve tohumun 
neden her yere düştüğünü de anlarlar: kısmen yollara, kısmen iyi topraktan çıkan kayalara, kısmen tarlanın kenarlarındaki dikenlerin arasına ve nihayetinde ekim için özel olarak hazırlanmış toprağa. Öğrencileri O’na sorarlar: “İsa, neden bize bunları, bu kadar sık ​​gördüğümüz şeyleri anlatıyorsun? Bütün bunların amacı nedir?” Ve O’nun tek cevabı şudur: “Böylece Göklerin krallığının sırlarını bilesiniz.” Göklerin krallığı İsa için önemlidir; her zaman aklındadır; en önemli arzusudur, diğer tüm arzularına anlam kazandıran arzudur. O, onlarla yine peygamber Yeşeya’dan başka bir pasajdan bahseder. Sadece O’nu sevenlerin, O’na bağlı olanların anlamaları gerekir. Diğerleri 
anlayamaz. Göklerin krallığının Kralına bağlı olmayanlar için O’nun sözlerini anlamak faydasızdır: bunlar onlara yardımcı olmaz. Onlara, öğrencilere, açıklama O’nun sesinden gelir. Her şeyden önce,  “tohum” kelimesini duyduklarında, O’nun sözünü, kendisinin söylediği sözü düşüneceklerdir. Bu, yaşam dolu bir sözdür. Her söz, yere düşen her tohum gibi, meyve veren bir bitki olabilir. Söz! İsa’nın Sözü, Allah’ın Sözüdür. Fakat, onun bir düşmanı vardır; bu düşman, onun hedefine ulaşmasını veya meyve vermesini engellemeye çalışır. Sözü alanlar hemen ona değer vermezlerse, o düşman onu alıp götürür. Bazıları Sözü yüzeysel olarak alırlar: eğer onu toprağa gömülmüş bir tohum gibi kalplerinde saklamazlarsa, kısa sürede o yok olur. Eğer Sözü diğer endişe verici düşüncelerle çevrelerlerse veya zenginlik arzularıyla karıştırırlarsa, o kaybolur. “İyi toprağa”, yani İsa’yı seven kalbe düşen o söz, hayat kurar, Kilise’yi inşa eder, fiziksel ve psikolojik hastalıkları iyileştirir, zihinleri ve kalpleri yeniler, zihinleri bilgelikle zenginleştirir, çocukların ve 
yetişkinlerin kalplerini sevinçle, ve yaşlıları umutla doldurur!

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

P. Vigilio Covi

Olağan Devre14. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.Okuma Zek 9,9-10 Mezmur 144 2.Okuma  Rom 8,9.11-13  İncil Mt 11,25-30

Göklerin krallığına kabul edilmemiz için hayatımızın çok önemli bir yönü  alçakgönüllülüktür. Alçakgönüllülük olmadan itaat olmaz ve itaat olmadan da ne Allah ile ne de kardeşlerimizle birlik olunmaz. Bu nedenle İsa, 
Baba’ya övgü duasını öğrencilerine bir davetle bitirir: “Benden öğrenin, çünkü ben yumuşak huylu ve alçakgönüllüyüm”. Aynı duada, Baba’yı alçakgönüllülüğü ve insan alçakgönüllülüğüne olan takdiri için övdü. 
Gerçekten de, sırlarını küçüklere açıklar, onları “bilgelerden ve bilginlerden” ise gizli tutar. Yaşadığımız dünyada, en büyük, belki de tek ilgi, tam olarak bu insanlara, yani bilgili ve bilge kişilere yöneliyor: hatta onlara ünlüler bile diyoruz. Bu ilgi, kibirimizden kaynaklanıyor, çünkü hepimiz  görülmeye, hayranlık duyulmaya, önemli sayılmaya yönelik denenmekteyiz: Bu yüzden dünyada böyle kabul edilenlerle ilişki kurmaya çalışıyoruz. İmza isteyen birçok insana bakmak yeterli olurdu! Çok önemsiz nedenlerle bile olsa alkışlanan bir adamın imzasını aldıkları için kendilerini önemli sanıyorlar. Allah Baba bize bunun tam tersi bir örnek veriyor. Küçüklerle olan ilişkisini canlı tutuyor ve neredeyse, diyebiliriz ki, spor, müzik veya tiyatro alanlarında nasıl başarılı olunacağını bildikleri için kendilerini veya başkaları tarafından ilgiye değer görülenleri görmezden geliyor. İsa daha sonra şöyle açıklıyor: “Her şey bana Babam tarafından verildi”, bu yüzden alçakgönüllü de. Ve öğrencilerini bunu taklit etmeye davet ediyor. Bu şekilde, Allah’ın gözünde büyük olurlar, O’nun gizemlerinin vahiyini almaya layık görülürler ve bu nedenle göklerin krallığında önemli olurlar: elbette bunu bilmiyorlar, ama Kral olan O biliyor. Azizlerin yaşamlarını gözlemlediğimizde, tam olarak bunu görüyoruz. Onlar bizim gözümüzde büyükler çünkü dünyanın büyük kişileri için küçük ve önemsizdiler.

Bu büyük kişiler, dünyanın prensine, yani Şeytan’a ve yardımcılarına itaatlerini sunarlar. Bu, onu taklit ederken ve ona hizmet ederken gösterdikleri gurur ve kibirde açıkça görülmektedir. Bu nedenle onlar asla göklerin krallığına giremeyeceklerdir. Peygamberler, Allah’ın ve Allah’ın aramızda temsilcisi olarak gönderdiği 
kişinin alçakgönüllülüğünü zaten ortaya koymuşlardır. Zekeriya şöyle der: “İşte, kralınız size geliyor. O adil ve muzafferdir, alçakgönüllüdür ve bir eşeğe, bir sıpaya, bir eşeğin yavrusuna binmiştir”. Ve O’nun Kendisinin savaş silahlarını ortadan kaldıracağını belirterek devam eder; yani, alçakgönüllülüğüyle tüm halklar için barışı 
sağlayacaktır. Alçakgönüllülük hem Allah’ın gözünde hem de tüm insanların gözünde o kadar değerlidir! Bu nedenle o Kral büyük bir sevinç ve coşkuyla karşılanır. Bu peygamberliği, İsa’nın kutsal şehre girmek için bineceği eşeği getirmeleri için iki öğrencisini gönderdiği Paskalya öncesi Pazar günü hatırlıyoruz. Herkes ilahilerle ve zeytin dallarıyla dolu kol ve el hareketleriyle büyük bir sevinç gösteriyordu! Bu şekilde İsa Kendisinin, bekledikleri gibi dünyanın yöneticilerini yenen bir kral değil, Allah’ın mütevazı ve alçakgönüllü kalbine göre bir kral olduğunu herkese duyurmak istedi. Aziz Pavlus bize, vaftizimizden itibaren bedenin egemenliği altında olmadığımızı, yani dünyevi tutkuların artık içimizde yenildiğini temin  eder. Gurur ve kibir artık ruhani hayatımızın bir parçası değildir; geçmişe aittirler. Havari, geriye dönmememiz için Rabbin bizde zaten yaptıklarını hatırlamamızı öğütler. Uyanık olmaya dikkat edeceğiz: “Ama Ruh aracılığıyla bedenin işlerini öldürürseniz, yaşarsınız”. İsa’nın sevinçli davetini memnuniyetle karşılayacağız: “Ey yorgun ve yük  altında olanlar, bana gelin, ben size rahatlık vereceğim”. Yorgunluğumuz ve baskı hissimiz sık sık karşımıza çıkıyor ve nereden kaynaklandığını anlayabiliyoruz: her zaman günahkarız, bu yüzden günah bizi eziyor ve boğuyor. Çözüm çok basit: “Bana gelin”. O bizi canlandırıyor, dünyanın günahını ve günahın üzerimizde uyguladığı veya uygulamakta olduğu etkiyi bizden uzaklaştırıyor. Rab, bizi iyileştirmek ve teselli etmekle  yetinmiyor, aynı zamanda O’nunla işbirliği yapmaya da davet ediyor. Nitekim şöyle diyor: “Boyunduruğumu üzerinize alın”, yani emeğimde bana yardım edin. Böylece Baba’nın gözünde hoşnut olacağız. İsa’nın emeği 
nedir? Herkese kurtuluş sunan haçı taşımaktır. Eğer O’nunla işbirliği yapabilirsek, sevincimiz ve coşkumuz daha da canlı olur. Ve bizi davet eden bizzat Kendisidir.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre – 13. Pazar – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Papa için dua edelim

1.Okuma: 2Krallar 4:8-11,14-16 Mezmur 88’den İkinci Okuma: Rom 6,3-4,8-11 İncil: Matta 10,37-42

İsa bugünkü öğretisini şu güvenceyle sonlandırıyor: “Kim benim öğrencim olduğu için bu küçüklerden birine bir bardak soğuk su bile verirse, gerçekten size söylüyorum, ödülünü kesinlikle kaybetmeyecektir”. Kutsal Yazıları dinlerken bu kesinliğe sahipti. İlk okuma olarak duyduğumuz bu pasajı kaç kez dinlediğini kim bilebilir?

Şunemli kadın, peygamber Elişa’yı takdir ediyordu ve onu ağırlamaktan mutluluk duyuyordu, o kadar ki kocasından, Elişa’nın oradan geçerken Allah’ın bir peygamberine yakışır şekilde geceyi geçirebilmesi için, yatak, sandalye, masa ve lamba bulunan tuğladan bir oda hazırlamasını istedi. Kadının kısırlıktan dolayı acı çemekte olduğunu öğrenince, Elişa onun için Allah’tan harika bir ödül diledi: “Gelecek yıl, bu zamanlarda, kucağında bir oğul tutacaksın”. Ve öyle oldu!

İsa, Baba’nın cömertliğini ilan eder. O, Oğlu için yaptığımız her şeyi fark eder ve hiçbir şeyi, hiçbir eylemi, hiçbir sevgi davranışını karşılıksız bırakmaz. “Bir peygamberi peygamber olarak karşılayan, peygamberin ödülünü alacak; bir doğru adamı doğru adam olarak karşılayan, doğru adamın ödülünü alacak!”. Hele ki İsa’nın bir öğrencisini karşılayan, Rab’bin Kendisini karşılar! Ve Rab’bi karşılayan, O’nu dünyaya göndereni karşılar. İsa’nın bu vaatleri kesindir, çünkü Sözü asla geçmeyecek! Dahası, bu vaatler daha önce bize söylediklerini anlamamıza yardımcı olur. İsa, diğer tüm sevilen kişilerden daha çok sevilmelidir. O, bizim ve herkes için en sevgili kişidir, çünkü O, Allah’ın Kendisi için de en sevgili kişidir.

Her şeyden ve herkesten önce İsa’yı sevmek, sunduğumuz sevginin gerçek sevgi olmasını ve sevdiğimiz insanların gerçekten sevildiğini hissetmesini sağlamanın sırrıdır. İsa’yı babamdan ve annemden, kızımdan veya oğlumdan daha çok sevdiğimde, onlar benim sevgimi etkileyemezler; bu sevginin ilahi sevgi olmasını gerektirecektir. Onlara olan sevgim, onların bencilliği veya kıskançlığıyla koşullandırılmayacaktır. Onlara evet diyebileceğim gibi, onların benden istediklerinin Allah’ın isteğine uygun olmadığını anlarsam onlara hayır da diyebileceğim. Gerçekten de sevmek, memnun etmek anlamına gelmez, Baba’nın isteğini yerine getirmeye, İsa’nın öğrencileri olmaya yardımcı olmak anlamına gelir, çünkü bu şekilde onların sevinci tam olabilir.

Peki neden İsa’yı her şeyden önce ve her şeyin üstünde seviyoruz? Havari, İsa’ya olan bağlılığımızın başlangıcını düşünerek, bunu anlamamıza ve karar vermemize yardımcı oluyor. Vaftiz olmayı kabul ettiğimizde İsa tarafından karşılandık. Bu ne anlama geliyor? Rabbin ölümü ve dirilişinin varlığımızın bir parçası olduğunu alenen kabul ettik. Vaftizle, günaha ölmeye, artık Allah’a itaatsizlik eden o dünyada bulunmamaya ve ona katılmamaya karar verdik. Biz de Baba’nın sevgisinin dışındaydık, fakat Mesih İsa ile dirilmek için o hayattan vazgeçtik. Vaftiz, bir zamanlar günaha ölü olan bizi, sonsuza dek yaşayan, Baba’nın sağında oturan, ancak her gün bizimle olan İsa’nın kollarına attı.

Vaftiz gizemi ile ve içinde ölüp dirildikten sonra, varlığımızın yenilendiğinin farkındayız. Artık eskisi gibi, sadece maddi refahımızla ilgilenerek, Allah’a itaatsizlik etmemize neden olan birçok bencil arzu tarafından koşullandırılmış bir şekilde yaşamıyoruz: bu yaşam biçimi geçmişe aittir. Şimdi, Mesih’le birlikte dirilmiş olarak, O’na bakıyoruz, O’nun ardında yürüyoruz, böylece daima Baba ve Oğul’un sevgisiyle yönlendirilen yeni bir hayat yaşıyoruz. Bedenimizin tapınağı haline geldiği O’nun Kutsal Ruh’utarafından yönlendirileceğiz.

Kutsal Ruh, bakışlarımızı sürekli olarak haçtan bizi seven İsa’ya çeviriyor. O’nun sevgisini kendimize mal etmeye ve O’nu her şeyden ve herkesten daha çok sevme gücüne ve lütfuna sahip olacağız. Sevmekte olduğumuz ve her zaman sevdiğimiz herkesi seveceğiz, fakat onları yeni bir sevgiyle, onlar için de sonsuz yaşamı, kutsal sevgiyle dolu ve dünyanın etkilerinden arınmış mükemmel o yaşamı arzulayan o sevgiyle seveceğiz. İsa’nın adıyla seveceğiz, O’nun öğrencileri olduğumuz için seveceğiz, çünkü O’ndan bize ilahi sevgi verilmektedir.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre 12. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Birinci okuma Yer 20,10-13 Mezmur 68 İkinci okuma Rom 5,12-15 İncil Mt 10,26-33

Aziz Pavlus, “Ölüm bütün insanlara yayıldı, çünkü hepsi günah işledi” der. Başka bir pasajda ölümün günahın ücreti, onun kesin meyvesi olduğunu söyler. Havari, günahtan, her türlü günahtan kendimize bakmamızı istiyor. Bu bağlamda, günahın dünyaya tek bir insan yüzünden girdiğini söylüyor. Açıkça Adem’den bahsediyor: Kutsal Kitap bize onun, Yaratıcısının Sözü yerine, ayartıcı yılanın sözüne itaat etmeyi tercih ettiğini söylüyor. Allah’ının yalancı ve insanın yıkımıyla ilgili olduğundan şüphelendi ve bu nedenle O’nun sözüne kulaklarını kapattı. Adem’in günahı, Babamızın sevgisi ve O’nu bize tanıtan Oğlu’nun sevgisiyle çelişen her günahımızı, her düşüncemizi ve her eylemimizi tanımlar. Bütün insanlığın durumunu yeniden kaldıran, günahsız tek insan olan bu Oğul’dur. O’nun Kendisini sunarak yaşadığı lütfu, karşılıksız sevgisi, hepimizin günahı ve dolayısıyla ölümü yenmesini sağlar. O, şeytanın sözünü değil, Baba’nın sözünü dinlemeyi seçerek günah ve ölümü yendi. Çölde olduğu zaman, kararını gördük.

Her insanın günahı başkalarının acı çekmesine neden olur, fakat Allah’ın sevgisi bizi bu acıdan kurtarabilir. Peygamber Yeremya bunu açık bir şekilde anlatır. Allah’a itaat etmeye ve peygamber olarak konuşmaya başladığında, “birçoklarının iftirasını”, yıkımını arayanların nefretini, kıskançlığını ve kötülüğünü fark etti. İmanı onu destekledi ve onu çağıran ve ağzına halka iletilecek sözleri koyan Allah’ın güçlü ve güven verici ellerinde olduğuna dair kesinlik verdi. O, O’na dönerek şöyle der: “Davamı sana emanet ettim”. Gözetim altında korunduğundan emindir: “RAB, yiğit bir savaşçı gibi yanımdadır”. Bu nedenle, yoksulu zulmedenlerin elinden koruyan RAB’bi övmeye herkesi davet edebilir.

İsa, İncil metninde, peygamberin bu kesinliklerine dayanmak istiyor gibi görünüyor: “İnsanlardan korkmayın”, bedeninizi öldürmekle tehdit etseler bile. Ve korkudan dolayı cesaretimizin kırılmaması için tekrar tekrar davette bulunuyor. Rabbin sözlerinden, Kendisini dinleyen ve izleyenlerin peygamber gibi nefret edilecekleri ve iftiraya uğrayacakları konusunda bizi uyarmak istediğini anlıyoruz. Gerçekten de, öğrencileri hem yaşamlarıyla hem de sözleriyle gerçek peygamberlerdir: Öğretmelerinin öğretilerini tekrarlayıp onlara uygun yaşayarak Baba’nın isteğini söyleyip gösterirler, Öğretmelerinin öğretilerini tekrarlarlar ve onlara uygun yaşarlar. Gerçekten Öğretmelerinin öğretileri herkes için önemlidir; bunları yaşayanların sevincidir, bu yüzden gölgelerde, gizli, saklı kalamazlar ve kalmamalıdırlar.

Akrabaları gibi doğal olarak bağlı olduğu kişilerden başlayarak isanları seven, onları gerçekten seviyorsa, onlara Rabbin söylediği, bilgelik ve bilgi dolu, sağlıklı ve kutsal sözleri duyurur. Bencilliklerini ve yalanlarını sürdürenlerin nefreti ve tehditleri, artık cennet krallığına ait olan, başka yerde kimsenin bilmediği barış ve sevincin hüküm sürdüğü bir krallığa ait olan imanlının sevgisini durduramaz.

İsa’yı tanıyan kişi; O’nun hayat olduğunu, gerçek sevginin herkese sunabileceği gerçek armağan olduğunu da bilir. İsa’yı dinleyen ve O’nu seven kişi, “O’nun adını çatılardan ilan eder”; kimseden korkmaz ve tekrarlayabilir: “Rab, cesur bir savaşçı gibi yanımdadır”. Allah’ın gözünde, O’nun korumasından yararlanan serçelerden daha değerli olduğunu ve Allah’ın bir baba gibi, hatta çok daha fazlası olduğunu bilir: “Başınızdaki saç tellerinin bile sayıldığını”, en küçük ayrıntısına kadar korunduğumuzu bilir.

İsa, tüm korkuları terk etme davetini, “insanlar önünde” O’nu tanıma teşviği ile sonlandırıyor. Eğer kimse O’nun varlığına ve O’nun sözünü dinlemekten ve O’na itaat etmekten gelen sevince tanıklık etmezse, insanlar nasıl kurtulacak? O’ndan utananlar veya O’nu tanıtmaktan çekinenler, herkesin Babası’nın önünde “yanlarında” O’nu bulmayacaklardır.

Günahtan ve günahtan gelen herkesi korkutan ölümden kurtuluş, İsa’dır. Hayatımızı güzel ve yaşanmaya değer kılan, O’dur. Etrafımızda bizi korkutan birçok insanın nefreti olsa bile, O’nunla birlikte yaşıyoruz. Korkmayacağız. Rab’bin bize sevildiğimizi, dolayısıyla korunduğumuzu ve önemsendiğimizi ısrarla hatırlattığını hatırlayacağız. Korku, her korku, bizden uzak kalacaktır!

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

P. Vigilio Covi

Olağan Devre 11. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.Okuma Çıkş. 19,2-6 Mezmur 99 2.Okuma Rom. 5,6-11 İncil Mt 9,36-10,8

Allah’ın endişesi nedir? Bugün bunu anlama fırsatımız var. Bu, dünyadaki insanların barış içinde, uyum içinde, hatta kardeşler gibi bir birlik içinde yaşayabilmelerini sağlamaktır. Allah böylesine güzel bir hayali nasıl gerçekleştirebilir? O, zorlayamaz, insanları kukla gibi yaratamaz: onların özgürlüğün tadını çıkarmalarına izin vermelidir, aksi takdirde hayatları bir hapishaneye dönüşür. Bu nedenle işine başlayabileceği insanlar bulmalıdır. Azimli bir sevgiyle, gönüllülerden oluşan küçük bir halk oluşturmaya başlar; bu halk, küçüklüğü sayesinde kendisinin yönlendirilmesine, eğitilmesine ve düzeltilmesine izin verebilir. Bu, Yakup’un on iki oğlundan doğan on iki kabile tarafından oluşturulan, İsrail olarak adlandırılacak halktır. Musa, bu halk için şefkatli ve sadık bir baba gibi davranan Allah’ın sözcüsü olur. Allah, herkesin istediği gibi anlaması riskini almamak için herkese konuşmaya cesaret edemez: bu, gerginliklere ve uyuşmazlıklara yol açabilirdi. O, tek bir kişiye, Musa’ya konuşur; Musa’nın inandırıcılığını sağlamak için, ona Kızıldeniz’i geçmeden önce ve sonra o olağanüstü olay sırasında güven verici olağanüstü yetkiler vermiştir. Musa, halkın Allah’ın önerilerine itaat etmesi halinde, «benim için tüm halklar arasında özel bir mülk olacaksınız; çünkü tüm dünya benimdir! Sizler benim için bir rahipler krallığı ve kutsal bir ulus olacaksınız» Allah’ındediğini aktarır. Onlar, Allah’ın halkı olarak adlandırılacaklar öyle ki, kendilerini ayrıcalıklı sayacak kadar: bu bir ayrıcalık değil, genel bir barış ve uyumu gerçekleştirmek için bir görevdir: Allah tüm dünyayı önemsiyor!

Musa’nın halkı, kutsal bir hayat sürmeli, Allah’ın bilgece sözlerine itaatlı bir hayat; böylece her dil ve dinden diğer tüm halklar için bir cazibe ve bir örnek haline gelecektir. İsa, o halkın Allah’ın beklentilerini boşa çıkardığını görür, bu nedenle yeni bir halk kurar. Fırsat, onu yönlendirecek ve koruyacak kimsesi olmayan, başıboş koyunlara benzeyen bir kalabalık gördüğünde gelir. O, tam da bu nedenle oradadır, fakat halklar çoktur ve hepsine ulaşamaz: nitekim O’nun saati yaklaşmaktadır. Bu nedenle, yeni yapımın temeli üzerine kuracağı, zaten tanıdığı on iki adamı çağırır. Bunlar, kendilerinin toplayacakların herkesinin birlik içinde olmalarını, özellikle de bütün diğer halklar tek bir halk olsunlar diye çalışmalarını nasıl başaracaklar? Onların Baba’nın sevgisini tanımaya, almaya ve öğrenmeye ihtiyacı vardır ki, bunu başkalarına da verebilsinler. Hasat çoktur, der onlara, ama onu toplamak için kendilerini sunanlar hala azdır. Bu nedenle On İkiye dua etmelerini önerir: Allah, kurtuluş sözünü yaymak için başka kişileri de çekebilir, fakat bunu yapabilmesi için duaya ihtiyacı vardır. Dua, arzu ve iradeyle Allah Baba’yla birleştirir: dua edenler, yeryüzünün her yerinde göklerin krallığını başlatmak için kendileri de nitelikli işçiler haline geleceklerdir. Biz de bu duaya katılıyoruz, her ne kadar, bugün Aziz Pavlus’un bize söylediği gibi, Allah’tan uzak kalmış,urtuluşa, bağışlanmaya ve aklanmaya muhtaç olsak da. Bu zayıflıklarımıza rağmen, vaftizden itibaren seçildik ve tüm dünyaya kurtaran Sözü götürmek, tüm ulusların insanlarını Allah’ın gözünde hoşnut kılmak için hazırlandık. Çünkü O’nun sevgisinde hiçbir şey imkansız değildir!

İsa, On İki havariyi isimleriyle çağırdı. Onları yanına almak istedi. Onlar da dua etme çağrısını duydular: bu, onların öncelikli görevi olacaktır. Ve şimdi İsa onları gönderiyor. Bu ilk seferde, sadece “İsrail evinin kayıp koyunlarına” ulaşmakla yetinecekler. Ne yapacaklar? Tıpkı Kendisinin yaptığı gibi: öncelikle vaaz verecekler, yani mevcut krallıklara alternatif olan başka bir krallığın resmi başlangıcını ilan edecekler. Bu riskli bir görev olacak, çünkü mevcut hükümdarların kıskançlığını ve hasetini uyandıracak. Ödül ya da karşılık beklemeden, tam da mevcut hükümdarların tebaalarının hayırseverleri olacaklar: hastaları iyileştirecek, ölüleri diriltecek, cüzamlıları temizleyecek ve ayrıca, kimsenin yapmadığı bir şey olarak, şeytanları kovacaklar. Bunlar var ve rahatsızlık veriyorlar, içlerinde barındıranları ve onlara yakın olanlara acı çektiriyorlar. Onları nasıl kovacaklar? Herkese İsa’yı kabul etmelerini önererek: O’nun olduğunda, onlar O’nun varlığına tahammül edemeyecekleri için gideceklerdir. Kalbinde ve hayatında İsa olmayanlar için imkansız olan diğer görevleri de kimse yerine getirmiyor. O’nun öğrencileri hastalarla ilgilenecekler, öyle ki Rab’bin Adına yalvarmaları sayesinde iyileşecekler. Ölmüş olanlar, yani ilişkileri olmayan, sevgisiz insanlar, kardeşlerine hizmet etmek için hayata geri dönecekler. Cüzamlılar yeniden insan olarak kabul edilecekler ve murdarolarak kovulmayacaklar: onlar da, kendilerinin Baba tarafından sevildiklerini ve dolayısıyla tüm evlatları tarafından da sevildiklerini fark edecekler.
Her çaba karşılıksız olacak, tıpkı Baba’nın sevgisi ve İsa’nın yılmaz sevgisinin karşılıksız olması gibi. Karşılıksızlık, etkinliğin garantisidir. Karşılıksız olan şey, Allah’ın armağanıdır: zira O’nun armağanları hayat verir!

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

P. Vigilio Covi

 Efkaristiya Bayramı – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma: Yasa 8,2-3.14-16; Mezmur 147 2. Okuma: 1Korintliler 10,16-17 İncil: Yuhanna 6,51-58

Bugünkü bayram her Hristiyan için bir armağandır. Her pazar, hatta hayatımızın her günü herkese iletmek istediğimiz o şükranı, o sevinci, o kesinliği alenen ve güçlü bir şekilde göstermemize yardımcı olur. Gerçekten, sevincimizin, hem evde hem de her yerde gerçek kardeşler olarak yaşamamızın sırrı olan bir Ekmek ve bir Kadehimiz vardır. 

Aziz Pavlus bu ekmeği ve bu kadehi “kutsama kadehi” ve “bölüştüğümüz ekmek” olarak adlandırır. Ve bunların Mesih’in Bedeni ve Kanı ile birleşmemiz olduğunu söyler. Bunlar, bizi Rabbimizle, Baba’nın bizimle birlikte olan Allah olması için dünyaya gönderdiği İsa ile bir yapan Allah’ın armağanlarıdır. O Bedeni yiyip o Kanı içerek hayatımız artık eskisi gibi değildir: Allah’ın parçası oluruz.

İsa bunu Yahudilere açıklamaya çalışıyordu. Onlar anlamıyordular, tıpkı bizim de İsa’nın bize aktarmak istediği şeyi anlamakta zorlandığımız gibi. Biyolojik olmayan bir yaşam vardır. Biyolojik yaşam, ancak bir ilişki kurabildiğinde kendini gösterir. Ölü cevap vermez ve konuşmaz, kimseyle ilişkisi yoktur. Ama İsa’nın bahsettiği ve bizim de yaşamamız için önem gösterdiği hayat, bizi Peder ile, Baba’nın sevgisiyle ilişkilendirir: buna ruhsal hayat, içsel hayat, sonsuz hayat ya da basitçe “hayat” diyebiliriz. 

Belki bu hayatın tam da O, İsa olduğunu anlayabiliriz: O’nunla ilişki içinde olan bizler. O, içimizde, Babasından her şeyi almamızı ve O’na cevap vermemizi sağlar: O, Baba ile birdir. Beslememiz gereken hayat budur. İsa, Kafarnaum’da konuşurken, Yahudilere kendi manevi anlayışı ile onların her zaman maddi kalan anlayışı arasındaki farkı anlamalarını sağlamaya çalışırken, işte bu yaşamı kastetmektedir. Onlar için bir insanın kanını içmeyi ve etini yemeyi anlamak ya da kabul etmek imkansızdır. Buna şaşırmıyoruz: bizim için de bu sözleri kabul etmek imkansız olurdu. Ama Rab gökten inen Ekmekten daha önce söz etmişti ve o Ekmek, yiyebileceğimiz ve yememiz gereken O’nun Eti olacaktır. 

Peki, “yemek” ve “içmek” ne anlama gelir? Bu, bizi yaşatan, içimizde kalan ve bizi dönüştüren, kendisinin de dönüştüğü bir gerçekliği içimize almak değil midir? Eğer O’nun etini yersek ve kanını içersek, O’nunla bir olacağız, O da bizimle. İsa’nın ulaşmak istediği budur, bizi akıl yürütme ile başka bir düzeye çıkarmak. Bunu başka simgelerle de söyleyecektir, örneğin asma ve çubuklar simgesi ile: biz O’nun içinde, O da bizim içimizde, böylece hayatımız ilahi, yani ebedi olur ve bizler, sevgi olan Allah’ın hayatını dünyaya taşıyanlar oluruz. 

Baba ve Oğul’un sevgisi dünyanın mayası olacak, meyve veren tohum olacak, her şey dünyanın değişmesi için, dünyanın göklerin krallığına dönüşmesi için. Bugünkü bayram, içsel, ilahi gerçekliklere hayranlık içinde bir bakıştır; bu gerçeklikler, yaşadığımız dünyayı nefretin, bencilliğin ve zulmün yuvasından, herkesin arasında paydaşlık, bayram, barış ve uyumun olduğu bir yere dönüştürür. 

Yediğimiz Ekmeğe tapıyoruz, onu gözümüzün önüne koyuyoruz çünkü ağzımıza girmesinin yanı sıra gözlerimizi, düşüncelerimizi, değerlendirmelerimizi de meşgul etsin ve tüm insanlara ve her şeye olan bakışımız, Allah’ın sevgisine hayranlık dolu bir bakışa dönüştürülsün. Gerçekten ekmek birçok kişinin, hatta herkesin iş birliğini akla getirir. O Ekmeği görmek, sadece Mesih’in Bedeni’ne sevgi ile bakmak değildir çünkü onda tüm insanların birliğini ve çabalarını, birçok kişinin sevgisini ve sevincini, onların emeklerini ve gizli acılarını görürüz. O Ekmek sadece toprağın meyvesi değil, sonsuz sayıda insanın, Allah tarafından kutsanmış emeğinin meyvesidir. O, köylerin ve şehirlerin sokaklarından geçerken O’na tapınacağız ve ne olduğunu bilmeseler de, birçok kişinin hayatına girsin diye duayı kalbimizde tutacağız.

Çölde Musa’nın peşinden yürüyen Yahudilere de böyle olmuştu: onlar ‘mannanın’ ne olup nereden geldiğini bilmediklerine rağmen onunla besleniyordular ve o onları hayatta tutup yolllarına devam etmeleri için onlara güç veriyordu. Bunun amacı, onların “insanın sadece ekmekle yaşamadığını, insanın Rab’bin ağzından çıkanla yaşadığını”anlamalarıydıAynı şekilde biz de İsa’nın Ekmeğini yerken ve ona sevgi ile bakarken, onun Rab’den geldiğini ve bize verdiği hayatın O’nun hayatı olduğunu biliriz: sevgi ve sadık merhamet olan Allah’a ortak oluruz!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Kutsal Üçlük Bayramı – A yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma: Çıkış 34,4-6.8-9; Mezmur; Daniel 3 2. Okuma: 2Korintliler 13,11-13 İncil: Yuhanna 3,16-18

Bugünkü bayram özel bir bayramdır: Vaftiz edildiğimizde ilahi yaşama ortak kılınmış olmaktan mutluluk duyuyoruz. Bu nedenle Allah’ımızı tanımak, O’nun yüreğinin ve yaşamının özelliklerinin neler olduğunu, bizimle olan ilişkisinin nasıl olduğunu, bize karşı isteklerinin neler olduğunu bilmek istiyoruz. Bütün bunlar, bu gizemi kutlamak için seçilen okumalarda karşımıza çıkmaktadır. 

Musa, Allah ile yeni bir karşılaşma yaşar. Görevinin başlangıcında, çalıdaki ateşte O’nu tanımıştı. Bugün ise dağda O’nunla karşılaşır: elinde, Allah’ın halkı yönlendirmek üzere parmağıyla yazacağı On Emir’in yazılı olduğu iki taş levha vardır. Bu karşılaşma da gizemlidir: Allah, O’nu gizleyen ve aynı zamanda varlığını ortaya çıkaran bir bulutun içindedir. Bu sefer de Kendini tanıtıyor: «Rab, Rab, merhametli ve şefkatli, öfkesi yavaş, sevgi ve sadakat dolu Allahı». Neden «merhametli ve şefkatli, öfkesi yavaş»deniyor? İnsan her zaman günahkardır, cezayı hak eder. Bu yüzden Allah, kimse O’nun huzurunda korkuya kapılmasın diye, özel sevgisiyle Kendini tanıtıyor. Ama şunu da ekler: “sevgi ve sadakat dolu”: bu sözlerle bize, sevginin asla eksik olmadığı ve sevgisinin sadık olduğu yüreğini gösterir: vaatlerini ve daha önce verdiği kutsamaları yerine getirecektir.

Böyle bir Allah eşsizdir: hiçbir halk böyle bir Allah’ı tanımaz. Bu yüzden Musa, bu vahye dua ile yanıt verir: “Rab aramızda yürüsün”. O, biz zorlu, inatçı ve suçlu günahkarlar olsak da, sürekli yakınlık arzusunu ortaya koyar!

İsa, bize verilen sevgiyi sürdürmek ve derinleştirmek için, Allah’ın kulu Musa’ya söylediği bu sözlere bağlanır. Yahudilerin başlarından birine, her şeyi bilmesi gereken ama aslında hiçbir şey bilmeyen birine konuşmaktadır. Nitekim, O’nu, yani İsa’yı tanımayan, Allah’ı da tanıyamaz. O, İsa, tam da bizim cehaletimizin ve özellikle de sevgi yoksulluğumuzun uçurumunu doldurmak için Baba tarafından buraya gönderilmiştir. Tam da O, Baba’nın dünyamıza olan sevgisinin doluluğudur. Ve O, insanlara teslim edildiğinde ve Kendini feda ettiğinde, öyle olacak ve biz de bunu göreceğiz. 

Dünya cezayı hak eder, ama Oğul bu cezayı gerçekleştirmek için değil, dünyayı bu cezadan kurtarmak için geliyor: böylece Baba’nın merhametli sevgisi görünür, somut ve gerçekleşmiş hale geliyor. Nasıl? «O’na iman eden»: Allah’ın Oğlu’na iman, kurtuluştur! Kendini O’na teslim eden, Peder’in yüreğinde bulunur ve böylece yeni bir yaşamın tadını çıkarabilir.

İmandan doğan yeni yaşam, dünyanın bilmediği ve kabul etmediği o sevinçle kendini gösterir. Aziz Pavlus, bu yürek sevincini gizlememeye çağırır: “Sevinçli olun, mükemmelliğe ulaşmaya çalışın, birbirinizi cesaretlendirin, aynı duyguları paylaşın, barış içinde yaşayın ve sevgi ve barışın Allah’ı sizinle olacaktır.” Bu cesaret verici sözler, Hristiyanların Üçlü ve Tek Allah’ın, O’nun üçlü sevgisinin birliğinin içinde yaşadıkları için söylenebilir. Allah’a ait olan her şey bizim malımız olur: işte, biz sevinç içinde, mükemmelliğe doğru yol almakta, birbirimizi teşvik etmeye özen göstermekte, yeryüzünde barışı parlatacak aynı sevgiyle birleşmişiz.

Ve havari, bizlerin sık sık Efkaristiya ayinlerinde tekrarladığımız selamıyla sözlerini bitirir: “Rab İsa Mesih’in lütfu, Allah’ın sevgisi ve Kutsal Ruh’un birliği hepinizle olsun”.Bu selam-kutsama, bizi vaftizimizi anmaya geri götürür. Rab İsa Mesih bizi kendi ölümünde kabul eder ve dirilişinin yeni yolunda bizi yeniden ayağa kaldırır. Peder Allah bizi Kendi hayatıyla giydirir ve doldurur; bu hayat, sevgiden başka bir şekilde tanımlayamayız; bu sevgi, kesinlikle insanların kapasitesinin çok ötesinde, daha büyük ve daha güzeldir. Ve Kutsal Ruh bizi ilahi Kişilerle ve aramızda tek bir varlık haline getirir: O, tam ve kutsal bir birlikteliğin ruhudur.

Kutsal Üçlü Birlik gizemi bize sadece Allah’ımızı değil, aynı zamanda kendi kimliğimizi de açığa çıkarır: biz Baba’nın evlatlarıyız, Oğul’da evlatlarıyız, O’nların Ruh’utarafından birbirimize bağlanmış. Vaftizimizin sözleriyle İsa’nın haçının işaretini yapmak için elimizi alnımıza her kaldırdığımızda, bu sevinç kaynağını kutlar ve anarız.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Pentekost Bayramı – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.OKuma Hav. İşl. 2,1-11 Mezmur 103 2.Okuma 1Kor 12,3b-7.12-13 İncil Yh 20,19-23 

Mezmur bizim Rab’bi övmemizi sağladı, çünkü: «Ruhun’u gönderince var olurlar, yeryüzüne yeni yaşam verirsin»! Rab’bin Ruhu geldiğinde insanlar artık hayvanlarla karşılaştırılamazlar: insan olarak, Allah’ın evlatları olarak, kardeşler olarak «yaratılmışlar». İlişki kurabilirler, birbirlerinin yaşamlarına ve olaylarına ortak olduklarını hissedebilirler, hatta Allah ile konuşabilir ve O’nu dinleyebilirler. Ve Ruh geldiğinde, “yeryüzü” gerçekten yenilenir: onu artık eskisi gibi karanlık ve düşman olarak görmezsin, her şeyi ve herkesi bir armağan olarak görürsün. Ve kendinizi de herkes için bir armağan olarak görürsün. 

Luka’nın anlattığı, İsa’nın Dirilişinden sonraki ellinci gün gerçekleşen olay, gerçekten daha önce hiç yaşanmamış ve hiç beklenmemiş bir yeniliktir. Korkmuş insanlar aniden cesur olurlar, anlaşılmaz diller tanıdık gelir, farklı halklar kendilerini kardeş hissederler. Bütün bunlar İsa için gerçekleşir: cesaret, O’nun ölümünden ve dirilişinden söz etmek için gelir; diller O’ndan bahseder ve onları dinleyenler, herkes için Allah’ın kurtuluşunun bulunduğu O’nun kutsal adını duyar; ve nihayetinde halkların hepsinin merkezinde İsa vardır: bu yüzden herkes diğerini kendi kardeşi olarak hisseder, çünkü O’nun kardeşidir. 

İsa’nın adı, Aziz Pavlus’un da ilgi odağıdır: Kutsal Ruh geldi ve o adı telaffuz etmemizi sağlamak için Allah’ın Kilisesi’nde hala ve her zaman mevcuttur! «Kutsal Ruh’un etkisinde olmayan hiç kimse, “İsa Rab’dir!” diyemez», bu, havarinin eminliğidir. 

Bugünkü bayram, Pentekost, gereklidir: Ruh, İsa’nın adını gerçek ve tam bir şekilde söyleyebilmemiz için bize verilmektedir: tam, çünkü İsa Allah’ın Kurtuluşu (İsa adı, Allah kurtarır demek)ve sonra çünkü O, hayatımızın, halkımızın ve tüm dünyanın «Rab’bi» ilan edilmiştir. İsa’nın adını telaffuz edemeyen ve O’nu kendi Rab’bi ilan edemeyen kişi, eksik bir insandır, yaşamın doluluğuna sahip değildir. Onda Baba’nın Ruhu, sonsuz yaşam, yaşamın ilahi ve kutsal boyutu yoktur; onda her şey eksiktir.

Aziz Pavlus; Ruh içimizde etkili olduğunda, Allah’ın gerçek hizmetkarları, karizmaların, yani ilahi armağanların taşıyıcıları olduğumuzu, O’nun krallığında aktif hale geldiğimizi, Baba adına hareket etmekle görevlendirildiğimizi, Baş aracılığıyla tüm uzuvlarla birleştiğimizi belirtir. Ruh sayesinde herkesle bir bütün oluruz. Kutsal Ruh gerçekten yeryüzüne yeni yaşam” verir!

Yeryüzünde Kutsal Ruh’un önemini, barış bekleyen ve merhamet arzulayan herkes fark eder. O olmadan dünyanın yaratılışı tamamlanmış değildir: O olmadan yeryüzünde, birbirlerinden af dilemeyi ve birbirlerine bağışlamayı bilmeyen, merhameti tanımayan düşmanlar vardır. Oysa O’nunla karşılıklı sevgi gelir ve bu nedenle, Aziz Petrus’un da söylediği gibi, varış noktasına ulaşmış, ilahi doğanın bir parçası olmuş olduğumuzu söyleyebiliriz. O’nunla kutsallaştırılırız, yani ilahileştiriliriz. O’nunla hepimiz tek bir şey oluruz, tıpkı Üçlü Birlik Allah’ın Tek olması gibi. “Hepimiz tek bir Ruh aracılığıyla tek bir beden olarak vaftiz edildik” ve bu şaşırtıcı bir mucizedir: “hepimiz”!

Nitekim, İsa haftanın ilk günü havarilere göründüğünde ne yaptı? Sözüyle barış verdikten sonra, onlara üfledi. O’nun nefesi; içsel yaşamıdır, yani Kendisinin de açıkladığı gibi, Kutsal Ruh’tur: “Kutsal Ruh’u alın”. Kutsal Ruh onların içinde ne yapacak? Kimsenin silemediği günahları, merhamet dilemek için yaklaşanların günahlarını silecek. Böylece yeryüzü, karanlık olmaktan çıkıp aydınlık ve berrak hale gelecektir.

Pentekost bayramı, İsa’nın eserinin tamamlanmasıdır. O, Baba’nın sağında olduğu için görünür bir şekilde mevcut değildir. Fakat, Son Akşam Yemeği sırasında havarilere verdiği söz uyarınca, Baba’dan Paraklit’i, yani Gerçeğin Ruhu’nu gönderen O’dur; bu Ruh, onların yolunu aydınlatmak ve göklerin krallığını tamamlamak için her zaman mevcut olacaktır. Kilise her gün Kutsal Ruh’un varlığını ve eserini diler, her ayinde O’nu çağırır; çünkü O, sunaktaki ekmeği Mesih’in Bedeni’ne, şarabı da O’nun Kanı’na dönüştürür. Ve O’nu, o Ekmekle beslenen bizleri tek bir beden ve tek bir ruh haline getirsin diye çağırır. Öyleyse her gün Pentekost’tur: çünkü Baba, evlatlarının bu duasını dinler ve kabul eder. Ve de bu yakarış sayesinde her gün yeryüzü yenilenir. 

Mezmur yazarı ile birlikte ilahi söylemeye devam edeceğiz: «Ruhum, Rab’bi öv! Ey Rab, Allah’ım, ne kadar büyüksün! Ey Rab, eserlerin ne kadar çoktur!». Kutsal Ruh, Baba’yı ve İsa’yı övmek için sesimizi kullanacak ve biz de O’nunla birlikte sevineceğiz.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Rabbin Göğe Yükselişi – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Havariler İşleri 1,1-11; Mezmur 46 2. Okuma Efesliler 1,17-23 İncil Matta 28,16-20

Aziz Luka bize, İsa’nın havarilere «kırk gün boyunca görünerek, onlara Allah‘ın krallığıyla ilgili konulardan söz ettiğini» anlatır. İsa, kamuya açık yaşamına başlarken göklerin krallığından söz etmişti ve bunu benzetmeler ve öykülerle anlatmaya devam etmişti. Haçta bile, hırsızın söylediği “krallığında” sözü yankılandı ve İsa bunu “cennette” diyerek değiştirdi. Şimdi, dirilmiş olarak, yine “Allah’ın krallığıyla ilgili şeyler”den söz ediyor. Bu krallık, İsa’nın zihninde, arzularında sürekli mevcuttur ve O, bunun öğrencleri için de öyle olmasını ister. Bu, onların dualarında da yer alacaktır, nitekim İsa, Baba’ya şöyle demelerini öğretti: “Egemenliğin gelsin”. Neden bu kadar ısrarcı? Buna gerek var mıydı?

Görünüşe göre öğrenciler hiç dikkat etmemiş ve hiç anlamamışlardı, öyle ki İsa’nın dirilişinden sonra bile “İsrail için egemenliği yeniden kuracağın zaman bu mu?” diye soruyorlar. “Krallık” kelimesini duyduklarında, Davut’un krallığını düşünüyorlardı, başka bir gerçekliği, yani tüm halklardan, tüm uluslardan, tüm dillerden insanlardan oluşan bir krallığı, kendine bir ordu kurmayı düşünmeyen, sadece herkesin tek Rab’be, yani İsa’ya itaat eden kardeşler olmasını ve tam da O’nu, İsa’yı her bakımdan kral olarak adlandırabilmelerini önemseyen bir krallığı değil. Krallık kavramını değiştiremiyordu, içlerinde her zaman dünyevi bir krallık fikri kalıyordu. İsa artık görünmez olduktan sonra, O’nun vaat ettiği gibi Baba’dan “Kutsal Ruh’un gücünü” göndermesinden sonra anlayacaklar.

Öyleyse, Efeslilere mektup yazan havari bizi teşvik ettiği gibi, İsa’nın öğretileri aracılığıyla Allah hakkındaki bilgimizi derinleştirmekle meşgul olacağız. Umudumuzun nereye yönelmesi gerektiğini bileceğiz ve büyük bir güçle ortaya çıkan O’nun yüceliğinin tadını çıkaracağız. Artık Allah’ı; şimdiye kadar her zaman önemli ve yüce saydığımız her şeyin üstünde, “sağında oturmuş” olan İsa’nın yanında göreceğiz. İsa, gerçek bir kral! İsa ve Allah Baba, bizim gözümüzde tek bir bütün olacak: Onları artık ayırmayacağız. Bu, imanımızın ve sevgimizin özelliği olacaktır. Ve de sadece bu değil, biz de Kilise olarak, O’nun tarafından O’nunla birlikte bir araya getirilmiş kişiler olarak, O’nun ilahi otoritesine ortak olacağız. Fakat otoriteyi sevgiden ayrı bir şey olarak görmemek için dikkatli, çok uyanık olacağız: Allah sadece ve her zaman sevgi olmaktadır ve olacaktır! Ve, O’nunla birlikte, haçta gerilen İsa’nın örneğinde, bizler de!

İsa, “Gökte ve yeryüzünde her yetki bana verildi” diyerek On İkiler’e içini açıklamaktadır. Bunu, körü körüne itaat etmeleri için değil, O’nu tanımaları ve O’na, Babamızın hak ettiği aynı güveni duymaları için söyler. Güven duyduğumuzda O’nu sevebilir ve sevgiden dolayı O’na itaat edebiliriz; ve ilk itaat şudur: her yerde O’nun İncil’inin taşıyıcıları olmak. İnsanlara sunabileceğimiz bundan başka bir zenginliğimiz yoktur. Maddi zenginlikler kardeşliği bozar, dostluğu karıştırır, kıskançlık ve çekememezlik, açgözlülük ve hırs doğurur. 

Zararlı olmayan, aksine büyük küçük, erkek kadın herkeste insanlığı ve iyiliği olgunlaştıran tek zenginlik, tam da İncil’dir, İsa’nın sürekli olarak içimize ekmeye çalıştığı Söz.İşte bu, dünyayı dolaşabilen ve onu gerçekten değiştirebilen zenginliktir. İncil, vaftizle birlikte gelir: hem Allah’ın sevgisinin hem de insanın isteğinin etkili olduğu somut bir eylem. Allah, vaftiz edilen kişiye kendi paydaşlık ve kutsallık yaşamını aktarır; insan ise her şeyden önce, şeytanın gücü altındaki dünyanın sunduğu her şeyden vazgeçmeye kararlı kalır.

Havarilerin gözünden kaybolmadan önce İsa, krallığın ve Baba’nın tüm iyiliğinin gerçekleşmesine kadar, hayatlarında her zaman mevcut olacağına söz verir. Emmaus’lu ikili bunu zaten deneyimlemişti: Gözleri O’nu görmez hale gelir gelmez, O kalplerinde her zamankinden daha fazla mevcut oldu, o kadar ki gecenin karanlığına ve tırmanışın yorgunluğuna rağmen onlara Yeruşalim’e dönme gücü ve sevinci verdi. 

Bizler gözlerimizle İsa’yı asla görmüyoruz, fakat O’nun Baba’nın sağında oturduğunu bildiğimiz için, O’nun Sözü ve tüm öğretileri içimizde sürekli bir güç ve sevinç kaynağıdır. Yeryüzünü sevinçle dolduran sevgiyi, bağışlamayı, birlik ve barış arzusunu yayacağız. Dirilen ve Baba’nın sağında oturan İsa, bizlerin layık olmadığımız halde üyesi olduğumuz bu Kilise’sinde gerçekten mevcuttur ve etki göstermektedir.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it