PASKALYA DEVRESİ – 2. Pazar Günü – A

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

İlahi Merhamet Günü

«Sekiz gün sonra» İsa yeniden aralarında beliriyor. İsa neden sekiz gün bekliyor? Bunu tahmin edebiliriz: Bu ikinci karşılaşmadan sonra öğrenciler her sekiz günde bir, yani her hafta, bundan böyle “Rab’bin günü” = Dominika dies (bizde: Pazar günü) adlandırdıkları günde bir araya gelmeye sadık kaldılar!

Böylece İsa’nın Kendisi Rab’bin gününün ve Hristiyanların bu günde bir araya gelmesinin geleneğini başlattı. Onlar, bunun kendi seçimleri değil, Rab’lerinin açık isteği ve daveti olduğunun bilincindeydiler. Pazar günü Ayine gidenler, sadece Kilise’nin çobanlarının bir talimatını yerine getirmekle kalmayıp, Rab İsa’nın bir arzusunu yerine getirdiklerini bilirler. Yüzyıllar boyunca, İsa’ya olan bu “itaat”, müminler tarafından bir mecburiyet olarak algılandı ve bu, onların, kendileri için ölmüş ve dirilmiş Olan’a bir sevgi eylemi yaşadıklarının bilincini ve bu eylemin neşeli niteliğini ortadan kaldırdı. Bu kutsal alışkanlığın talimatının İsa’nın Kendisi tarafından verildiğini bilenler, evet, onu bir yükümlülük olarak da yaşayabilirler, fakat aynı zamanda, bizi çeken her sevgi eylemi gibi, özgür bir yükümlülük olarak. Kilise çobanları deneyimlerinden, düzenli olmayanlarda imanın ve kardeşçe birliğin, ve onların birlikte tanıklık etme yeteneğinin de zayıfladığını gördüler: bunun için, bu günün kutlanmasının Hristiyan yaşamı için gerekli olduğunu öğretmekte ısrar ettiler.

Havarilerin İşleri kitabındaki bugünkü kısa metin, İsa’nın dirilişinden ve Kutsal Ruh’u aldıktan sonra, İsa’nın öğrencilerinin hayatının nasıl değiştiğini bize gösteriyor. Yeni alışkanlıkları kendilerine kabul ettirmektedirler. «Havarilerin öğretisinde ve paydaşlıkta, ekmeği bölmede ve dualarda sebat ediyorlardı»: Vaftiz edilmişlerdi ve bu nedenle, kazanç ve iş, zevk ve eğlenceler için endişeli alışık oldukları yaşamlarına devam etmiyorlardı. Vaftiz olmuş kişinin hayatı, içlerindeki dirilmiş İsa’nın varlığından hareketle başlar. Bu sırayla sıralanan dört eylem, imanlıların arzuladığı ve gerçekleştirdiği yeni uğraşlardır. Bunları yaşamak için sık sık bir araya gelmeleri gerekiyordu!

Havarilerin öğretilerini dinlemek, imanların zihniyetini ve vicdanını şekillendirir. Ortak bir düşünce biçimi olmasaydı, “birlik” içinde yaşamak imkansız olurdu. Ve de birlik içinde yaşamak, sevinçleri ve acıları paylaşmak için bir arada bulunmak, deneyimleri ve maddi varlıkları da paylaşmak için zamanları ayırmak, kardeşler, Baba’nın çocukları olarak birbirimizi tanımak için gerekli olan bir sevinçtir. Birlik ve paylaşım, İsa’nın Sözüne itaatle tamamlanır: «Beni anmak için bunu yapın». Aralarında yaşam ekmeğini, Mesih’in Bedenini bölerler. Bu, onları sonsuzluğa hazırlayan birliklerinin en güçlü anıdır! Bu an boyunca birlikte Rab’bi övmeye, Baba’ya dua etmeye başlarlar ve sonra, diğer anlarda ve zamanlarda da, duaya devam ederler.

Sekizinci gün, dostlarına ve kardeşlerine güvenmeyen öğrenci Tomas’ın da hazır bulunduğu gündür. Ve İsa, onu görür görmez, tam da ona seslenir. İmanı olmayanlara özgü kasvetli yüzü, Rab’bin merhametini çeker; Rab, onun isteklerine boyun eğerek, parmaklarının ve elinin Kendisine dokunmasına izin verir. Bu sınırsız merhameti gören Tomas, gururunu yenerek alçakgönüllülükle İsa’yı «Rab» ve «Allah» olarak çağırır. İmana ulaşmıştır. Artık o da diğer havarilerin sekiz gün önce aldıkları armağanların tadını çıkarmaya başlayabilir. Yoluna huzur girer, diğer On Havari’nin Peder’den aldığı aynı göreve katılır ve Allah’tan af dileyenleri bağışlamaya uygun kılan kutsal Esinini alır. 

Ona karşı Rab’bin hafif bir azarı kalır; Rab, onun gibi davranmayanları kutsar: «Görmeden iman edenlere ne mutlu!». Petrus bu sözleri uzun süre hatırladı ve bunlar hafızasına kazındı. Mektubunda, İsa’yı hiç görme ve işitme fırsatı bulamamış, ama yine de, kim bilir neden, O’na iman eden, O’nun Rab ve Allah olduğuna iman eden Hristiyanlar için bu sözleri tekrarlar! Petrus’un kendisi de, Tomas gibi, gördükten sonra iman etmişti. Bu nedenle, İsa’yı görmeden O’na iman etmemize şaşırmaktadır. Bu, Baba’nın büyük bir armağanıdır! İmanımızı ve bize pek çok şekilde merhamet gösteren O’na olan sevgi dolu yanıtımızı derinleştirmek için, Tomas’ın hayranlık dolu sözlerini söylemeye devam edeceğiz: “Rab’bim ve Allah’ım!”.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Diriliş Paskalyası – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.Okuma Havariler Kit. 10,37-44 Mezmur 117 2. Okuma Kol 3,14 İncil Yh 20,1-9

Rab’bin dirilişini kutlayan bizlere, senin Ruh’unla yenilenerek yaşam ışığında yeniden doğmamızı sağla” diye dua ettik. Peki, “Rab’bin dirilişini kutlamak” ne demektir? Bunu yapıyoruz, bundan sevinç ve mutluluk duyuyoruz ve yenilenen yaşamın meyvelerini hissediyoruz. Yine de bu söz bizim için gizemli kalıyor ve her yıl onu anlamaya çalışıyoruz. Fakat onu konuşmalardan değil, kiliselerde dinlediğimiz vaazlardan da değil. deneyimlerden anlıyoruz.

Aziz Petrus, insanların eliyle öldürüldüğünü duyurduktan sonra, İsa’nın dirilişinden bahsediyor. Allah’ın Kendisi’nin O’na yeniden hayat verdiğini ve bu nedenle O’nun ölümünü onaylamadığını bilerek, herkes şimdi bu cinayeti kınardı. 

İşte sorun da bu: Peder Allah, O’na ne tür bir hayat yeniden verdi? Önceki hayatının aynısı değil, fakat İsa, en azından öğrencilerinin O’nun gerçekten yaşadığına inanmalarına yardımcı olmak için, yeni hayatında bizim hayatımızda yaptığımız şeylerin aynısını yaptı: onlarla birlikte yedi ve içti! O’nunhayatındaki yenilik, sürekli tekrarlanan ve bizim de deneyimleyebileceğimiz bir mucizedir. Gerçekten, tövbe eden, dirilmiş ve yaşayan İsa’ya iman eden günahkar, Kilise’nin O’nun adına yakarması sayesinde gerçekten affedilmiş bulur kendini; ve aldığı bağışlanma için büyük sevinç duyabilir. Aziz Petrus ilk okumada bize bunu garanti eder. Hatta Aziz Pavlus, İsa’nın adıyla vaftiz edildiğimiz için, biz de O’nun aynı dirilişini yaşadığımızı söylüyor. 

Gerçekten, arzularımız değişti: gözlerimizi yukarıdaki şeylere yöneltiyoruz. Bizim için göksel gerçekler, göklerin krallığını oluşturabilecek ve güzelleştirebilecek her şey bizim için önemli oldu. Dünyevi şeyler artık bizi sevindirmiyor: bu dünya için ölmüş gibiyiz, çünkü yeni bir hayat yaşamaya başladık. Şairin dizeleri, Paskalya olaylarını Yaşam ve Ölüm arasındaki olağanüstü bir düelloyu, – ”Ölüm ve Hayat birbiriyle savaştı” – olarak anlatır: önce İsa’yı, sonra da imanlıları kazanmak için, birbiriyle yarışan iki ideal karakter. Elbette kazanan, öldürülen kişidir, çünkü O şimdi yaşıyor: Hayat, O’dur! Ve Meryem bunun tanığıdır: tam da Mecdelli Meryem, olayı üç kez cesedin çalınması olarak anlatmış, hatta bu suçtan dolayı doğrudan Rab’bi suçlamış olan Mecdelli Meryem! Aslında O’nu mezarda ortadan kaldıran tam da O’dur, ama nasıl? Bunu kimseye açıklamadı, ama şimdi herkes, O’nun ölü bedeninin ne olduğunu bilmeseler de, O’nun yaşadığına, bedeninde hala yaşadığına, önceki yaşamından çok daha özgür, daha somut, daha gerçek ve sürekli bir yaşam sürdüğüne inanıyor. Önceki yaşamı gerçekten ölmüş, ya da daha doğrusu, dönüşmüş durumda. Meryem’den haber almış Petrus ve Yuhanna koşarak gelirler. Koşarlar, önce Yuhanna, sonra Petrus varırlar. Yuhanna, alçakgönüllülüğüyle, Petrus’a yol verir ve Petrus mezara girerek ne olduğunu veya ne olmuş olabileceğini kontrol eder. Doğru, beden yoktur, ama bedeni saran bezlerin varlığı ve konumu, bedenin çalınmış olamayacağını kanıtlamaktadır. Bizim deneyimlerimizle tamamen yeni ve anlaşılmaz bir şey oldu.

Yuhanna da aynı şeyi gördüğünde, hiç şüphe duymaz: iman etmeye başlar. Allah’ın ve onların huzurunda tamamen yeni bir şekilde bulunan İsa’ya teslim olmaya başlar. Öğrenci iman ettı. Kutsal Yazıların en küçük ayrıntısına kadar gerçekleştiğine iman etmeye başlar, ve sadece Kutsal Yazılar değil, İsa’nın onlara birçok kez söylediği, üçüncü gün ölümden dirileceği sözlerine de iman eder. 

Anlatılanlar bunlar. Peki biz ne yapıyoruz? Nasıl yaşıyoruz? İsa’nın ölümden sonra yaşadığını bilerek coşmaktayız çünkü Öğretmen’imiz ve Rab’bimizhala bize konuşabilir ve bizi dinleyebilir. Bizlerin önünde O’nu bulan bizler, O’nu beden gözlerimizle görmesek de, O’nunla ilişki kurabiliriz. Bunu yaptığımızda, biz de O’nun yeni yaşamına katıldığımızı anlıyoruz, aksi takdirde O’nu ne dinleyebiliriz ne de O’na cevap verebiliriz. Tüm havarilerin dediği gibi, biz de dirildik. Yani, O’nun sonsuz yaşamına, O’nun Allah gibi olmasına, O’nun Allah olmasına katılmaktayız, O’nun yeni yaşamının tüm göstergelerinin ve ifadelerinin tadını çıkarmamıza kadar.

Hala ölümden ve ölüm korkusundan etkilenen bu dünyada yaşıyoruz, ama bu dünyada yabancılar gibi yaşıyoruz. Artık ölüm dünyasına değil, yaşam dünyasına aitiz: İsa’nın bizi sevdiğini hatırladığımızda ve bunu birlikte anarken duyduğumuz sevinç, kendimiz ve başkaları için bir tanıklıktır: O sonsuza dek yaşamaktadır!

Dirilmiş Rab’bimiz İsa’nın adında takdis! P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Zeytindalı Pazarı – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Yürüyüş: Matta 21,1-11

1. Okuma Yeşaya 50,4 -7 Mezmur 21 2. Okuma Filipililer 2,6 -11 İncil Matta 26,14 – 27,66

Bugün elimizde zeytin dalı tutuyoruz. Bu, kutlamaya katılan herkesin memnuniyetle yaptığı bir harekttir. Böylece, İsa’nın Kudüs şehrine girişinde orada bulunan ve O’nu sevinçle karşılayanları taklit ediyoruz. Onlar, O’nun krallığının nasıl ortaya çıkacağını bilmelerine rağmen O’nu kral olarak selamladılar. O da, henüz hiç kimsenin binmediği eşek yavrusunu getirip üzerine oturarak bunu ilan etti: bu, Kendisinin Davut’un soyundan gelen kral, yani Mesih olduğunu açıkça gösteren bir işaretti. 

Peki ya zeytin dalları? Bu kralı çevreleyenler kılıç, mızrak ve kalkan sallamıyor, bunun yerine zeytin dalları sallıyor, bunlar Nuh’u hatırlatarak barışın sembolü olacak. Nuh, sular üzerinde hala yüzen gemisinde, gagasında zeytin dalı olan güvercini kabul etti: bu, tufanla harap olmuş yeryüzünde yaşamın mümkün olduğunu müjdeliyordu. Bu dallar, onları elinde tutanların evlerinde tüm yıl boyunca görünür bir yerde kalacak: bir tablonun veya bir haçın yanında olacaklar. 

İncil’in bu bölümünde, küçük eşekle ilgili olanlar dışında, İsa’nın özel sözleri hatırlanmamaktadır. Bunun yerine, O’na eşlik edenlerin, Mezmur’usöyleyenlerin sözleri yankılanmaktadır: «Davut Oğluna hozana! Rab’bin adıyla gelene övgüler olsun, en yücelerde hozana!».

İsa, Rab’bin adıyla geliyor, bu nedenle tüm halka ve halkın her bir üyesine Allah’ın kutsamalarını getirecektir. Bu, “hozana! sözüyle ifade edilen sevinç ve coşku nedenidir. Bu söz, herkesi ve her birini ezen kötülüklerden kurtulacaklarına dair emin olarak tekrarlanıyor. Nitekim bu haykırış “Kurtar bizi, Rab!” anlamına gelir. Bu sevinçli bir haykırıştır, çünkü Baba olan Allah’ın bizi işittiği ve dileklerimizi yerine getireceği kesinliğini gösterir. Bu haykırış, hitap edildiği kişiye övgü niteliğinde olduğu için de sevinçlidir: Kurtarıcımız olan İsa’yı övüyoruz!

Bu sevinçli övgüyle, İsa’nın Istıraplarının ilanını dinlemeye hazırlanıyoruz: birkaç gün sonra İsa’ya karşı «Çarmıha gerilsin!» diye bir haykırış yükselecek. Yüreğimizde ve aklımızda hala “hozana! olacaktır ve İsa’nın zincirlenip, kırbaçlanıp, alay edilip, hakaret edilip, sonunda çarmıha gerilip gömüldüğünü görünce imanımız sabit kalacaktır. Yalvardığımız ve O’nu övdüğümüz kurtuluşun O’na tüm bunlara mal olduğunu bileceğiz. Ve O’ndanverilen kurtuluşu hala arzuluyor ve O’na yalvarıyoruz.

Dirilişin Paskalyasına gerçek, denenmiş, ama emin ve sebatkar bir sevinçle ulaşacağız ve bu sevinç, biz de günlük haçlarımızı taşıyarak İsa’yı izlediğimizde de devam edecek. Bunlar bizi korkutmayacak, çünkü bunları üçüncü günü, Allah’ın gününü bekleyerek sunacağız.

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya’ya Hazırlık Devresi 5. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Ezekiel 37,12-14 Mezmur 129 2. Okuma Romalılara 8,8-11 İncil Yuhanna 11,1-45

Son iki pazar günü, insanın susuzluğunu ve gözlerinin karanlığını sorguladık. Cevabı bulduk: gerçek ve sonsuz su kaynağı İsa’dır ve İsa aynı zamanda ışık ve ışığın kaynağıdır. Bugün, ölümün bize yaşattığı ve korkuttuğu acı nedeniyle insanları gözyaşlarına boğan yaşam susuzluğuna daha da derinlemesine dalıyoruz.

Peygamber Hezekiel mezarlardan ve mezarlıklarından bahseder: paganların arasına sürgün edilmiş halkın içinde bulunduğu duruma atıfta bulunur. Allah, bu durumdan onları diriltecek, yani: “Sizi İsrail topraklarına geri götüreceğim”. Biz de aynı “mezar” kelimesiyle, kendilerini seven bir Allah’a güvenebileceklerini bilmeyen insanların yaşadığı korkutucu durumlara atıfta bulunuyoruz. Bunlar, Allah’ı tanıyan insanın da kendi günahları yüzünden düştüğü aynı mezarlar ve kabirlerdir. Faatpeygamber bize, İbrahim’in Allah’ının, bugün Mezmur’da dua ettiğimiz gibi, “Seninle birlikte bağış vardır” ve “Rab’bin merhameti vardır” diyebileceğimiz bir Allaholduğunu hatırlatır. Öyleyse umut vardır, yani kurtuluşun geleceğine, bu nedenle mezarların açılacaklarına ve bizlerin yeniden hayata kavuşacağımıza dair kesinlik vardır. Gerçekten mezarlar açılacak olmakla kalmayacak, Ruhumu içinize koyacağım, canlanacaksınız”. İçimize girecek olan Allah’ın Ruhu, günahın öldürdüğü hayattan daha gerçek ve daha güvenli bir hayat olacaktır.

Aziz Pavlus, peygamberlerin öngördüğü aynı gerçekleri tekrarlar ve bunları, mezarın karanlığında durduramayan İsa’nın ölümüyle gerçekleşmiş olarak bize sunar. İsa’ya ait olanlar, yani ölümden diriliş, O’nun Ruh’unu kabul eden bizler için de gerçek olacaktır: Mesih İsa’yı ölümden dirilten Allah‘ın Ruhu içinizde yaşıyorsa, Mesih’i ölümden dirilten Allah, içinizde yaşayan Ruhuyla ölümlü bedenlerinize de yaşam verecektir .

Dirilmek” ve “ölümden diriliş” kelimelerini ciddiye alabilir miyiz? Bu sözler gerçekleri mi ifade ediyor, yoksa sadece mecazi imgeler mi? Bu sözler, henüz deneyimlemediğimiz, gelecek olan, bizi yenileyecek olan gerçekleri ifade ediyor ve bu nedenle bizi dinliyor, yeniliğe açık halde.

Beytanya’da yaşayan İsa’nın dostu hastalandı, ama Yahudiler tarafından öldürülmek için aranan İsa, artık Ürdün Nehri’nin ötesine sığınmıştı. Kız kardeşleri Marta ve Meryem’iın habercileri tarafından Lazar’ın ölümcül hastalığı hakkında bilgilendirildiğinde, İsa endişelenmez. Kız kardeşler, Lazar’ı iyileştirmesi için O’nun hemen gelmesini umarlar. Ama O, harekete geçmez: Lazar ve kız kardeşlerle olan dostluğuna rağmen, bu konuyla ilgilenmek istemiyor gibi görünür.

Öğrencileriyle yaptığı diyalogdan, kız kardeşlerin isteğine hemen uymamayı kasten yaptığını anlıyoruz, çünkü onların Kendisinin bir şifacı olmadığını, ama Kendisinde hayat veren Allah’ın gücünün işlediğini fark etmelerini istiyor: onlar bunu hesaba katmıyorlar ve bu yüzden inanmıyorlar. İsa, onu iyileştirmezse, “dirilmek” ve “diriliş” kelimelerini kullanabileceğini biliyor: belki o zaman Kendisine iman etmeye varacaklar? Ve işte O, mezarın önündedir. Öğrenciler korkmuşlar ve O’nun birkaç gün önce Kudüs’te Yahudilerin O’nu taşlama girişimini hesaba katmadığını hatırlıyorlar. 

Tam burada, mezar taşının önünde, “dirilmek” ve “diriliş” kelimeleri tekrar ortaya çıkar, biri Lazar’a, diğeri İsa’ya atıfta bulunur: Lazar “dirilecek olan”ve İsa “diriliş”tir. 

Orada bulunanlar için her şey gizemli, anlaşılmaz, hatta imkansızdır. Marta, kardeşinin dört gündür mezarda olduğunu ve kötü koktuğunu İsa’ya doğru söyler. Bu nedenle, O’nun sözleri, en azından onun anladığı kadarıyla, gerçekleştirilemez. Fakat, pes etmeyen bir iman vardır: “Allah’tan ne istersen, Allah sana verecektir”.

Biz de her şeyi anlamıyoruz: ama anlamak gerekli değil. İsa’nın, daha önce imkansız görünen şeyler yaptığı gibi, Allah tarafından dinleneceğini biliyoruz, bunun nasıl olacağını bilmesek de. 

Dirilmek” ve “diriliş” kelimeleri kelime oyunları mı? Kesinlikle bir gizem var: İsa, mezardan Lazar’ı çağıracak, Lazar da O’na itaat edecek; ve bu, İsa’nın Kendisi’nin,önceden planlanmış ölümünden sonra dirileceğine dair bir kehanet olacak. Lazar gözlerimizin önünde hayata dönüyor, böylece biz İsa’nın dirileceğine inanmaya hazırız. Lazar’ın hayata dönmesi, gerçek olan İsa’nın dirilişinin gerçek kehanetidir. 

Lazar ayağa kalktı ve işte, gözleri bağlı. Şimdi biz şuna inanıyoruz: “Ben diriliş ve yaşamım; bana iman eden, ölse de yaşayacak; yaşayan ve bana iman eden, sonsuza dek ölmeyecek”. Dirilmiş İsa’ya hayatımızı emanet ediyoruz, yani O’na iman ediyoruz ve hayatımız sonsuz, ilahi, kutsal, ölümün gölgesi ve perspektifi olmayan gerçek hayat haline geliyor. P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya’ya Hazırlık Devresi 4. Pazar Günü- A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma 1Samuel 16,1.4.6-7.10-13 Mezmur 22 2. Okuma Efeslilere 5,8-14 İncil Yuhanna 9,1-41

Bu Paskalya’ya Hazırlık Devresinde hayatımızda da bir şeyler gerçekleşmelidir. Ne tür bir değişim bekleyebiliriz, ya da en azından arzu edebiliriz? Okumalar bize bu konuda yardımcı olur. İlk okuma, bir peygamberin hayatındaki önemli bir olayı anlatır. Bu peygamber, Samuel’dir. O, peygamber olduğunu bilir ve bu nedenle Allah’ın bildiklerini bildiğini düşünür, ancak daha öğrenmesi gereken çok şey olduğunu, alçakgönüllü olması gerektiğini fark eder. Allah tarafından halkın yeni kralını kutsamak üzere gönderildiğinde, doğru yere, İşay’ın evine varır, ama yine de kendini kandırmaya devam eder. İşay’ın ona tanıttığı oğullar, her biri birbiri ardına, ona uygun görünür, ama hiçbiri Allah’ın seçtiği kişi değildir. Allah, tam da Samuel’e “RAB insanın gördüğü gibi görmez; insan dış görünüşe, RAB ise yüreğe bakar” diyerek anlamasını sağlamalıdır. Seçilen kişi, ona seçim için sunulmamış olan en küçük olan Davut olacaktır.

Bu, her gün aklımızda olması gereken bir gerçektir: “Rab yüreğe bakar, yaptığımız hareketleri, kullandığımız sözleri, güvendiğimiz duaları, ilahilerin güzelliğini takdir etmez. Yürek belirleyicidir, yani içimizde hareket eden şeydir: her şeyden önce Allah’a güven ve O’na teslimiyet, sonra alçakgönüllülük, sonra insan görüşlerinden özgürlük, sabır ve herkese karşı merhamet.

Allah’ın aynı görüşüne sahip olabilir miyiz? Bize evet, diyor havari. Kör olduğumuzu, karanlıkta olduğumuzu fark ediyoruz, ancak İsa’nın gelişi ve O’na bağlılığımızla kendimizi “ışığın çocukları” olarak görebiliriz. Şimdi Rab’de ışık olmamız bizim eserimiz, ”sevabımız” değildir. Bunu, bizi aydınlatan Mesih sayesinde başardık; ancak bizden bir çaba bekleniyor: “Rab’bin hoşuna gideni anlamaya çalışın” ve “konuşmaktan bile utanç duyulacak” şeylerden uzak durun.

Bütün bunlar, Yuhanna’nın İncil’inde anlatılan olayda yer almaktadır. İsa bir körle karşılaşır. Bu adam doğuştan beri kördür. Görmenin ne demek olduğunu bile bilmiyor. O, dünyanın ışığı olan İsa’yı tanımayanların simgesidir. Hiç sevgi görmemiş ve almamış, bu yüzden sadece kötülük ve ahlaksızlık bilenlerin simgesidir. Onun hakkında ne düşünebilirsin? 

İsa’nın öğrencileri, onun günahlarının büyük olduğunu, hatta belki de anne babasının günahlarının büyük olduğunu düşünüyorlar ve bunu ona söylüyorlar. Böylece kendi körlüklerini ortaya koyuyorlar. O adamın sakatlığının nedenini geçmişte bulurlar ve böylece onu yargılayabilirler. 

Allah’ın bakış açısı bu mu? Allah insanın kalbinde bunu mu bulur? Bu yöntem, günahkarlar tarafından kullanılan yöntemdir. İsa günahkar değildir, bu nedenle gözleri başka bir ışığa sahiptir. O geleceğe bakar ve gelecekte Baba’nın merhametini görür. Bu adam, hepimiz gibi günahkar olsa da, şimdi dünyanın ışığı olan İsa ile karşılaşır. Onunla karşılaşır ve O’na itaat eder: kendi gözlerine yaptığı hareketi şikayet etmeden kabul eder ve kendisine söylendiği gibi tam da Şiloha’nın suyuyla yıkanmaya gider. Artık kör değildir. İşte bu yüzden yıllardır, hep karanlıkta kalmıştı: Allah’ın yüceliği İsa aracılığıyla onda ortaya çıksın ve İsa dünyanın ışığı olarak tanınsın diye.

Ama bu yetmez. Bu adam olanları önce komşularına ve onu dilenci olarak tanıyanlara, sonra Ferisilere, sonra Yahudilere ve son olarak da anne babasına açıklamak zorundadır. Her açıklama yaptığında ve İsa’nın yaptıklarını anlattığında, kendisine ışığı veren kişiyi tanıma arzusu artar ve ona olan sevgisi büyür, ta ki O’nu henüz görmemiş ve hayatı hakkında hiçbir şey bilmiyor olmasına rağmen O’na tam güven duymaya başlar. İsa, Yahudilerin liderleri tarafından çoktan mahkum edildiği için, körlüğünden kurtulmuş olmasına rağmen, o da kovulur. Görme yeteneğini kazanması, daha doğrusu İsa’yı kurtarıcısı olarak tanıması, toplum tarafından reddedilmesine, sanki cüzzamlıymış, sanki gerçekten büyük bir günahkarmış gibi davranılmasına mal olur. Gerçeten her şey çok garip. Ama bu, tüm dünyada olan biteni açıklıyor. Vaftiz suyuna ulaşanların gözlerinde artık çamur yok, her şeyi yeni bir şekilde görüyorlar, büyük bir sevinç ve gerçek özgürlük kazanıyorlar, ama İsa’ya itaat ederek yıkanmaya gitmeyen diğerleri, onu kirli, yabancı, tehlikeli görüyor ve kendi çevrelerinden kovuyorlar. O şikayet etmez, şaşmaz. O da, şu anda kendisiyle konuşan kişiyle tanışmamış olsaydı, aynı şeyi yapardı. O’nun sözleri, onun hayatıdır. Karşılaştığı herkese bu sözleri sunacaktır. İsa bu nedenle dünyaya geldi, çünkü “görmeyenler görsün, görenler kör olsun” diye. Başka bir şekilde ifade edelim mi? Alçakgönüllü olanlar, Rab gibi yüreği görebilecekler, gururlu olanlar ve kurtarılmaya ihtiyaçları olmadığını düşünenler ise karanlıkta kalacaklar. İşte, bizim istediğimiz değişim bu: küçük, Allah’ın alçakgönüllülüğüyle zengin olmak.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

 Paskalya’ya Hazırlık Devresi- 3. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Mısırdan Çıkış 17,3-7 Mezmur 94 2. Okuma Romalılara 5,1-2.5-8 İncil Yh 4,5-42

Susuzluk! Suya susuzluk ve insan kalbinin diğer susuzlukları: dinlediğimiz kutsal sayfalarda ele alınan ve çözülen sorun budur. Musa’nın önderlik ettiği halk, kelimenin tam anlamıyla susuzdur. Çöldedir ve bir vaha görmez, bir kaynak yoktur: hem insanlar hem de hayvanlar acı çekmektedir. Herkes şikayet ederek ve geçmişi özleyerek tepki gösteriyor, bu geçmiş bir kölelik geçmişi ise de. Bu kez Musa bile Allah’a şikayet ediyor ve soruyor: “Bu halka ne yapayım? Neredeyse beni taşlayacaklar”. Musa’nın kendisi bu kez halkın baskısına boyun eğiyor: Kendisinin başkahraman olduğunu ve durumun kurtarıcısı olması gerektiğini düşünüyor. Allah’a “Sen ne yapacaksın?” diye sormuyor, “Ben ne yapacağım?” diye soruyor. Herkesin hayatını Allah’ın elinde tuttuğunu unutuyor. Hem halk hem de Musa, daha önce tanık oldukları ve yararlandıkları büyük mucizeleri unutuyorlar. Allah çok daha kötü durumlarda müdahale etmişti: neden O’na şikayet ediyorlardıNeden kimse O’na alçakgönüllülükle, sadelikle ve yenilenen güvenle merhametli sevgisinin yeni bir müdahalesini istemeyi akıl etmiyordu?

Allah bu sefer de Musa’nın itaatini kullanarak müdahale ediyor; Musa’nın tek yapması gereken, Kızıldeniz’i geçmek için kaldırdığı aynı değnekle kayaya vurmaktır. Kaya’dan çıkan suyun yeri, halkın hafızasında Musa’nın günahının yeri olarak kalacaktır: o şüphe etti, Allah’a güvenmedi, O’nun duayı dinleyebildiğini unuttu. Bu olay da peygamberlik niteliğindedir: bizi İsa’yı anlamaya hazırlıyor! Ve işte tam da O’na geliyoruz: O, Samiriye’nin Sihar kentinde tek başına bulunmaktadır. Endişeli havariler, yiyecek satın almaya hep birlikte gitmişlerdir. İsa kuyunun başında yalnız kalmıştır ve susamaktadır. Fakat neyalnızlığından ne de susuzluğundan şikayet etmiyor: Allah’ın Kendisi ile ilgileneceğinden emindir ve… beklemekte. Bir kadın su çekmek için gerekli olanlarla geliyor: İsa onu Allah’ın meleği olarak görüyor ve alçakgönüllülük ve sadelikle, Kendisi için su çekmesini diliyor. Tam da İsa’nınalçakgönüllülüğü, kadının kalbini etkiliyor. Mademki tüm Yahudiler, kendilerini Samiriyeliler’den daha üstün saymaktadırlar, kadın İsa’dan bir iddia davranışını bekliyordu ve bu şaşkınlığını İsa’ya açıklıyor. İsa bu fırsatı değerlendiriyor ve yine alçakgönüllülükle Yahudilerin üstünlüğünü onaylıyor, fakat bu üstünlük, tüm insanların, Samiriyelilerin dahil, çektiği susuzluğun hizmetkarları olmalarını sağlıyor. 

Tüm insanlar sonsuz yaşama susamakta, peki bu nereden geliyor? Bunu tam da Yahudiler getiriyor: bunu onların kendileri de bilmezler, ama tam da içlerinden biri herkese ilahi yaşamı verebilir: sonsuz yaşam, insan kalbinin tüm susuzluğunu gideren armağan; O’nun Kendisidir! Kadının anlamasına yardımcı olmak için, İsa onun çektiği sevgi susuzluğuna değiniyor. Kocaları onu tatmin etmemiştir, şimdi de sevgilisi tatmin etmemektedir. Kadın anlıyor: eğer İsa gerçek sevgiden bahsediyorsa, o zaman o Allah’ın peygamberidir. Ve gerçek bir peygamber, gerçek Allah’ı Kendisine benzemek isteyen tanrılardan ayırt edebilir. Uygun an gelmiştir: İsa, yavaşça, zorlamadan Kendini açıklıyor. Kadına, insanların sevgisi için yerlere ihtiyaç duymayan, ama onların kalplerine ihtiyaç duyan Allah’a nasıl tapınılabileceğini anlatıyor. O, diğer tanrılar gibi bir Allah değildir, çünkü sevme yeteneğine sahiptir ve insanların hayatlarında onlarla karşılaşır. Allah bir Baba’dır ve biz O’nu “ruhta ve gerçekte” karşılarız. Kadın anlamıyor, ama Mesih’in geleceğini, onun gerçek Allah’ı ve O’nunla karşılaşmanın yolunu göstereceğini de biliyor. 

Bu noktada İsa, beş erkek tarafından reddedilen ve altıncıdan da memnun olmayan Samiriyeli kadına Kendini açıklıyor: “Seninle konuşan ben, O’yum!”. Artık kadın kendini faydalı hissedipgerçekten kendini tüm şehre faydalı kılıyor: herkesi, kendi hayatını anlamasını sağlayan, kendisinin yaptığı temel hatayı, yani baba gibi tek sevebilen Allah’ın yerine insanların ellerine kendini teslim etmesini dahi anlamasını sağlayan bir adamı görmeye ve O’nunla karşılaşmaya davet ediyor. İnsanların susuzluğu giderilir, gerçek suyu alır, onu almak için çömlekler gerekmez. Kuyu onların arasındadır, o kuyu İsa’nın Kendisidir. Musa’nın değneği artık işe yaramıyor. Sihar sakinleri bunu anlıyor: İsa’yı iki günlüğüne kendileriyle kalmaya davet ediyorlar, böylece hep birlikte O’nun sözleriyle susuzluklarını giderebilecekler. Ve O’nun sözleri onları dönüştürüyor. Evet, kadın onlara yardım etti, ama şimdi onlar, tam da O’nu dinledikleri için O’nun “dünyanın Kurtarıcısı” olduğuna inandıklarını ilan ediyorlar.

Bizim için peygamberlik: başkalarının bize İsa hakkında söyledikleri, O’nu kişisel olarak dinlemezsek çok az, hatta yararsızdır. Suyun var olduğunu bilmek yeterli değildir, susuzluğumuzu gidermek için onu çekmemiz gerekir. Aziz Pavlus da bize şöyle der: “Rab İsa Mesih aracılığıyla Allah ile barış içindeyiz”. 

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya’ya Hazırlık Devresi 2. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Yaratılış 12,1-4a Mezmur 32 2. Okuma 2Tim 1,8b-10 İncil Mt 17,1-9

Paskalya’ya Hazırlık döneminde tövbe çağrısı yankılanmaya devam ediyor. Bu ne anlama geliyor? Buna birçok şekilde cevap verebiliriz, fakat bugün dinlediğimiz okumalardan ders alalım. İbrahim’e Allah’tan bir emir veriliyor: Ülkeni, halkını, babanın evini bırakl”. Ve Ondan kendisine ve soyuna kutsama vaadi veriliyor. Peki nereye gitmesi gerekiyor? İşte cevap: Sana göstereceğim topraklara git. İbrahim ne yapacak? Eğer gitmezse, tüm insanların yaptığı gibi, sadece anladığı ve sonuçlarını öngördüğü şeyleri yapan kendi aklının mantığını izleyecekti. Ama İbrahim, büyük bir iman eylemini yaparak yola çıkıyor: öncelikle, uygun zamanda gerekli talimatları alacağına dair vaadi, sonra da yeryüzündeki tüm aileler için kendisine verileceği kutsama vaadini inanıyor! İbrahim iman ediyor, yani gözleri kapalı bir yolculuğa çıkarak bu imanı yaşıyor. Allahı’nın gözlerinin açık olduğunu biliyor ve bu yüzden hızlıca yürüyor.

İşte tövbe etmemizin bir yönü: aklımızın mantığına göre yaşamamak ve de hareket etmemek, Allah’tan aldığımız talimatlara göre yürümek. Her zaman Yukarıdan yankılanan sözlerden hareket ederek düşünmeye çalışacağız. İbrahim’in imanının aynısını yaşayacağız, diyebiliriz.

Bu, İsa ile birlikte yüksek dağa çıkan üç havarinin aldığı açık talimattır. Talimatı almadan önce, onlar alışılmadık bir şeyin tanıkları olurlar ve bu, duyacakları söze güvenmelerine yardımcı olacaktır. Öğretmenlerini farklı, bu dünyadan olmayan bir ışıkla parıldayan olarak görüyorlar. O’nu, halklarının tarihinin en önemli şahsiyetleriyle birlikte görüyorlar. Tüm dini inançları Musa’nın sözlerine ve İlyas’ın tanıklığına dayanır: işte onlar, burada, İsa’nın görüntüsüne sadece çerçeve oluşturuyorlar. Üçü, tanık oldukları bu güzelliği uzatmak istiyorlar, ama bu manzarayı sadece bundan sonra olacaklara hazır olmaları için görmüşlerdir.

Onları saran ve karartan “parlak bir bulut”un gölgesinden bir ses geliyor: “Bu, benim sevgili Oğlumdur, O’nda hoşnutluğumu buldum. O’nu dinleyin”. Artık, Öğretmenlerinin yalnız Öğretmen olmadığını, artık bir Öğretmen olmadığını da biliyorlar: O, onların Rabbi, Allah’ı, Allah’ın Kendisini şekillendirdiği sevgiyi dünyaya getirendir. Allah, onların gözünde Baba oluyor. Ve Peder Allah, Kendi adına Oğul’a eminlikle konuşma ve etki etme yetkisini veriyor.

Şimdi tövbe etmemizin ne demek olduğunu anlıyoruz: ne kendi aklımızı ne de dünyadaki zeki insanların aklını dinleyeceğiz, bunun yerine üçünün önünde tek başına duran İsa’nın sesini dinleyeceğiz. Onların önünde artık O, önceki gibi parlamıyor: her insan gibi, insan sesi ve sözleriyle konuşuyor ve tüm insanlar gibi acı çekebiliyor; bunu birkaç gün önce onlara Kendisi duyurmuştu. 

Onu dinleyin”: yaşamımızı kuracağımız Söz, O’nun Sözü olacaktır. Yalnızca O’nun Sözü. Ve bu, İbrahim’e de konuşmuş olana itaat ederek olacaktır.

İsa’nın Sözünü dinlememiz, İbrahim’inki gibi kararlı olacaktır. Sözünün bizi nereye götürdüğünü görmüyor muyuz? O’na, bizim gözlerimizin sahip olduğu sınırlamalara maruz kalmadan her şeyi gören gözlerine güveniyoruz. İsa’yı dinleyerek İbrahim’in imanını yaşayacağız. İşte, tövbe etmek budur.

Biz de kutsanacağız ve “yeryüzündeki bütün aileler” için bir kutsama olacağız. Acı çekecek miyiz? Elbette, acı çekeceğiz tıpkı İbrahim’in bilmeden yola çıkarken acı çektiği gibi. İsa’ya itaat etmek için acı çektiğimizde, kutsallığa olan çağrımızı gerçekleştireceğiz. Aziz Pavlus, Timoteos’a yazdığı mektupta bunu söylüyor.

O, Timoteos’u açıkça acı çekmeye davet ediyor: bunu yapmak için ona Allah’tan güç verilecektir. Ve bu, sadece acı çekmek değil, İncil için, yani İsa’ya itaat etmek için acı çekmektir: ve bu acı çekmek değil, Allah’ın şanına ortak olmaktır. Gerçekten İsa «Kurtarıcımız Mesih İsa ölümü etkisiz kılmış, yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde’nin aracılığıyla ışığa çıkarmıştır». Bu sözlerde İbrahim’e vaat edilen kutsama kapsanmaktadır. Bu kutsama üzerimizde durmaktadır ve bizler tarafından henüz tövbe etmeyibekleyen her insana taşınmaktadır.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya’ya Hazırlık Devresi 1. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Yaratılış 2,7-9; 3,1-7 Mezmur 50’den 2. Okuma Romalılara 5,12-19 İncil Mt 4,1-11

Birkaç gün önce Paskala’ya Hazırlık Devresine girdik. Bu dönemin liturjik rengi her şeyi anlatıyor: bu, tövbe zamanıdır, bu dönemde çeşitli şekillerde ciddi bir şekilde hayatımızın dönüşümü ile ilgileniyoruz. Sık sık duyduğumuz ‘tövbe etmek’, nedir? Basitçe şöyle diyebiliriz: tövbe etmek, Adem’den İsa’ya geçmektir! Adem, kendisine hayat verenin sözünü dinledi, ama sonra başka bir sese, Allahı’nın ve Babası’nın sevgisinden şüphelenen o sese güvenmeyi tercih etti. O sesi dinleyerek, bizim günah dediğimiz itaatsizliğe vardı. Bu kelime sadece Yahudi ve Hristiyan çevrelerinde bilinir ve kullanılır: burada Adem’den söz edilir. Diğer insanlar bu kelimeyi, yani ‘günah’ kelimesini bilmezler, bu yüzden bugün yanlış anlaşılma riskini göze almamak için onu kullanmaktan çekiniyoruz.

Bizler Adem’in çocuklarıyız. Allah’ın sözünden şüphelenmeye, hatta O’nun kıskanç olduğunu ve bizim mahvolmamızı istediğini düşünmeye alışkın olanlar tarafından bu dünyaya getirildik ve yetiştirildik. Allah’tan şüphe etmeye alıştık, hatta O’nun talimatlarını kasten değiştirdik, tıpkı ayartıcı sesin Havva ile yaptığı gibi: “Allah gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?”. Allah böyle değil de, sadece bir ağaçtan yiyemeyeceklerini söylemişti. Ama ayartıcı, Havva’yı tartışmaya kışkırtarak onu kendi düşüncelerine çekiyor. Buradan, sevgiyi bilmeyene hak vermeye geçmek çok kolaydır.

John St. Long

Tövbe etmek, Adem’den İsa’ya geçmektir. İsa da ayartıcıyla uğraşmalıydı. Bu, yani Şeytan, kimseyi esirgemez. O her zaman, İsa ile de, Allah’ın Sözü’nden hareket eder ve tartışmaya çekmeye çalışır. İsa’nın kulaklarında hala Ürdün Nehri’nde duyduğu “Bu benim sevgili Oğlumdur” sözleri olduğunu bilen şeytan, O’na bunu hatırlatarak başlıyor,ama, tabii ki, bencil bir amaçla. Allah’ın Oğlu’nun yeteneklerini kendi çıkarları için mucizeler yapmak üzere kullanmasını öneriyor: önce taşları ekmeğe dönüştürerek açlığını gidermesinin, sonra Allah’a şantaj yaparak, kendi kibrini tatmin etmek için bir mucize yapmasını ve son olarak, Allah’ın Oğlu olduğu için insanları herkesten daha başarılı bir şekilde yönetebileceğine O’nu inandırarak, dünyanın krallıklarının başına geçmesinin gerektiğini söylüyor. O’nu bu krallıkların başına kim koyacaktı? Tam da o, ayartıcıŞeytan, Allah’ın ve insanların düşmanı. Ve İsa da onun şiddetli ve baskıcı yöntemlerini kullanmak zorunda kalacaktı.

İsa tartışmanın tehlikeli olduğunu bildiği için mantık yolunu izlemiyor. Kutsal Yazılardaki peygamberlik Sözünü hatırlıyor. «Allah’ın Oğluysan…» provokasyonuna Kendi içinde şöyle cevap veriyor: ‘Evet, ben Allah’ın Oğluyum, buna inanıyorum ve bunu kanıtlamama gerek yok. Madem ki oğluyum, Allah benim Babamdır, beni sever ve bu yüzden ben O’na itaat ederim. O’nun Sözünü dinlerim, onu gerçekleştirmek, O’na itaat etmek için’.

İsa’nın Kutsal Yazıları okuduğu için işte, hafızasında kalan cevaplar: “İnsan yalnız ekmekle değil, Allah‘ın ağzından çıkan her sözle yaşar”: o Söz’den bizler de hayat alırız. Mucize talebine şöyle cevap veriyor: Allahın olan Rab’bi sınamayacaksın; bu O’na inanmamak, O’nu Allah olarak kabul etmemek, O’nun yerine geçmek anlamına gelecekti. Biz Allah’ın bizi zaten sevdiğine inanırız, bize bunu kanıtlamasına gerek yoktur. Ve insanları egemenlik altına alarak onların iyiliğini isteme önerisine karşılık, işte sır: «Allahın olan Rab’be tap, yalnız O’na kulluk et»: bu, O’na her zaman itaat ederek, tüm kalbiyle O’nu severek kendilerini Allah’ın çocukları olduklarını kabul etmeye ihtiyaç duyan insanları sevmenin emin yoludur. Silah ve şiddet kullanarak insanları sevdiğini düşünenler, sevginin ne olduğunu bilmezler. 

Adem’den İsa’ya geçmek; Allah’ın güçlü olduğunu düşünmekten, her zaman seven bir Allah’ın sevgisini hatırlamaya geçmek demektir. Dolayısıyla tövbe etmek, bu bakış açısının değişmesidir: kendimi, sağlığımı, insanlar arasında şöhretimi aramıyorum, onların üzerinde güç sahibi olmaya çalışmıyorum, bunun yerine Allah’ımın hayatını yaşamaya çalışacağım; nasıl? Seveceğim, hizmet edeceğim, alçakgönüllü ve uysal olacağım, sevinç ve şükranla.

Aziz Pavlus, sürekli ve sebatkar olacak bu dönüşümümüzün, bu tövbe etmemizin üzerinde düşünmemize yardımcı olur. O bize, Çünkü eğer ölüm bir tek adamın suçu yüzünden o tek adam aracılığıyla egemenlik sürdüyse, Allah’ın bol lütfunu ve aklanma bağışını alanların bir tek adam, yani İsa Mesih sayesinde yaşamda egemenlik sürecekleri çok daha kesindir diyor. Adem ve Havva, kendi mantıklarıyla hepimizi itaatsizlik yoluna sokarak bizleri mahvettiler, İsa ise dinleyişi ve itaatkar sevgisiyle, hepimizi Allah Baba’nın gözünde hoş kılar, O’na benzer kılar, böylece bizler dünyayı, ezici bir krallıktan, göklerin krallığına, şenlik, birlik, barış ve özgürlük krallığına dönüştürebiliriz!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre 6. Pazar Günü – A yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Sir 15,15-20 Mezmur 118 2. Okuma 1Kor 2,6-10 İncil Mt 5,17-37

Sirak kitabından duyduğumuz ilk cümle şudur: «Eğer O’nun emirlerine uymak istiyorsan, onlar seni koruyacaktır; eğer O’na güveniyorsan, sen de yaşayacaksın». Bu sözler bize doğru bakış açısını veriyor: Allah’ın emirleri O’nun kaprisleri değil, büyük bir bilgeliğidir. Onlar bizi korur ve düşmanımızın bencilliklerinin ve yalanlarının aldatmacalarından savunur. «Rab’bin bilgeliği büyüktür; güçlü ve kudretlidir, O, her şeyi görür»: gerçekten O sadece geçmişi değil, geleceği de görür; bizim nasıl olduğumuzu, gerçekte neye ihtiyacımız olduğunu bilir, çünkü bizi yaratan O’dur. Bu nedenle O’na, O’nun her sözüne güvenebiliriz. O’nun bizi aldatmak gibi bir çıkarı yoktur, çünkü bizi sevgisiyle yarattı!

Maalesef Allah’ın bilgeliği insanlar tarafından, hatta onu sıradan insanlara tanıtmak ve açıklamakla görevli olanlar tarafından bile saptırıldı. İsa, ortaya çıkan zor ve aldatıcı durumu bilip buna çare bulmaya çalışmaktadır. Bunu, “dağdaki” vaazından anlıyoruz. İsa bu konuşmaya mutluluklar ilanı ile başlamıştı ve öğrencilerin, yani Kendini izleyenlerin dünya için ne kadar değerli olduklarını söyleyerek devam etmişti: gerçekten tam da öğrencileri göklerin krallığını oluşturacaklar.

Bugün okuduğumuz uzun metinde İsa, herkesin alıştığı çarpıtmaları ve değişiklikleri düzeltmek için Allah’ın bazı emirlerini gözden geçiriyor. Öncelikle, kuralları kesinlikle değiştirmek istemediğini, aksine onları Allah’ın Kendisinin demek istediği gibi anlayabileyelim diye tam olarak aydınlatmak istediğini söyleyerek başlamaktadır. Gerçekten şöyle diyor: Kutsal Yasa’yı ye peygamberleri, yani bildiğimiz Allah’ın Sözünü tamamlamaya geldim”. Pekı tamamlamaya geldim” ne anlama geliyor? Öncelikle, Baba’nın isteğini sevgi isteği olarak bilmemizi ve onu, aldığımız sevgiye sevgiyle karşılık olarak yaşamamızı sağlamak anlamına geliyor. İsa, “göklerin krallığı” olarak yaşamayı öğrenmemizi istiyor. Bu söz, öğretilerinde sık sık geçiyor. Her zaman, dünyada, ama yabancılar olarak yaşadığımızı hatırlamalıyız: yaşam tarzımız, göklerin krallığında yaşamak olarak ayırt edilip tanımlanıyor. Bunun içindir ki, bizim doğruluğumuz din bilginleri ve Ferisilerinkinden farklı ve onlarınkinden üstündür: onlar bu krallığı henüz tanımıyorlar ve onun kralını kabul etmedikleri için onu yaşamıyorlar.

İsa’nın bugünkü sayfada ele aldığı sözler, on emirden bazılarıyla ilgilidir. Öncelikle, bizim beşinci emir olarak bildiğimiz: “Öldürmeyeceksin”! Peder Allah bu sözü Musa’ya verdiğinde, Kayin’den başka kimi düşünmüştü ki? Kayin ne yapmalıydı? Mademki kardeşi Habil’in sunduğu kurban Alllah’ın hoşuna gitmişti, kardeşini kendinden daha çok saymalıydı değil mi? Ve de ondan sevmeyi ve alçakgönüllülükle yaşamayı da öğrenebilirdi!

Ve altıncı emri okuduğumuzda: “Zina etmeyeceksin”, bunu düşüncelerimizde yaşamaya başlamamız gerekmez mi? Zina; başkalarının suçu yüzünden değil, Allah’ın erkeğin yanına koyduğu kadın armağanına sadık kalmaya dikkat etmediğimiz için oluyor. Allah’ı tanımayan halklar bile zina yapmaktan tiksinmektedirler: Mısır firavununun, karısı Sara’yı zina yapabilecek duruma düşüren İbrahim’i azarladığını yeniden okumak yeterlidir. Bu sözü tamamlamaya kadar yaşamak için gözümüz, elimiz ve ayağımız ile kararlılıkla davranmamız gerekecektir. Bakışlarımızın, işimizin, ilişkilerimizin ve seyahatlerimizin, sevgi sözünün anlamını değiştirmemize neden olmasına izin vermeyeceğiz. Dünyada birçok bencil davranış sevgi olarak adlandırılır. Göklerin krallığında bu olamaz!

İnsanlarla ilişkilerimizde kelimeleri nasıl kullanıyoruz? Dünyada yeminler aldatmak ve zarar vermek için kullanılır; doğrulamalar ve yadsımalar, gerçekliği bencil çıkarlarımıza göre değiştirmek için kullanılır. Evet ve hayır, Baba’nın sevgisini tanıtmak için değil, kendimizi yüceltmek veya başkalarına itiraf etmek için kullanılır. Göklerin krallığında bu olmaz, olmamalıdır. 

Tüm emirleri, göklerin krallığını tamamlamak” için yaşayacağız; bu krallık geliyor, hatta şimdi de aramızda ve Baba’nın gönderdiği kralı, Davut’a vaat edilen, melek tarafından Meryem’e, Anne’ye, ve rüyada Yusuf’a da duyurulan o kralı çevreliyor. 

Aziz Pavlus bize, bu krallıkta, tüm insanları seven ve hepsini insanın düşmanından kurtarmak isteyen Allah’ın mükemmel bilgeliği ile konuştuğumuzu söylüyor. İsa’yı dinleyen ve seven bizlere de Allah, “her şeyi, hatta Allah‘ın derinliklerini bile iyi bilen Ruh” olan Ruhunu veriyor. Öyleyse, Allah’ın değerli emirlerini tamamlamak bizim için zor olmayacaktır!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre 5. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Yeşaya 58,7-10 Mezmur 111 2. Okuma 1 Kor 2,1-5 İncil Matta 5,13-16

Işığınız tan gibi ağaracak, çabucak şifa bulacaksınız”, Allah’ın, yoksullara yardım ederek, her türlü acıyı teselli ederek, adaleti yaşamaya ve böylece ezilenleri ayağa kaldırmaya başlayarak, tövbe eden halka verdiği sözdür. Bu, Allah’ın yüreğini etkileyen ve dünyayı cennete dönüştürmeye başlayan insanların yaşam tarzıdır. İsa, bu yeni krallığı dağda önünde toplanan öğrencilerine ve kalabalığa duyurmuştu. Neler olacağını ve O’nun sözlerine uygun bir yaşam sürerlerse hayatlarının ne kadar güzel olacağını anlamalarına yardımcı olmak için onlara Söz’ü hitap etmeye devam ediyor.

Onlar; ruh’un dilencisi, kalbi temiz, barışçı, alçakgönüllülük ve yumuşak huyluluk ile, merhamet bağışlayacı olarak yaşadıklarında, tüm dünya için büyük bir armağan olacaklardır. İsa, onların yeryüzünün tuzu” bile olacaklarını söylüyor. Tuz değerlidir: yiyeceklere tat katarak onları yenilebilir ve lezzetli hale getirir, ayrıca onları uzun süre muhafaza etmek için kullanılır. “Sizler yeryüzünün tuzusunuz” demek, “sizler vazgeçilmezsiniz” demekle eşdeğerdir: sizler olmadan yeryüzü yaşanabilir olmaz, sizler olmadan insanların yaşadığı ortamlar kaçmak istenen yerler haline gelir. İslam çoğunluklu ülkelerin devlet başkanlarının Hristiyanlardan kaçmamalarını, onları terk etmemelerini, aralarında kalmalarını istediklerinde bunu şaşkınlıkla anladık.

Thomas Gainsborough (1727-1788)

İsa, Kendisine iman edenlerin hayatının ne kadar önemli olduğunu, insanların yaşadığı ortamlarda onların varlığının ne kadar değerli olduğunu anlamamıza yardımcı olmak için başka bir benzetme daha ekliyor. “Sizler dünyanın ışığısınız”: öğrencilerin varlığı; insanların birbirlerini görmelerine, kendilerini Baba’nın sevdiği kardeşler olarak görmelerine, iyiyi kötüden ayırt etmelerine, görünür ve görünmez her şeyin gerçek değerini görmelerine yardımcı olur. Hristiyanların herhangi bir yerde varlığı, “göklerin krallığının” varlığıdır.

İsa, Kendisini dinleyen öğrencilerini takdir etmekle kalmıyor, onları ağır bir tehlikeye karşı da uyarıyor. Onlar, sadece Hristiyan olarak çağırıldıklarından dolayı tuz ve ışık değildirler. Onlar, hayatlarında İsa var olduğu sürece “tuz ve ışık”tırlar. Onlar, kendilerinde – zihinlerinde, arzularında ve eylemlerinde – İsa’nın hayatını taşıdıkları için tuz gibi yararlıdırlar. Eğer İsa artık onların içinde bulunmazsa, onlar tüm iyi niteliklerini yitirir, kendileri ve başkaları için yararsız hale gelirler. Bu nedenle, kendilerine her zaman dikkat edecekler ki, kalplerinden ve zihinlerinden Rab’bin varlığını zorla elde edilmesin. Aksi takdirde, tatsız tuz haline gelirler. Tuzun tadı ve muhafa etme özelliği, İsa’nın içinde bulunmasından kaynaklanır. Başka bir İncil metninde İsa şöyle diyor: “Bensiz hiçbir şey yapamazsınız” ve “Bende kalan çok meyve verir”.

Aynı şey “ışık” imgesi için de geçerlidir. İsa, Noel’de duyduğumuz gibi, “her insanı aydınlatan” dünyanın ışığıdır. Öğrenciler, bir odada veya başka bir odada ışığı tutan şamdanlar gibidir. Şamdanın üzerinde alev, yani İsa olmalı! Aydınlatan O’dur, öğrenciler O’nu karanlıkta mevcut kılarlar. Alevin yanık olmasına dikkat ederler: o zaman yüksekte duran şamdan, alevin aydınlatmasına izin verir. Onu saklamayacak ve de örtmeyecekler.

Metaforik imgelerden çıkalım mı? Havari Pavlus bize yardımcı oluyor. O, Korintoslulara, onların tek kurtarıcısı olan İsa’nın adıyla ve O’nun adında kendini tanıttı. İsa suçluymuş gibi çarmıha gerilmiş olsa da, Pavlus O’ndan bahsetmekten utanmadı. Aksine, tam da O’nun haçı havari olan kendisinin şerefidir.

Peki ya biz? Biz öğreniriz, ve cesaretle ve güvenle İsa’yı kalbimizde, arzularımızda, zihnimizde ve eylemlerimizde tutmaya devam ederiz. Bunu, O’nun sözüye, O’nun her esiniyle, O’nun her öğüdüyle içimizde işlemesine izin vererek yapacağız – bunların gerçekleşmeleri bize zor görünse de.

Noel’de “her şey O’nun aracılığıyla yaratıldı” diye öğrendik: bu demek ki her şey, bedenimiz ve yetenekleri ile ruhumuz dahil, O’nun izini taşıyor. Allah Baba’nın O’na, yani Oğlu’na aktardığı aynı sevgiyle yoğrulmuşuz. Allah’ın aynı özünden, yani gerçek ve karşılıksız sevgiden yapılmışız. Bizi ilgilendiren çıkarcı sevgi değildir: böyle olsaydı, kendimizi ve başkalarını aldatacaktı. İlahi sevgi; talep etmeyen, övünmeyen, kötülüğe kötülükle karşılık vermeyen, iyiliksever, kıskançlık duymayan, aksine “gerçeğe sevinen” sevgidir. Aziz Pavlus bunu tam da Korintoslulara söylüyor: onlara, “imanınız insanların bilgeliğine değil, Allah‘ın gücüne dayanması için” duyurusunu Ruh’un lütfu üzerine kurduğunu, söylüyor. Bunun için hayatımız Allah’ın ve tüm insanların gözünde değerlidir. Yeryüzü için tuz, dünya için ışık olmaktan gurur duyuyoruz: O’nun içinde kalalım! 

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it