Kutsal Kitab’ın Okunması
1. Okuma Mısırdan Çıkış 17,3-7 Mezmur 94 2. Okuma Romalılara 5,1-2.5-8 İncil Yh 4,5-42
Susuzluk! Suya susuzluk ve insan kalbinin diğer susuzlukları: dinlediğimiz kutsal sayfalarda ele alınan ve çözülen sorun budur. Musa’nın önderlik ettiği halk, kelimenin tam anlamıyla susuzdur. Çöldedir ve bir vaha görmez, bir kaynak yoktur: hem insanlar hem de hayvanlar acı çekmektedir. Herkes şikayet ederek ve geçmişi özleyerek tepki gösteriyor, bu geçmiş bir kölelik geçmişi ise de. Bu kez Musa bile Allah’a şikayet ediyor ve soruyor: “Bu halka ne yapayım? Neredeyse beni taşlayacaklar”. Musa’nın kendisi bu kez halkın baskısına boyun eğiyor: Kendisinin başkahraman olduğunu ve durumun kurtarıcısı olması gerektiğini düşünüyor. Allah’a “Sen ne yapacaksın?” diye sormuyor, “Ben ne yapacağım?” diye soruyor. Herkesin hayatını Allah’ın elinde tuttuğunu unutuyor. Hem halk hem de Musa, daha önce tanık oldukları ve yararlandıkları büyük mucizeleri unutuyorlar. Allah çok daha kötü durumlarda müdahale etmişti: neden O’na şikayet ediyorlardı. Neden kimse O’na alçakgönüllülükle, sadelikle ve yenilenen güvenle merhametli sevgisinin yeni bir müdahalesini istemeyi akıl etmiyordu?
Allah bu sefer de Musa’nın itaatini kullanarak müdahale ediyor; Musa’nın tek yapması gereken, Kızıldeniz’i geçmek için kaldırdığı aynı değnekle kayaya vurmaktır. Kaya’dan çıkan suyun yeri, halkın hafızasında Musa’nın günahının yeri olarak kalacaktır: o şüphe etti, Allah’a güvenmedi, O’nun duayı dinleyebildiğini unuttu. Bu olay da peygamberlik niteliğindedir: bizi İsa’yı anlamaya hazırlıyor! Ve işte tam da O’na geliyoruz: O, Samiriye’nin Sihar kentinde tek başına bulunmaktadır. Endişeli havariler, yiyecek satın almaya hep birlikte gitmişlerdir. İsa kuyunun başında yalnız kalmıştır ve susamaktadır. Fakat neyalnızlığından ne de susuzluğundan şikayet etmiyor: Allah’ın Kendisi ile ilgileneceğinden emindir ve… beklemekte. Bir kadın su çekmek için gerekli olanlarla geliyor: İsa onu Allah’ın meleği olarak görüyor ve alçakgönüllülük ve sadelikle, Kendisi için su çekmesini diliyor. Tam da İsa’nınalçakgönüllülüğü, kadının kalbini etkiliyor. Mademki tüm Yahudiler, kendilerini Samiriyeliler’den daha üstün saymaktadırlar, kadın İsa’dan bir iddia davranışını bekliyordu ve bu şaşkınlığını İsa’ya açıklıyor. İsa bu fırsatı değerlendiriyor ve yine alçakgönüllülükle Yahudilerin üstünlüğünü onaylıyor, fakat bu üstünlük, tüm insanların, Samiriyelilerin dahil, çektiği susuzluğun hizmetkarları olmalarını sağlıyor.

Tüm insanlar sonsuz yaşama susamakta, peki bu nereden geliyor? Bunu tam da Yahudiler getiriyor: bunu onların kendileri de bilmezler, ama tam da içlerinden biri herkese ilahi yaşamı verebilir: sonsuz yaşam, insan kalbinin tüm susuzluğunu gideren armağan; O’nun Kendisidir! Kadının anlamasına yardımcı olmak için, İsa onun çektiği sevgi susuzluğuna değiniyor. Kocaları onu tatmin etmemiştir, şimdi de sevgilisi tatmin etmemektedir. Kadın anlıyor: eğer İsa gerçek sevgiden bahsediyorsa, o zaman o Allah’ın peygamberidir. Ve gerçek bir peygamber, gerçek Allah’ı Kendisine benzemek isteyen tanrılardan ayırt edebilir. Uygun an gelmiştir: İsa, yavaşça, zorlamadan Kendini açıklıyor. Kadına, insanların sevgisi için yerlere ihtiyaç duymayan, ama onların kalplerine ihtiyaç duyan Allah’a nasıl tapınılabileceğini anlatıyor. O, diğer tanrılar gibi bir Allah değildir, çünkü sevme yeteneğine sahiptir ve insanların hayatlarında onlarla karşılaşır. Allah bir Baba’dır ve biz O’nu “ruhta ve gerçekte” karşılarız. Kadın anlamıyor, ama Mesih’in geleceğini, onun gerçek Allah’ı ve O’nunla karşılaşmanın yolunu göstereceğini de biliyor.
Bu noktada İsa, beş erkek tarafından reddedilen ve altıncıdan da memnun olmayan Samiriyeli kadına Kendini açıklıyor: “Seninle konuşan ben, O’yum!”. Artık kadın kendini faydalı hissedipgerçekten kendini tüm şehre faydalı kılıyor: herkesi, kendi hayatını anlamasını sağlayan, kendisinin yaptığı temel hatayı, yani baba gibi tek sevebilen Allah’ın yerine insanların ellerine kendini teslim etmesini dahi anlamasını sağlayan bir adamı görmeye ve O’nunla karşılaşmaya davet ediyor. İnsanların susuzluğu giderilir, gerçek suyu alır, onu almak için çömlekler gerekmez. Kuyu onların arasındadır, o kuyu İsa’nın Kendisidir. Musa’nın değneği artık işe yaramıyor. Sihar sakinleri bunu anlıyor: İsa’yı iki günlüğüne kendileriyle kalmaya davet ediyorlar, böylece hep birlikte O’nun sözleriyle susuzluklarını giderebilecekler. Ve O’nun sözleri onları dönüştürüyor. Evet, kadın onlara yardım etti, ama şimdi onlar, tam da O’nu dinledikleri için O’nun “dünyanın Kurtarıcısı” olduğuna inandıklarını ilan ediyorlar.
Bizim için peygamberlik: başkalarının bize İsa hakkında söyledikleri, O’nu kişisel olarak dinlemezsek çok az, hatta yararsızdır. Suyun var olduğunu bilmek yeterli değildir, susuzluğumuzu gidermek için onu çekmemiz gerekir. Aziz Pavlus da bize şöyle der: “Rab İsa Mesih aracılığıyla Allah ile barış içindeyiz”.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it
