
20ª Domenica del Tempo Ordinario – A
20th Sunday of Ordinary Time – A
20ème Semaine du Temps Ordinaire – A
CET - Katolik Ruhani Reisler Kurulu
Türkiye Katolik Ruhani Reisler Kurulu -|- Թուրքիոյ Կաթողիկէ Եպիսկոպոսներու Համաժողով -|- Conférence Episcopale de Turquie -|- Conference of Catholic Bishops in Turkey -|- Conferenza Episcopale Turchia -|- مؤتمر الأساقفة الكاثوليك في تركيا

20ª Domenica del Tempo Ordinario – A
20th Sunday of Ordinary Time – A
20ème Semaine du Temps Ordinaire – A
Olağan Devre – 20. Pazar Günü – A Yılı Okuma: Yeşaya 56,1.6-7; Mezmur 66; 2. Okuma: Romalılar 11,13-15.29-32; İncil: Matta 15,21-28
Kutsal Kitab’ın Okunması
Yahudilerin Yahudi olmayanlarla ilişkisi, hem İsa’nın gelişinden önce hem de sonrasında her zaman sorunlu olmuştur ve bugün de öyledir! Allah, Peder, bunu nasıl görmektedir? İşte temel sorun budur. Yahudiler kendilerini her zaman seçilmiş halk olarak görmüşlerdir. Bu doğrudur, fakat neden Allah onları seçti ve ihanet ettikleri dönemlerin ardından onlarla sürekli antlaşmalar yenileyecek kadar onları her zaman tercih etti? Cevap ilginçtir ve bu, peygamberlerin –ve yalnızca peygamberlerin– ele aldığı konudur. Allah bir halk seçti ve onu bilgelikle, bilgili ve kutsal yasalarla zenginleştirdi; bu, halkın diğer tüm halklar için bir örnek ve cazibe kaynağı olması içindi. Allah, tüm yaratıklarını sever, tüm insanları, Adem’in tüm evlatlarını sever. Ve de İbrahim’in evlatlarının tüm diğer insanlar için önemli bir görevi vardır. Bunu unuttuklarında, kendilerini Allah’larından uzak bulurlar. Bugünkü peygamber Yeşaya’nın okumasının tam da bunu vurguladığı görülür.
Şöyle der: «Rab’be katılarak O’na hizmet etmek, Rab’bin adını sevmek ve O’nun kulları olmak isteyen yabancıları… dua evimde sevinçle dolduracağım… Çünkü evime ‘Bütün ulusların dua evi’ denecek.”

Allah, yabancıları ve tüm halkları bekliyor: Onları kim O’na götürecek? Tam da Yahudiler, kutsal yaşamlarıyla, tüm diğer insanları, tüm insanları sevebilen ve onlara merhamet edebilen tek Allah’ın bilgeliğine itaat etmeye çekeceklerdir. Yahudilerin yaşamı çekici değilse, varoluş amacını yitirir. Bu vahiyden yola çıkarak Aziz Pavlus büyük bir acısını dile getirir. Bu acı şudur: O, Allah tarafından seçilmiş bir halk olan kendi halkının, Peder’in onlar için de gönderdiği tek Kurtarıcı’yı reddettiğini görmektedir. Gerçek ve tam bir hayat, sonsuz hayat, bağışlama yeteneği ve sevginin doluluğuna kadar olgunlaşma imkanı verebilecek tek kişi olan İsa’yı kabul etmemektedirler. Havari, putperestlerin Allah’a itaat konusunda Yahudileri geride bıraktığını görmektedir. Paganlar, İsa’nın haçındaki ölümünü – o ölümün ki tam da Yahudiler nedeni olmuşlardı – göz önünde bulundurarak, İsa’ya iman ettiler ve iman etmeye devam ediyorlar. Kim bilir, belki de Yahudiler şimdi, Allah’ın paganlara gösterdiği merhameti ve onların yaşamlarının güzelliğini görünce kıskançlık duyacak ve İsa’yı kabul etmek için iman ederek kendileri de kurtulacaklar mıdır? Ve havari, Kurtarıcı’yı reddetmenin, Yahudileri putlarının tüm ahlaksızlıklarını takip eden putperestlerden daha fazla günahkar kıldığını da belirtir. Artık her ikisi günahkardır ve böylece her ikisi de Baba’nın merhametinin güzelliğini ve iyiliğini deneyimleyebilir. Günahkar olmaları ve merhamet görmeleri onları eşit kılar ve kendilerini Peder’e şan verecek tek bir halk olarak görebilirler. ”Onların reddedilmesi dünyanın Allah ile barışmasını sağladı”: Allah’ın bilgeliği ve yargıları gerçekten de harikadır! Göklerin krallığı tektir, tıpkı tek bir çoban tarafından korunan ağılın olduğu gibi. Allah’ın krallığının kralına katılanlar ve çobanın rehberliğine uyanlar tek bir gerçeklik haline gelirler; artık bölünme yoktur. Aziz Pavlus, bu durumu anlatırken İsa’nın örneğini dayanak alır. İsa, Kenanlı, yani putperest kadına merhamet göstermiştir. Kadının isteğine
uzun süre direnmiştir; bunun en az iki nedeni vardı: öğrencilerinin, putperestlere karşı tutumlarını değiştirmeye hazır olmadıkları için şok olmalarını istemiyordu. Ayrıca: İsa, kadının isteğinin Kendisine karşı
sağlam ve sınanmış bir imandan kaynaklanıp kaynaklanmadığını sınamak istiyordu. Kadın, O’na “Davut’un Oğlu” gibi mesihsel bir unvan kullandı, ama en önemlisi O’na bir değil, üç kez “Rab” diye seslendi. İsa bunu
bizzat gördü ve öğrencileri de sarsılmaz, hatta son derece alçakgönüllü bir imanı görebildiler: Kadın, köpeklere benzetilmeyi kabul etti – Yahudilerin putperestlere genellikle “köpekler” demelerinin normal
olduğunu bilmemiz gerekiyor!-; gerçi İsa, “küçük köpekler” gibi daha az sert bir terim kullanmıştı. Bir kişi İsa’ya iman ederse, Peder’in gönderdiği kişiyi kabul ederse ve O’na sevgi gösterirse, ona hala putperest ya da yabancı diyebilir misiniz? Hatta İsa’ya olan o kadının imanı örnek teşkil ediyordu: herkes, hatta öğrenciler bile ondan ders alabilirdi. Rab onu, tıpkı Annesine seslendiği gibi, “Kadın” olarak çağırıyor! “Kadın” diyerek İsa, Kenanlı’nın Kendisine Allah’ın isteğinin ne olduğunu keşfetmede yardımcı olduğunu demek istedi, tıpkı Adem’in yanındaki Havva’nın yaptığı gibi. Nitekim Allah, putperestlerin de sevilmelerini ve göklerin krallığına
katılmalarını ister. İsa, Kenanlının imanını görünce, sadece kızını şeytanın ellerinden kurtararak duasını kabul etmekle kalmadı, aynı zamanda diğer halkların da Baba tarafından hoş görüldüğünü herkesin görmesini sağladı. İsa sayesinde Yahudiler ve putperestler tek bir halk, tek bir Allah’ın krallığı haline gelirler ve gerçek kardeşler olarak karşılıklı bir birlik içinde yaşayabilirler.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it