
25ª Domenica del Tempo Ordinario – A
25th Sunday of Ordinary Time – A
25ème Semaine du Temps Ordinaire – A
CET - Katolik Ruhani Reisler Kurulu
Türkiye Katolik Ruhani Reisler Kurulu -|- Թուրքիոյ Կաթողիկէ Եպիսկոպոսներու Համաժողով -|- Conférence Episcopale de Turquie -|- Conference of Catholic Bishops in Turkey -|- Conferenza Episcopale Turchia -|- مؤتمر الأساقفة الكاثوليك في تركيا

25ª Domenica del Tempo Ordinario – A
25th Sunday of Ordinary Time – A
25ème Semaine du Temps Ordinaire – A
Kutsal Kitab’ın Okunması
1. Okuma: Yeşaya 55,6-9; Mezmur 144; 2. Okuma: Filipililer 1,20-27; İncil: Matta 20,1-16
İsa, Petrus’un bir sorusuna cevap vermek ister, daha doğrusu cevap vermek zorundadır. Zenginliği yüzünden Rab’bi izlemeye cesaret edemeyen gencin arkasını dönüp gittiğini gördükten sonra Petrus söz alarak,
kendilerinin, yani öğrencilerin O’nunla birlikte olmak için her şeyi bıraktıklarını söyledi. Ve sordu: “Peki biz ne kazanacağız?”. Biz de kendimize soruyoruz: Allah’ın krallığında ödüller nelerdir? Gökten gelen Kral’ı izleyenler ne elde ederler? Bu dünyada en azından biraz refah, biraz daha fazla servet, görünür bir ödül elde edecekler mi? Bunlar, Hristiyanların ağzından sıkça duyulan sorulardır: ‘Dua ettim, ayine gittim, uzun hac yolculukları yaptım, ama işte bu hale geldim: fakir, hasta, beklenmedik haçları taşımak zorunda! Emeklerimin karşılığı bu mu?’. İsa’nın cevabı, peygamber Yeşaya tarafından önceden müjdelenmiş bir benzetmedir; Yeşaya, Allah adına şu gerçeği aktarmıştır: “Benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değildir, sizin yollarınız benim yollarım değildir”. Eğer öyleyse, Allah’ın düşüncelerini öğrenmemiz ve dolayısıyla tamamen yanlış olan, bizi aldatıp göklerin krallığına değil dünyaya ait kılan kendi düşüncelerimizi değiştirmeye hazır olmamız
gerekir. Nitekim peygamber şöyle devam eder: “Gök yeryüzünden ne kadar yüksekse, o kadar… benim düşüncelerim de sizin düşüncelerinizden yüksektir”. Bu zararı gidermek için ne yapacağız? Havarinin bize tavsiye ettiği gibi, İsa’nın Sözüyle tutarlı olmak için O’nu dikkatle dinleyeceğiz: “Öyleyse Mesih’in Müjdesi’ne layık bir şekilde davranın”. O “Mesih’le birlikte olmak için bu hayattan ayrılmayı arzuluyorum, … ama
sizin için benim bedenimde kalmam daha gerekli” diyerek bize bir örnek sunar. Arzularımız, bu dünyada refah arayan dünyevi arzular olmayacaktır: Aziz Pavlus, Mesih İsa ile birleşmek için ölmeyi arzulamaktadır! Fakat bu arzu da manevi bencillikten kaynaklanabilir; bu nedenle kardeşlerini sevmek için, acı çekmek üzere bu dünyada kalmaya razı olur. Evet, çünkü İncil’i yaymak için o her zaman her türlü acıyla yüzleşmek zorunda kalmıştır. Göklerin krallığında kendisi için yaşamaz! İsa tam da göklerin krallığından, yani yukarıdan gelen, Peder tarafından gönderilen Kral ile, yani Kendisi ile birlikte yaşama biçimimizden bahsediyor. O, bu benzetmeyi de diğerleri gibi şöyle başlatır: “Göklerin krallığı şuna benzer…”. Öğrenmeye dikkat edeceğiz. Bir ev sahibi bir bağa sahiptir: Dinleyenler elbette Allah’ın sevdiği halkı düşünür. Bağ, şarap yapmak için üzüm verir, fakat üzümleri toplamak ve sıkmak için çok sayıda işçiye ihtiyaç vardır. İşte bu ev sahibi, günün her saati işçi aramaktan başka bir şey yapmaz. Bağı işçilerle doldurmak ister. İşsiz olan herkes uygundur: onları özgeçmişlerini sormadan çağırır. Onlara ücret ödemekle de ilgilenir: ilk gelenlerle anlaşır ve günde bir dinara
üzerinde mutabık kalır. Diğerlerine ücretten bahseder, fakat sadece bir ücret olacağını ve adil olacağını söyler. En son gelenlere, yani öğleden sonra saat beşte gelenlere, ücretten hiç bahsetmez bile. Herkes çalışır: Efendi için gerekli olan tüm şarap hazır olacaktır. Bununla ne yapacak? Kana’daki düğün için, oğlunun düğünü sayesinde yeryüzüne sevinç yaymak için ona ihtiyacı var! Ve Son Akşam Yemeği için, Oğlu’nun kanının kadehi için, her zaman O’nu kabul edecek insanlara bağışlama bahşetmek için ona ihtiyacı olacak. Efendinin, ücreti dağıtmakla görevli bir idarecisi vardır. En son gelenlerden, yani en az çalışmış olanlardan başlamalıdır. Her biri bir dinar alır, diğerleri de öyle. Neden? Bu efendi, birinin yaptıklarına veya kaç saat çalıştığına göre neyi hak ettiğini sorgulamıyor mu? Hayır, bu efendi saatlerin sayısına ya da işin miktarına bakmaz. Her birinin yüzüne bakar ve herkesin, en son gelenler dahil, kendisine itaat ettiğini, onu sevdiğini ve hizmet ettiğini, sadakatle onun kulları olduklarını görür. Bu yüzden onlara sevgisini bahşeder. Bu sevgi bölünemez; birine tam, diğerine yarım veremez. Onun sevgisi, somut haliyle, Oğlu’dur. Ve bu, son dakikada gelmiş çarmıhtaki hırsız için olduğu gibi, herkes için tamdır: o hırsız son dakikada tövbe ederek O’nun oldu, O’nun dostu, O’nun krallığının bir üyesi oldu. Efendi en son gelenlerin aldıklarına kıskançlık gösteren ilk gelenlerden birine şöyle demelidir: «Bu son gelene de sana verdiğim kadar vermek istiyorum: Kendi malımla istediğimi yapamaz mıyım?». Çünkü ödülü verirken, O, her birinin yaptığı işe değil, onların itaatine ve herkes için eşit olan kendi iyiliğine bakar: herkesin bunu görmesini ve bundan yararlanmasını ister. Göklerin krallığında herkes O’ndan, kardeşlerine O’nun gözlerinin ışığıyla, iyilikle bakmayı öğrenecek; aksi takdirde, göklerin krallığında olmaktan sevinç duymayacaklar. Gerçekten de O’nun düşünceleri bizimkilere benzememektedirler.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it