Kutsal Kitab’ın Okunması
1. Okuma: Hezekiel 18,25-28; Mezmur 23; 2. Okuma: Filipililere 2,1-11; İncil: Matta 21,28-32
Aziz Pavlus’un Filipililere yazdığı mektupta, onlardan teselli ve rahatlık aradığını ifade eden samimi sözlerini duymak bize çok iyi geliyor. Peki, bunu bulabilecek mi? İyi bir ebeveynin çocukları arasındaki birlik ve uyumdan teselli bulması gibi, Pavlus da Hristiyanların birliğinden, karşılıklı sevgilerinden ve Hristiyan
topluluklarının içinde de kolayca ortaya çıkan bölünme ya da kıskançlık ayartmalarına karşı kazandıkları zaferlerden teselli bulur. İnsanların düşmanı olan “Bölücü”, her zaman pusuda beklemektedir ve kalpleri
bölmekle aralarındaki Allah’ın eserini yok etmenin yeterli olduğunu bilir. Bu nedenle Aziz Pavlus, üstünlük ya da kibir arzusuna boyun eğmemeyi, aksine alçakgönüllülükte yarışmayı güçle tavsiye eder: “Herkes
başkalarını kendinden üstün görsün. Herkes kendi çıkarını değil, başkalarının çıkarını da gözetsin”.
Bu elbette kolay değildir, fakat kendini inkar edip tam bir birlik ve huzurlu bir uyuma ulaşmanın yolu vardır: İsa’nın insanlığına, yeryüzündeki yürüyüşüne, ilahi yaşamdan alçalıp insan yaşamını tüm zorlukları ve çelişkileriyle birlikte yaşamayı seçmesine sevgi ile bakmaktır. İsa’nın hayatında alçakgönüllülüğe ayrılan yer oldukça önemlidir; bunu, O’nun aşağılanmaları, özellikle de sadece acı verici değil, aynı zamanda aşağılayıcı bile bir ölümü kabul ettiğinde görürüz.

İsa’yı gözetmek! Bu çok bariz bir şey gibi görünse de, havari bunu
Hristiyanlara hatırlatma gereği duymaktadır: bunu unutmak kolaydır. Rab’bin Beden Almasına ve Istıraplarına dikkatimizi yönelterek, köydeki cemaatlar ve başka Hristiyan gruplar içinde baskın hale gelen gerilimleri ve sürtüşmeleri aşmak için ilham ve içsel güç alırız; bu daima gereklidir, çünkü bazıları gözlerini İsa’ya çevirmeyi unutur. İsa’ya baktığımızda sadece haçı değil, aynı zamanda O’nun Peder tarafından yüceltilişini de görürüz. Şimdi O’nun önünde “her diz çöker” ve “her dil” O’nu yüceltir. Bu bizi umutla doldurur ve kardeşlerimizin
hatalarına ve günahlarına sabırla tahammül etmek, hizmetlerimizi ve sadakatimizi alçakgönüllülükle sürdürmek için bize daha da fazla güç verir. İlk okuma ve İncil, kişisel sorumluluğumuza dikkatimizi çekmek istiyor. Peygamber Hezekiel, bize, Allah’a bir şeyler öğretebileceğimizi iddia ederek günahlarımızdan O’nu sorumlu tutma eğiliminden, yani “Rab’bin davranışları doğru değil” diyerek O’nu suçlama eğiliminden dolayı bizi uyarıyor. Her birimiz, ne kadar iyi olsak da, itaatsizlik ettiğimizde sanki kendi kendimizi ölüme mahkum ediyormuşuz gibiyiz. Oysa kötü bir kişi tövbe ederse, yaşam yoluna girer. Hristiyan cemaatte herkes kendi
davranışlarına dikkat edecektir: Bir kardeşimiz kötü davranırsa, ben onu taklit etmeye ya da sevgisiz bir şekilde tepki göstermeye yetkim yoktur. İsa, bu öğretiyi iki oğulun benzetmesiyle vurgular: biri itaat etmek
istemez, ama sonra pişmanlık duyar ve itaat eder; diğeri ise babasına “evet” der, ama sonra hiçbir şey yapmaz. Rab, sözde güzel bir “evet” diyenlerle, Allah’a layık olduklarını düşünüp övünen ve O’nu güzel
unvanlar ve ilahilerle yücelten, fakat O’nun yaptıklarına dikkat etmeyen ve O’nun isteğini, özellikle de Allah’ın armağanı olan Oğlu’nu kabul etme isteğini yerine getirmeyen dindar kişileri temsil eder: gerçekten
bunlar, eski peygamberlik sözlerinin tam da İsa’da ve O’nun aracılığıyla gerçekleştiğini kabul etmeyi reddediyorlar. Diğer oğluyla ise, tamamen yoldan sapmış, ateist gibi yaşayan, bu dünyevi şeylere dalmış,
tutkularını tatmin eden, fakat daha sonra İsa’nın Allah’tan geldiğini kabul eden, O’na yaklaşan, O’nu dinleyen ve O’nu sevmeye başlayarak hayatlarını değiştiren insanları temsil eder: bunlar vergi tahsildarları
ve fahişelerdir. Bu olaylar ayda değil, tam da burada, bugün, aramızda gerçekleşiyor. İsa, sözlerinin, halk tarafından saygın ve itibarlı sayılan kişiler için, yani önünde duran baş kahinler ve din bilginleri için bir azarlama gibi geldiğinin farkındaydı: Bunlar sadece azarlama değil, aynı zamanda O’nun
sözünün Allah’ın Sözü olduğunu kabul ederek O’nu kabul etmeleri ve dinlemeleri için bir bildirme, öğüt ve teşvikti. İşte, bu sözleri her şeyden önce benim içindir. İsa’nın Allah’ın gönderdiği kişi olduğuna iman etmeye ihtiyacı olan benim; O’nun Oğlu’nu kabul edip dinleyerek Allah’a gerçekten itaat etmem için uyarılmaya ihtiyacım olan benim; aksi takdirde, ait olduğum Hristiyan cemaatinde kolayca bölünmeler, iddialar ve alınganlıklar ortaya çıkacaktır. Bunlar benim tarafımdan da olacaktır. Bu şekilde Allah’a şan vermeyeceğim ve vermeyeceğiz. Öyleyse gözlerimizi İsa’ya sabitleyelim, her zaman O’nun yanında olmaya karar verelim!
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it
