Olağan Devre 12. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Birinci okuma Yer 20,10-13 Mezmur 68 İkinci okuma Rom 5,12-15 İncil Mt 10,26-33

Aziz Pavlus, “Ölüm bütün insanlara yayıldı, çünkü hepsi günah işledi” der. Başka bir pasajda ölümün günahın ücreti, onun kesin meyvesi olduğunu söyler. Havari, günahtan, her türlü günahtan kendimize bakmamızı istiyor. Bu bağlamda, günahın dünyaya tek bir insan yüzünden girdiğini söylüyor. Açıkça Adem’den bahsediyor: Kutsal Kitap bize onun, Yaratıcısının Sözü yerine, ayartıcı yılanın sözüne itaat etmeyi tercih ettiğini söylüyor. Allah’ının yalancı ve insanın yıkımıyla ilgili olduğundan şüphelendi ve bu nedenle O’nun sözüne kulaklarını kapattı. Adem’in günahı, Babamızın sevgisi ve O’nu bize tanıtan Oğlu’nun sevgisiyle çelişen her günahımızı, her düşüncemizi ve her eylemimizi tanımlar. Bütün insanlığın durumunu yeniden kaldıran, günahsız tek insan olan bu Oğul’dur. O’nun Kendisini sunarak yaşadığı lütfu, karşılıksız sevgisi, hepimizin günahı ve dolayısıyla ölümü yenmesini sağlar. O, şeytanın sözünü değil, Baba’nın sözünü dinlemeyi seçerek günah ve ölümü yendi. Çölde olduğu zaman, kararını gördük.

Her insanın günahı başkalarının acı çekmesine neden olur, fakat Allah’ın sevgisi bizi bu acıdan kurtarabilir. Peygamber Yeremya bunu açık bir şekilde anlatır. Allah’a itaat etmeye ve peygamber olarak konuşmaya başladığında, “birçoklarının iftirasını”, yıkımını arayanların nefretini, kıskançlığını ve kötülüğünü fark etti. İmanı onu destekledi ve onu çağıran ve ağzına halka iletilecek sözleri koyan Allah’ın güçlü ve güven verici ellerinde olduğuna dair kesinlik verdi. O, O’na dönerek şöyle der: “Davamı sana emanet ettim”. Gözetim altında korunduğundan emindir: “RAB, yiğit bir savaşçı gibi yanımdadır”. Bu nedenle, yoksulu zulmedenlerin elinden koruyan RAB’bi övmeye herkesi davet edebilir.

İsa, İncil metninde, peygamberin bu kesinliklerine dayanmak istiyor gibi görünüyor: “İnsanlardan korkmayın”, bedeninizi öldürmekle tehdit etseler bile. Ve korkudan dolayı cesaretimizin kırılmaması için tekrar tekrar davette bulunuyor. Rabbin sözlerinden, Kendisini dinleyen ve izleyenlerin peygamber gibi nefret edilecekleri ve iftiraya uğrayacakları konusunda bizi uyarmak istediğini anlıyoruz. Gerçekten de, öğrencileri hem yaşamlarıyla hem de sözleriyle gerçek peygamberlerdir: Öğretmelerinin öğretilerini tekrarlayıp onlara uygun yaşayarak Baba’nın isteğini söyleyip gösterirler, Öğretmelerinin öğretilerini tekrarlarlar ve onlara uygun yaşarlar. Gerçekten Öğretmelerinin öğretileri herkes için önemlidir; bunları yaşayanların sevincidir, bu yüzden gölgelerde, gizli, saklı kalamazlar ve kalmamalıdırlar.

Akrabaları gibi doğal olarak bağlı olduğu kişilerden başlayarak isanları seven, onları gerçekten seviyorsa, onlara Rabbin söylediği, bilgelik ve bilgi dolu, sağlıklı ve kutsal sözleri duyurur. Bencilliklerini ve yalanlarını sürdürenlerin nefreti ve tehditleri, artık cennet krallığına ait olan, başka yerde kimsenin bilmediği barış ve sevincin hüküm sürdüğü bir krallığa ait olan imanlının sevgisini durduramaz.

İsa’yı tanıyan kişi; O’nun hayat olduğunu, gerçek sevginin herkese sunabileceği gerçek armağan olduğunu da bilir. İsa’yı dinleyen ve O’nu seven kişi, “O’nun adını çatılardan ilan eder”; kimseden korkmaz ve tekrarlayabilir: “Rab, cesur bir savaşçı gibi yanımdadır”. Allah’ın gözünde, O’nun korumasından yararlanan serçelerden daha değerli olduğunu ve Allah’ın bir baba gibi, hatta çok daha fazlası olduğunu bilir: “Başınızdaki saç tellerinin bile sayıldığını”, en küçük ayrıntısına kadar korunduğumuzu bilir.

İsa, tüm korkuları terk etme davetini, “insanlar önünde” O’nu tanıma teşviği ile sonlandırıyor. Eğer kimse O’nun varlığına ve O’nun sözünü dinlemekten ve O’na itaat etmekten gelen sevince tanıklık etmezse, insanlar nasıl kurtulacak? O’ndan utananlar veya O’nu tanıtmaktan çekinenler, herkesin Babası’nın önünde “yanlarında” O’nu bulmayacaklardır.

Günahtan ve günahtan gelen herkesi korkutan ölümden kurtuluş, İsa’dır. Hayatımızı güzel ve yaşanmaya değer kılan, O’dur. Etrafımızda bizi korkutan birçok insanın nefreti olsa bile, O’nunla birlikte yaşıyoruz. Korkmayacağız. Rab’bin bize sevildiğimizi, dolayısıyla korunduğumuzu ve önemsendiğimizi ısrarla hatırlattığını hatırlayacağız. Korku, her korku, bizden uzak kalacaktır!

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

P. Vigilio Covi

Olağan Devre 11. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.Okuma Çıkş. 19,2-6 Mezmur 99 2.Okuma Rom. 5,6-11 İncil Mt 9,36-10,8

Allah’ın endişesi nedir? Bugün bunu anlama fırsatımız var. Bu, dünyadaki insanların barış içinde, uyum içinde, hatta kardeşler gibi bir birlik içinde yaşayabilmelerini sağlamaktır. Allah böylesine güzel bir hayali nasıl gerçekleştirebilir? O, zorlayamaz, insanları kukla gibi yaratamaz: onların özgürlüğün tadını çıkarmalarına izin vermelidir, aksi takdirde hayatları bir hapishaneye dönüşür. Bu nedenle işine başlayabileceği insanlar bulmalıdır. Azimli bir sevgiyle, gönüllülerden oluşan küçük bir halk oluşturmaya başlar; bu halk, küçüklüğü sayesinde kendisinin yönlendirilmesine, eğitilmesine ve düzeltilmesine izin verebilir. Bu, Yakup’un on iki oğlundan doğan on iki kabile tarafından oluşturulan, İsrail olarak adlandırılacak halktır. Musa, bu halk için şefkatli ve sadık bir baba gibi davranan Allah’ın sözcüsü olur. Allah, herkesin istediği gibi anlaması riskini almamak için herkese konuşmaya cesaret edemez: bu, gerginliklere ve uyuşmazlıklara yol açabilirdi. O, tek bir kişiye, Musa’ya konuşur; Musa’nın inandırıcılığını sağlamak için, ona Kızıldeniz’i geçmeden önce ve sonra o olağanüstü olay sırasında güven verici olağanüstü yetkiler vermiştir. Musa, halkın Allah’ın önerilerine itaat etmesi halinde, «benim için tüm halklar arasında özel bir mülk olacaksınız; çünkü tüm dünya benimdir! Sizler benim için bir rahipler krallığı ve kutsal bir ulus olacaksınız» Allah’ındediğini aktarır. Onlar, Allah’ın halkı olarak adlandırılacaklar öyle ki, kendilerini ayrıcalıklı sayacak kadar: bu bir ayrıcalık değil, genel bir barış ve uyumu gerçekleştirmek için bir görevdir: Allah tüm dünyayı önemsiyor!

Musa’nın halkı, kutsal bir hayat sürmeli, Allah’ın bilgece sözlerine itaatlı bir hayat; böylece her dil ve dinden diğer tüm halklar için bir cazibe ve bir örnek haline gelecektir. İsa, o halkın Allah’ın beklentilerini boşa çıkardığını görür, bu nedenle yeni bir halk kurar. Fırsat, onu yönlendirecek ve koruyacak kimsesi olmayan, başıboş koyunlara benzeyen bir kalabalık gördüğünde gelir. O, tam da bu nedenle oradadır, fakat halklar çoktur ve hepsine ulaşamaz: nitekim O’nun saati yaklaşmaktadır. Bu nedenle, yeni yapımın temeli üzerine kuracağı, zaten tanıdığı on iki adamı çağırır. Bunlar, kendilerinin toplayacakların herkesinin birlik içinde olmalarını, özellikle de bütün diğer halklar tek bir halk olsunlar diye çalışmalarını nasıl başaracaklar? Onların Baba’nın sevgisini tanımaya, almaya ve öğrenmeye ihtiyacı vardır ki, bunu başkalarına da verebilsinler. Hasat çoktur, der onlara, ama onu toplamak için kendilerini sunanlar hala azdır. Bu nedenle On İkiye dua etmelerini önerir: Allah, kurtuluş sözünü yaymak için başka kişileri de çekebilir, fakat bunu yapabilmesi için duaya ihtiyacı vardır. Dua, arzu ve iradeyle Allah Baba’yla birleştirir: dua edenler, yeryüzünün her yerinde göklerin krallığını başlatmak için kendileri de nitelikli işçiler haline geleceklerdir. Biz de bu duaya katılıyoruz, her ne kadar, bugün Aziz Pavlus’un bize söylediği gibi, Allah’tan uzak kalmış,urtuluşa, bağışlanmaya ve aklanmaya muhtaç olsak da. Bu zayıflıklarımıza rağmen, vaftizden itibaren seçildik ve tüm dünyaya kurtaran Sözü götürmek, tüm ulusların insanlarını Allah’ın gözünde hoşnut kılmak için hazırlandık. Çünkü O’nun sevgisinde hiçbir şey imkansız değildir!

İsa, On İki havariyi isimleriyle çağırdı. Onları yanına almak istedi. Onlar da dua etme çağrısını duydular: bu, onların öncelikli görevi olacaktır. Ve şimdi İsa onları gönderiyor. Bu ilk seferde, sadece “İsrail evinin kayıp koyunlarına” ulaşmakla yetinecekler. Ne yapacaklar? Tıpkı Kendisinin yaptığı gibi: öncelikle vaaz verecekler, yani mevcut krallıklara alternatif olan başka bir krallığın resmi başlangıcını ilan edecekler. Bu riskli bir görev olacak, çünkü mevcut hükümdarların kıskançlığını ve hasetini uyandıracak. Ödül ya da karşılık beklemeden, tam da mevcut hükümdarların tebaalarının hayırseverleri olacaklar: hastaları iyileştirecek, ölüleri diriltecek, cüzamlıları temizleyecek ve ayrıca, kimsenin yapmadığı bir şey olarak, şeytanları kovacaklar. Bunlar var ve rahatsızlık veriyorlar, içlerinde barındıranları ve onlara yakın olanlara acı çektiriyorlar. Onları nasıl kovacaklar? Herkese İsa’yı kabul etmelerini önererek: O’nun olduğunda, onlar O’nun varlığına tahammül edemeyecekleri için gideceklerdir. Kalbinde ve hayatında İsa olmayanlar için imkansız olan diğer görevleri de kimse yerine getirmiyor. O’nun öğrencileri hastalarla ilgilenecekler, öyle ki Rab’bin Adına yalvarmaları sayesinde iyileşecekler. Ölmüş olanlar, yani ilişkileri olmayan, sevgisiz insanlar, kardeşlerine hizmet etmek için hayata geri dönecekler. Cüzamlılar yeniden insan olarak kabul edilecekler ve murdarolarak kovulmayacaklar: onlar da, kendilerinin Baba tarafından sevildiklerini ve dolayısıyla tüm evlatları tarafından da sevildiklerini fark edecekler.
Her çaba karşılıksız olacak, tıpkı Baba’nın sevgisi ve İsa’nın yılmaz sevgisinin karşılıksız olması gibi. Karşılıksızlık, etkinliğin garantisidir. Karşılıksız olan şey, Allah’ın armağanıdır: zira O’nun armağanları hayat verir!

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

P. Vigilio Covi

 Efkaristiya Bayramı – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma: Yasa 8,2-3.14-16; Mezmur 147 2. Okuma: 1Korintliler 10,16-17 İncil: Yuhanna 6,51-58

Bugünkü bayram her Hristiyan için bir armağandır. Her pazar, hatta hayatımızın her günü herkese iletmek istediğimiz o şükranı, o sevinci, o kesinliği alenen ve güçlü bir şekilde göstermemize yardımcı olur. Gerçekten, sevincimizin, hem evde hem de her yerde gerçek kardeşler olarak yaşamamızın sırrı olan bir Ekmek ve bir Kadehimiz vardır. 

Aziz Pavlus bu ekmeği ve bu kadehi “kutsama kadehi” ve “bölüştüğümüz ekmek” olarak adlandırır. Ve bunların Mesih’in Bedeni ve Kanı ile birleşmemiz olduğunu söyler. Bunlar, bizi Rabbimizle, Baba’nın bizimle birlikte olan Allah olması için dünyaya gönderdiği İsa ile bir yapan Allah’ın armağanlarıdır. O Bedeni yiyip o Kanı içerek hayatımız artık eskisi gibi değildir: Allah’ın parçası oluruz.

İsa bunu Yahudilere açıklamaya çalışıyordu. Onlar anlamıyordular, tıpkı bizim de İsa’nın bize aktarmak istediği şeyi anlamakta zorlandığımız gibi. Biyolojik olmayan bir yaşam vardır. Biyolojik yaşam, ancak bir ilişki kurabildiğinde kendini gösterir. Ölü cevap vermez ve konuşmaz, kimseyle ilişkisi yoktur. Ama İsa’nın bahsettiği ve bizim de yaşamamız için önem gösterdiği hayat, bizi Peder ile, Baba’nın sevgisiyle ilişkilendirir: buna ruhsal hayat, içsel hayat, sonsuz hayat ya da basitçe “hayat” diyebiliriz. 

Belki bu hayatın tam da O, İsa olduğunu anlayabiliriz: O’nunla ilişki içinde olan bizler. O, içimizde, Babasından her şeyi almamızı ve O’na cevap vermemizi sağlar: O, Baba ile birdir. Beslememiz gereken hayat budur. İsa, Kafarnaum’da konuşurken, Yahudilere kendi manevi anlayışı ile onların her zaman maddi kalan anlayışı arasındaki farkı anlamalarını sağlamaya çalışırken, işte bu yaşamı kastetmektedir. Onlar için bir insanın kanını içmeyi ve etini yemeyi anlamak ya da kabul etmek imkansızdır. Buna şaşırmıyoruz: bizim için de bu sözleri kabul etmek imkansız olurdu. Ama Rab gökten inen Ekmekten daha önce söz etmişti ve o Ekmek, yiyebileceğimiz ve yememiz gereken O’nun Eti olacaktır. 

Peki, “yemek” ve “içmek” ne anlama gelir? Bu, bizi yaşatan, içimizde kalan ve bizi dönüştüren, kendisinin de dönüştüğü bir gerçekliği içimize almak değil midir? Eğer O’nun etini yersek ve kanını içersek, O’nunla bir olacağız, O da bizimle. İsa’nın ulaşmak istediği budur, bizi akıl yürütme ile başka bir düzeye çıkarmak. Bunu başka simgelerle de söyleyecektir, örneğin asma ve çubuklar simgesi ile: biz O’nun içinde, O da bizim içimizde, böylece hayatımız ilahi, yani ebedi olur ve bizler, sevgi olan Allah’ın hayatını dünyaya taşıyanlar oluruz. 

Baba ve Oğul’un sevgisi dünyanın mayası olacak, meyve veren tohum olacak, her şey dünyanın değişmesi için, dünyanın göklerin krallığına dönüşmesi için. Bugünkü bayram, içsel, ilahi gerçekliklere hayranlık içinde bir bakıştır; bu gerçeklikler, yaşadığımız dünyayı nefretin, bencilliğin ve zulmün yuvasından, herkesin arasında paydaşlık, bayram, barış ve uyumun olduğu bir yere dönüştürür. 

Yediğimiz Ekmeğe tapıyoruz, onu gözümüzün önüne koyuyoruz çünkü ağzımıza girmesinin yanı sıra gözlerimizi, düşüncelerimizi, değerlendirmelerimizi de meşgul etsin ve tüm insanlara ve her şeye olan bakışımız, Allah’ın sevgisine hayranlık dolu bir bakışa dönüştürülsün. Gerçekten ekmek birçok kişinin, hatta herkesin iş birliğini akla getirir. O Ekmeği görmek, sadece Mesih’in Bedeni’ne sevgi ile bakmak değildir çünkü onda tüm insanların birliğini ve çabalarını, birçok kişinin sevgisini ve sevincini, onların emeklerini ve gizli acılarını görürüz. O Ekmek sadece toprağın meyvesi değil, sonsuz sayıda insanın, Allah tarafından kutsanmış emeğinin meyvesidir. O, köylerin ve şehirlerin sokaklarından geçerken O’na tapınacağız ve ne olduğunu bilmeseler de, birçok kişinin hayatına girsin diye duayı kalbimizde tutacağız.

Çölde Musa’nın peşinden yürüyen Yahudilere de böyle olmuştu: onlar ‘mannanın’ ne olup nereden geldiğini bilmediklerine rağmen onunla besleniyordular ve o onları hayatta tutup yolllarına devam etmeleri için onlara güç veriyordu. Bunun amacı, onların “insanın sadece ekmekle yaşamadığını, insanın Rab’bin ağzından çıkanla yaşadığını”anlamalarıydıAynı şekilde biz de İsa’nın Ekmeğini yerken ve ona sevgi ile bakarken, onun Rab’den geldiğini ve bize verdiği hayatın O’nun hayatı olduğunu biliriz: sevgi ve sadık merhamet olan Allah’a ortak oluruz!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Kutsal Üçlük Bayramı – A yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma: Çıkış 34,4-6.8-9; Mezmur; Daniel 3 2. Okuma: 2Korintliler 13,11-13 İncil: Yuhanna 3,16-18

Bugünkü bayram özel bir bayramdır: Vaftiz edildiğimizde ilahi yaşama ortak kılınmış olmaktan mutluluk duyuyoruz. Bu nedenle Allah’ımızı tanımak, O’nun yüreğinin ve yaşamının özelliklerinin neler olduğunu, bizimle olan ilişkisinin nasıl olduğunu, bize karşı isteklerinin neler olduğunu bilmek istiyoruz. Bütün bunlar, bu gizemi kutlamak için seçilen okumalarda karşımıza çıkmaktadır. 

Musa, Allah ile yeni bir karşılaşma yaşar. Görevinin başlangıcında, çalıdaki ateşte O’nu tanımıştı. Bugün ise dağda O’nunla karşılaşır: elinde, Allah’ın halkı yönlendirmek üzere parmağıyla yazacağı On Emir’in yazılı olduğu iki taş levha vardır. Bu karşılaşma da gizemlidir: Allah, O’nu gizleyen ve aynı zamanda varlığını ortaya çıkaran bir bulutun içindedir. Bu sefer de Kendini tanıtıyor: «Rab, Rab, merhametli ve şefkatli, öfkesi yavaş, sevgi ve sadakat dolu Allahı». Neden «merhametli ve şefkatli, öfkesi yavaş»deniyor? İnsan her zaman günahkardır, cezayı hak eder. Bu yüzden Allah, kimse O’nun huzurunda korkuya kapılmasın diye, özel sevgisiyle Kendini tanıtıyor. Ama şunu da ekler: “sevgi ve sadakat dolu”: bu sözlerle bize, sevginin asla eksik olmadığı ve sevgisinin sadık olduğu yüreğini gösterir: vaatlerini ve daha önce verdiği kutsamaları yerine getirecektir.

Böyle bir Allah eşsizdir: hiçbir halk böyle bir Allah’ı tanımaz. Bu yüzden Musa, bu vahye dua ile yanıt verir: “Rab aramızda yürüsün”. O, biz zorlu, inatçı ve suçlu günahkarlar olsak da, sürekli yakınlık arzusunu ortaya koyar!

İsa, bize verilen sevgiyi sürdürmek ve derinleştirmek için, Allah’ın kulu Musa’ya söylediği bu sözlere bağlanır. Yahudilerin başlarından birine, her şeyi bilmesi gereken ama aslında hiçbir şey bilmeyen birine konuşmaktadır. Nitekim, O’nu, yani İsa’yı tanımayan, Allah’ı da tanıyamaz. O, İsa, tam da bizim cehaletimizin ve özellikle de sevgi yoksulluğumuzun uçurumunu doldurmak için Baba tarafından buraya gönderilmiştir. Tam da O, Baba’nın dünyamıza olan sevgisinin doluluğudur. Ve O, insanlara teslim edildiğinde ve Kendini feda ettiğinde, öyle olacak ve biz de bunu göreceğiz. 

Dünya cezayı hak eder, ama Oğul bu cezayı gerçekleştirmek için değil, dünyayı bu cezadan kurtarmak için geliyor: böylece Baba’nın merhametli sevgisi görünür, somut ve gerçekleşmiş hale geliyor. Nasıl? «O’na iman eden»: Allah’ın Oğlu’na iman, kurtuluştur! Kendini O’na teslim eden, Peder’in yüreğinde bulunur ve böylece yeni bir yaşamın tadını çıkarabilir.

İmandan doğan yeni yaşam, dünyanın bilmediği ve kabul etmediği o sevinçle kendini gösterir. Aziz Pavlus, bu yürek sevincini gizlememeye çağırır: “Sevinçli olun, mükemmelliğe ulaşmaya çalışın, birbirinizi cesaretlendirin, aynı duyguları paylaşın, barış içinde yaşayın ve sevgi ve barışın Allah’ı sizinle olacaktır.” Bu cesaret verici sözler, Hristiyanların Üçlü ve Tek Allah’ın, O’nun üçlü sevgisinin birliğinin içinde yaşadıkları için söylenebilir. Allah’a ait olan her şey bizim malımız olur: işte, biz sevinç içinde, mükemmelliğe doğru yol almakta, birbirimizi teşvik etmeye özen göstermekte, yeryüzünde barışı parlatacak aynı sevgiyle birleşmişiz.

Ve havari, bizlerin sık sık Efkaristiya ayinlerinde tekrarladığımız selamıyla sözlerini bitirir: “Rab İsa Mesih’in lütfu, Allah’ın sevgisi ve Kutsal Ruh’un birliği hepinizle olsun”.Bu selam-kutsama, bizi vaftizimizi anmaya geri götürür. Rab İsa Mesih bizi kendi ölümünde kabul eder ve dirilişinin yeni yolunda bizi yeniden ayağa kaldırır. Peder Allah bizi Kendi hayatıyla giydirir ve doldurur; bu hayat, sevgiden başka bir şekilde tanımlayamayız; bu sevgi, kesinlikle insanların kapasitesinin çok ötesinde, daha büyük ve daha güzeldir. Ve Kutsal Ruh bizi ilahi Kişilerle ve aramızda tek bir varlık haline getirir: O, tam ve kutsal bir birlikteliğin ruhudur.

Kutsal Üçlü Birlik gizemi bize sadece Allah’ımızı değil, aynı zamanda kendi kimliğimizi de açığa çıkarır: biz Baba’nın evlatlarıyız, Oğul’da evlatlarıyız, O’nların Ruh’utarafından birbirimize bağlanmış. Vaftizimizin sözleriyle İsa’nın haçının işaretini yapmak için elimizi alnımıza her kaldırdığımızda, bu sevinç kaynağını kutlar ve anarız.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Pentekost Bayramı – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.OKuma Hav. İşl. 2,1-11 Mezmur 103 2.Okuma 1Kor 12,3b-7.12-13 İncil Yh 20,19-23 

Mezmur bizim Rab’bi övmemizi sağladı, çünkü: «Ruhun’u gönderince var olurlar, yeryüzüne yeni yaşam verirsin»! Rab’bin Ruhu geldiğinde insanlar artık hayvanlarla karşılaştırılamazlar: insan olarak, Allah’ın evlatları olarak, kardeşler olarak «yaratılmışlar». İlişki kurabilirler, birbirlerinin yaşamlarına ve olaylarına ortak olduklarını hissedebilirler, hatta Allah ile konuşabilir ve O’nu dinleyebilirler. Ve Ruh geldiğinde, “yeryüzü” gerçekten yenilenir: onu artık eskisi gibi karanlık ve düşman olarak görmezsin, her şeyi ve herkesi bir armağan olarak görürsün. Ve kendinizi de herkes için bir armağan olarak görürsün. 

Luka’nın anlattığı, İsa’nın Dirilişinden sonraki ellinci gün gerçekleşen olay, gerçekten daha önce hiç yaşanmamış ve hiç beklenmemiş bir yeniliktir. Korkmuş insanlar aniden cesur olurlar, anlaşılmaz diller tanıdık gelir, farklı halklar kendilerini kardeş hissederler. Bütün bunlar İsa için gerçekleşir: cesaret, O’nun ölümünden ve dirilişinden söz etmek için gelir; diller O’ndan bahseder ve onları dinleyenler, herkes için Allah’ın kurtuluşunun bulunduğu O’nun kutsal adını duyar; ve nihayetinde halkların hepsinin merkezinde İsa vardır: bu yüzden herkes diğerini kendi kardeşi olarak hisseder, çünkü O’nun kardeşidir. 

İsa’nın adı, Aziz Pavlus’un da ilgi odağıdır: Kutsal Ruh geldi ve o adı telaffuz etmemizi sağlamak için Allah’ın Kilisesi’nde hala ve her zaman mevcuttur! «Kutsal Ruh’un etkisinde olmayan hiç kimse, “İsa Rab’dir!” diyemez», bu, havarinin eminliğidir. 

Bugünkü bayram, Pentekost, gereklidir: Ruh, İsa’nın adını gerçek ve tam bir şekilde söyleyebilmemiz için bize verilmektedir: tam, çünkü İsa Allah’ın Kurtuluşu (İsa adı, Allah kurtarır demek)ve sonra çünkü O, hayatımızın, halkımızın ve tüm dünyanın «Rab’bi» ilan edilmiştir. İsa’nın adını telaffuz edemeyen ve O’nu kendi Rab’bi ilan edemeyen kişi, eksik bir insandır, yaşamın doluluğuna sahip değildir. Onda Baba’nın Ruhu, sonsuz yaşam, yaşamın ilahi ve kutsal boyutu yoktur; onda her şey eksiktir.

Aziz Pavlus; Ruh içimizde etkili olduğunda, Allah’ın gerçek hizmetkarları, karizmaların, yani ilahi armağanların taşıyıcıları olduğumuzu, O’nun krallığında aktif hale geldiğimizi, Baba adına hareket etmekle görevlendirildiğimizi, Baş aracılığıyla tüm uzuvlarla birleştiğimizi belirtir. Ruh sayesinde herkesle bir bütün oluruz. Kutsal Ruh gerçekten yeryüzüne yeni yaşam” verir!

Yeryüzünde Kutsal Ruh’un önemini, barış bekleyen ve merhamet arzulayan herkes fark eder. O olmadan dünyanın yaratılışı tamamlanmış değildir: O olmadan yeryüzünde, birbirlerinden af dilemeyi ve birbirlerine bağışlamayı bilmeyen, merhameti tanımayan düşmanlar vardır. Oysa O’nunla karşılıklı sevgi gelir ve bu nedenle, Aziz Petrus’un da söylediği gibi, varış noktasına ulaşmış, ilahi doğanın bir parçası olmuş olduğumuzu söyleyebiliriz. O’nunla kutsallaştırılırız, yani ilahileştiriliriz. O’nunla hepimiz tek bir şey oluruz, tıpkı Üçlü Birlik Allah’ın Tek olması gibi. “Hepimiz tek bir Ruh aracılığıyla tek bir beden olarak vaftiz edildik” ve bu şaşırtıcı bir mucizedir: “hepimiz”!

Nitekim, İsa haftanın ilk günü havarilere göründüğünde ne yaptı? Sözüyle barış verdikten sonra, onlara üfledi. O’nun nefesi; içsel yaşamıdır, yani Kendisinin de açıkladığı gibi, Kutsal Ruh’tur: “Kutsal Ruh’u alın”. Kutsal Ruh onların içinde ne yapacak? Kimsenin silemediği günahları, merhamet dilemek için yaklaşanların günahlarını silecek. Böylece yeryüzü, karanlık olmaktan çıkıp aydınlık ve berrak hale gelecektir.

Pentekost bayramı, İsa’nın eserinin tamamlanmasıdır. O, Baba’nın sağında olduğu için görünür bir şekilde mevcut değildir. Fakat, Son Akşam Yemeği sırasında havarilere verdiği söz uyarınca, Baba’dan Paraklit’i, yani Gerçeğin Ruhu’nu gönderen O’dur; bu Ruh, onların yolunu aydınlatmak ve göklerin krallığını tamamlamak için her zaman mevcut olacaktır. Kilise her gün Kutsal Ruh’un varlığını ve eserini diler, her ayinde O’nu çağırır; çünkü O, sunaktaki ekmeği Mesih’in Bedeni’ne, şarabı da O’nun Kanı’na dönüştürür. Ve O’nu, o Ekmekle beslenen bizleri tek bir beden ve tek bir ruh haline getirsin diye çağırır. Öyleyse her gün Pentekost’tur: çünkü Baba, evlatlarının bu duasını dinler ve kabul eder. Ve de bu yakarış sayesinde her gün yeryüzü yenilenir. 

Mezmur yazarı ile birlikte ilahi söylemeye devam edeceğiz: «Ruhum, Rab’bi öv! Ey Rab, Allah’ım, ne kadar büyüksün! Ey Rab, eserlerin ne kadar çoktur!». Kutsal Ruh, Baba’yı ve İsa’yı övmek için sesimizi kullanacak ve biz de O’nunla birlikte sevineceğiz.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Rabbin Göğe Yükselişi – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Havariler İşleri 1,1-11; Mezmur 46 2. Okuma Efesliler 1,17-23 İncil Matta 28,16-20

Aziz Luka bize, İsa’nın havarilere «kırk gün boyunca görünerek, onlara Allah‘ın krallığıyla ilgili konulardan söz ettiğini» anlatır. İsa, kamuya açık yaşamına başlarken göklerin krallığından söz etmişti ve bunu benzetmeler ve öykülerle anlatmaya devam etmişti. Haçta bile, hırsızın söylediği “krallığında” sözü yankılandı ve İsa bunu “cennette” diyerek değiştirdi. Şimdi, dirilmiş olarak, yine “Allah’ın krallığıyla ilgili şeyler”den söz ediyor. Bu krallık, İsa’nın zihninde, arzularında sürekli mevcuttur ve O, bunun öğrencleri için de öyle olmasını ister. Bu, onların dualarında da yer alacaktır, nitekim İsa, Baba’ya şöyle demelerini öğretti: “Egemenliğin gelsin”. Neden bu kadar ısrarcı? Buna gerek var mıydı?

Görünüşe göre öğrenciler hiç dikkat etmemiş ve hiç anlamamışlardı, öyle ki İsa’nın dirilişinden sonra bile “İsrail için egemenliği yeniden kuracağın zaman bu mu?” diye soruyorlar. “Krallık” kelimesini duyduklarında, Davut’un krallığını düşünüyorlardı, başka bir gerçekliği, yani tüm halklardan, tüm uluslardan, tüm dillerden insanlardan oluşan bir krallığı, kendine bir ordu kurmayı düşünmeyen, sadece herkesin tek Rab’be, yani İsa’ya itaat eden kardeşler olmasını ve tam da O’nu, İsa’yı her bakımdan kral olarak adlandırabilmelerini önemseyen bir krallığı değil. Krallık kavramını değiştiremiyordu, içlerinde her zaman dünyevi bir krallık fikri kalıyordu. İsa artık görünmez olduktan sonra, O’nun vaat ettiği gibi Baba’dan “Kutsal Ruh’un gücünü” göndermesinden sonra anlayacaklar.

Öyleyse, Efeslilere mektup yazan havari bizi teşvik ettiği gibi, İsa’nın öğretileri aracılığıyla Allah hakkındaki bilgimizi derinleştirmekle meşgul olacağız. Umudumuzun nereye yönelmesi gerektiğini bileceğiz ve büyük bir güçle ortaya çıkan O’nun yüceliğinin tadını çıkaracağız. Artık Allah’ı; şimdiye kadar her zaman önemli ve yüce saydığımız her şeyin üstünde, “sağında oturmuş” olan İsa’nın yanında göreceğiz. İsa, gerçek bir kral! İsa ve Allah Baba, bizim gözümüzde tek bir bütün olacak: Onları artık ayırmayacağız. Bu, imanımızın ve sevgimizin özelliği olacaktır. Ve de sadece bu değil, biz de Kilise olarak, O’nun tarafından O’nunla birlikte bir araya getirilmiş kişiler olarak, O’nun ilahi otoritesine ortak olacağız. Fakat otoriteyi sevgiden ayrı bir şey olarak görmemek için dikkatli, çok uyanık olacağız: Allah sadece ve her zaman sevgi olmaktadır ve olacaktır! Ve, O’nunla birlikte, haçta gerilen İsa’nın örneğinde, bizler de!

İsa, “Gökte ve yeryüzünde her yetki bana verildi” diyerek On İkiler’e içini açıklamaktadır. Bunu, körü körüne itaat etmeleri için değil, O’nu tanımaları ve O’na, Babamızın hak ettiği aynı güveni duymaları için söyler. Güven duyduğumuzda O’nu sevebilir ve sevgiden dolayı O’na itaat edebiliriz; ve ilk itaat şudur: her yerde O’nun İncil’inin taşıyıcıları olmak. İnsanlara sunabileceğimiz bundan başka bir zenginliğimiz yoktur. Maddi zenginlikler kardeşliği bozar, dostluğu karıştırır, kıskançlık ve çekememezlik, açgözlülük ve hırs doğurur. 

Zararlı olmayan, aksine büyük küçük, erkek kadın herkeste insanlığı ve iyiliği olgunlaştıran tek zenginlik, tam da İncil’dir, İsa’nın sürekli olarak içimize ekmeye çalıştığı Söz.İşte bu, dünyayı dolaşabilen ve onu gerçekten değiştirebilen zenginliktir. İncil, vaftizle birlikte gelir: hem Allah’ın sevgisinin hem de insanın isteğinin etkili olduğu somut bir eylem. Allah, vaftiz edilen kişiye kendi paydaşlık ve kutsallık yaşamını aktarır; insan ise her şeyden önce, şeytanın gücü altındaki dünyanın sunduğu her şeyden vazgeçmeye kararlı kalır.

Havarilerin gözünden kaybolmadan önce İsa, krallığın ve Baba’nın tüm iyiliğinin gerçekleşmesine kadar, hayatlarında her zaman mevcut olacağına söz verir. Emmaus’lu ikili bunu zaten deneyimlemişti: Gözleri O’nu görmez hale gelir gelmez, O kalplerinde her zamankinden daha fazla mevcut oldu, o kadar ki gecenin karanlığına ve tırmanışın yorgunluğuna rağmen onlara Yeruşalim’e dönme gücü ve sevinci verdi. 

Bizler gözlerimizle İsa’yı asla görmüyoruz, fakat O’nun Baba’nın sağında oturduğunu bildiğimiz için, O’nun Sözü ve tüm öğretileri içimizde sürekli bir güç ve sevinç kaynağıdır. Yeryüzünü sevinçle dolduran sevgiyi, bağışlamayı, birlik ve barış arzusunu yayacağız. Dirilen ve Baba’nın sağında oturan İsa, bizlerin layık olmadığımız halde üyesi olduğumuz bu Kilise’sinde gerçekten mevcuttur ve etki göstermektedir.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

 Paskalya Devresi – 6. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Elçilerin İşleri 8,5-8.14-17; Mezmur 65 2. Okuma 1Petrus 3,15-18 İncil Yuhanna 14,15-21

Filipus, ister havari ister diyakon olsun, İsa’nın verdiği emre itaat eder: «Tüm dünyaya gidin ve her yaratığa Müjde’yi duyurun». İşte o, Samiriye’ye kadar gitmiştir. Bir zamanlar Samiriyeliler İsa’yı kabul etmemişlerdi, öyle ki Yakup ve Yuhanna üzerlerine ateş yağdırmak istemişlerdi. Oysa bir başka sefer, Yakup’un kuyusunda tanıştığı kadın sayesinde, İsa onlarla iki gün kalabilmişti. Filipus’un müjdesi kabul gördü: sözleri, İsa’nın kutsal adına yakarılmasıyla gerçekleşen cinlerden kurtarılmalar ve mucizevi şifalarla eşlik ediyordu. Yahudi halkı dışında İncil’in bu şekilde kabul edildiği haberi, Kudüs’te bulunan havarileri şaşırttı. Hemen, sık sık birlikte gördüğümüz Petrus ve Yuhanna’yı o bölgeye gönderdiler ki, neler olup bittiğini anlasınlar. Gerçekten de Samiriyelilerin İsa’ya iman ettiklerini ve Filipus tarafından vaftiz edildiklerini gördüler, fakatKutsal Ruh’u almamışlardı.

Bu nedenle, Allah’tan onlara da Kutsal Ruh’u bahşetmesi için dua ettiler; ellerini üzerlerine koydular ve işte, onlar da, Samiriyeli olmalarına rağmen, Kutsal Ruh’u aldılar! Herkes bunu fark etti, o kadar ki bir büyücü olan Simun, kendisi de Kutsal Ruh’u verme yeteneğini elde etmek için havarilere para ödemek istiyordu! Bunu nasıl fark ediyorlardı? Bugün bu bize söylenmiyor, ama biz bunu biliyoruz: dillerde konuşmaya başladılar, yani hangi sosyal veya kültürel kökenden olurlarsa olsunlar, herkes tarafından anlaşılabilir hale geldiler. Ayrıca peygamberlik ettiler, yani her an ve her olayda İsa’nın varlığına ve lütfuna sevgi ile bakarak, İsa hakkında ikna edici bir şekilde konuşmaya başladılar!

Ve işte İsa, Son Akşam Yemeği sırasında söylediği sözleri aktaran İncil’in kısa bölümünde tam da Kutsal Ruh’tan bahsediyor. Bizim için dua edeceğini vaat ediyor: «Ben de Baba’dan dileyeceğim ve O, sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Paraklitus’u (Yardımcıyı, Teselliciyi), Gerçeğin Ruhunu verecek ».

Eğer İsa, Baba’nın bize Paraklitus’u vermesi için bizim için dua ediyorsa, bu, O’nun hayatımız ve göklerin krallığındaki varlığımız için gerekli olduğu anlamına gelir. Paraklitus kimdir? Eğer O’nun sonsuza dek bizimle kalması gerekli olursa, bu, Rab’bin Kendisinin O’nu çok önemli gördüğünün işaretidir. İsa’nın kullandığı terim, “yardımcı” anlamına gelir; O, her durumda bize yardım eden kişidir: şeytan ve yandaşlarının suçlamalarından korunmamız gerektiğinde avukat olarak; bizi üzen ve kederlendiren bir şey olduğunda teselli edici olarak; sözlerini ve emirlerini unuttuğumuzda hatırlatıcı olarak cesaretimiz kırıldığında teşvik edici olarak ve benzeri. 

İsa O’nu “Gerçeğin Ruhu” olarak da adlandırır; bununla, O’nun Babamızın sevgisinin doluluğunu kalbimize ve zihnimize getirdiğini kasteder. Allah’nın sevgisi dışında başka bir gerçek yoktur: her şeyi ve her olayı, Allah’ın Kendisi olan sevginin ışığında görecek ve anlayacağız. İsa bizim için bir uyarıda bulunur: dünya Kutsal Ruh’u tanımaz. Böylece bizi, O’nu dünyanın bizden bekledikleriyle ya da felsefeleriyle dünyanın bilgeliğiyle karıştırmamamız konusunda uyarır. Dünya O’na sahip değildir ve sahip olmayacaktır; bu nedenle, Allah’ın gözünde her zaman dünyadan farklı olacağımızı biliriz. Dünya ile karışmaya ya da hayatımızı yönlendirmek için ondan bilgelik aramaya çalışmayacağız.

Bizler, İsa’nın sözlerini emir olarak kabul edeceğiz, çünkü bunlar Allah’tan gelir ve yaşam kaynağıdır: İsa, bize yine Baba ile bir olduğunu tekrarlar: «Ben Babam’ıniçindeyim, siz de benim içimdesiniz, ben de sizin içinizdeyim». Bizi Kendisinin bir parçası olarak kabul eder ve O’nun içinde bizim de Baba ile bir olduğumuzu, yani ilahileştirildiğimizi, O’nun kutsal ve güçlü sevgisinin taşıyıcıları olduğumuzu bilmenin sevincini bize verir!

Bu çok güzel gerçeğe, ikinci okumada Aziz Petrus’un bize söylediği sözler de eklenir. Aziz Petrus bizi teşvik eder ya da bize emreder: “Rab’be, Mesih’e, kalplerinizde tapın”. Bunu seve seve yapacağız, böylece İsa’nın vahyine cevap vereceğiz: Eğer O, Baba’nın içindeyse, bu Allah’ın O’nunla birlikte olduğu anlamına gelir ve bu nedenle bizler O’nuher şeyin üstünde tutmaktan mutluluk duyarız. O’na tapınacağız, yani O’nu arzularımızın en üstüne koyacağız, ve O’na itaat edeceğiz. Kalplerimiz O’nunla dolu olacak ve bizler, Allahımız olan Babanın sevinci olacağız! 

Muhtemelen acı çekmemiz gerekse bile, bundan üzülmeyeceğiz: Kutsal Ruh tarafından desteklenecek ve teselli edileceğiz; O, yardımcımız olacaktır. Nitekim O bizim için İsa’nın vaat ettiği Kişi olmaya özen gösterecektir.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya Devresi– 5. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Elçilerin İşleri 6,1-7; Mezmur 32 2. Okuma 1Petrus 2,4-9 İncil Yuhanna 14,1-12

İman eden sizler için bu taş değerlidir”: Aziz Petrus, Hristiyanlara yazdığı mektupta, iman edenlerin, yani Kilise olan kutsal yapının köşe Taşına dayananların hayal kırıklığına uğramayacağını söylüyor. İman etmek, tabii ki, Allah’ın gözlerinde bir onurdur. İman eden, yani hayatını Rab İsa’ya dayandıran kişi, diğerleriyle birlikte «seçilmiş soy, krallık kahinliği, kutsal ulus, Allah’ın muhteşem işlerini duyurmak için çağrılan O’nun Kendisine ait kıldığı halk» olur. Bu nedenle imanla ya da iman içinde yaşamak, muazzam bir lütuf, ilahi ve kutsal bir armağandır. Bunun için Havariler imanlarına önem verirler: öncelikle kendileri dua ederler, sonra da Sözü yaymaya adarlar öyle ki başka kişiler de İsa’yı tanıyıp O’na iman ederek yeni bir hayat yaşayabilsinler. Bunu, ciddi bir sorunun ortaya çıktığı Kudüs cemaatinde aldıkları karardan biliyoruz. Yoksullara yiyecek dağıtımıyla ilgilenenler, havarilerdi. Bir yanlış anlaşılmadan kaynaklanan bir şikayet, onları bu değerli hizmeti bırakıp, yetenekli ve her şeyden önce Rab’be sadık başka kişilere emanet etmeye ikna etti. Onlara “diyakonlar” adını verdiler; böylece onların kendileri ne duayı ne de müjdelemeyi ihmal etmeyeceklerdi. Dua ve İncil’in duyurulması, Kilise yaşamında ilk sırada yer almalıdır. Eğer Kilise, İsa’yı dünyaya tanıtmasaydı, kapılarını kapatabilirdi! Nitekim İsa’nın Kendisi, bugünkü İncil sayfasında, her insanın O’nu tanımasının, sevmesinin ve O’nunla birleşerek yaşamasının ne kadar vazgeçilmez olduğunu anlamamıza yardım ediyor. Tomas’ın bir sorusuna yanıt olarak şöyle dedi: “Ben yol, gerçek ve yaşamım”. Ve sonra açıkladı: Baba’nın tüm sevgisini tatmaya varmak ister misin? Benim sayesinde ulaşacaksın: yol benim.

Baba’nın sevgisinin nasıl olduğunu bilmek istiyor musun? İnsanların görüşleri tarafından aldatılmamak için gerçeği görmek ve bilmek istiyor musun? Hayatının Allah’ın kutsallığına daldırılmasını istiyor musun? İşte, bu gerçek benim. Allah’ın dolu ve sonsuz hayatını yaşamak istiyor musun? Ve onu, tüm insanlar için sevgisini paylaşarak, sevginin mucizelerini gerçekleştirerek yaşayacak kadar mı? İşte, hayat benim. “Ben yol, gerçek ve yaşamım”: bu cevap, Tomas’ın kalbinde ve zihninde o kadar kalmış oldu ki, tam da o, dirilmiş İsa’ya şöyle diyecek: “Rab’bim ve Allah’ım”. Gerçekten benim hayatım olan Allah’ın hayatı, İsa’dır. Yaratılmış her şeyde mevcut olan, her gün tadını çıkarabileceğim bir armağan olan sevgisinin gerçeği, İsa’dır. Her gün Baba’nın sevgisini kabul edebilmem için yol, İsa’dır; ve ben bu sevgiyi karşılaştığım herkese, hala yaşamdan yoksun ve hakikatten mahrum olan herkese sunabileceğim. İsa, öğrencilerine Baba’ya iman ettikleri gibi Kendisine de iman edileceklerini temin ettikten sonra, daha önce hiç yapmadığı kadar derin ve eksiksiz bir şekilde Kendini açığa vurdu. Hatta, yüreklerinin sıkılmaması için böyle iman etmeleri gerektiğini söyledi: dünyada, Kilise yaşamının içinde ve dışında, sıkılma nedenleri her zaman mevcuttur. Ve de ölümünden sonra tekrar yanlarında olacağını da onlara temin eder. Nitekim onlar için “bir yer” hazırlamaya gidiyor. 

İsa ne demek istedi? Öğrencilerinin hangi yere ihtiyacı var? Cevabı, İsa’nın köşe taşı olduğu binanın canlı taşları olduğumuzu söyleyen Aziz Petrus’un sözlerinde bulabiliriz. Her taşın kendi yerine ihtiyacı vardır: yapının diğer taşlarının ağırlığını taşıyabilmek için dayanacağı bir yer. Hepsi birlikte İsa’ya dayanacaklardır. Rab’bin her öğrencisi, diğer öğrencilerin sevgisini almaya ihtiyaç duyar ve İsa’nın sevgisini vererek yaşar. Böylece, yeni emrin bizi aydınlattığı gibi, birbirlerini seveceğiz. İsa, Kilise’de herkese kendi yerini hazırlar. Bu, kardeşlerin sevgisinden sevinç duyulan bir yer, herkesin sevinci olmak için hizmet edilen bir yer olacaktır. Bize bu yeri hazırlayan İsa’dır. Havariler, dua etmek ve hayat ve imanın kaynağı olan Sözü iletmek için bir yer buldular. Ve diyakonlara, muhtaçlara duyulan sevginin tüm Kilise’nin duasıyla kutsandığı bir topluluğungüzelliğini ortaya koymak için başka bir yer verildi. İman üzerine ve iman içinde kurulmuş bu kutsal ve onurlu Kilise’de benim için de bir yer var. Onu ben seçmeyeceğim: Dirilmiş İsa onu çoktan hazırladı. Yerime bir isim bile veremesem de, imanı sadelikle yaşayacağım. Bu bilgisizliğim, İsa için önemli değil. O’nun için yüreğimin sıkılmaması, önemlidir; O’nun için Kendisi olan tek kutsallık yolunda istikrarlı bir şekilde yürümem, önemlidir; O’nun için Kutsal Ruh’u sayesinde O’nu tam gerçek olarak ortaya koymam önemlidir; ve nihayet O’nun için hayatımın O’nun hayatı olması, önemlidir. İsa benim hayatımdır: maddi şeylerle, dünyanın krallıklarının değer verdiği gerçeklerle yaşamam, geçici şereflerle yaşamam, çünkü sadece İsa’nın benim dayanağım, arzum, düşüncelerimin kaynağı olduğunda yaşarım.“Ben yol, gerçek ve yaşamım”: Tam da böyledir! Bana; Allah’tan, Babam’dan onur verilmektedir.

P.Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya Devresi – 4. Pazar Günü – A Yılı

Çağırlar için dua günü

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.Okuma Elçilerin İşleri 2,14.36-41; Mezmur 22 2. Okuma 1Petrus 2,20-25 İncil Yh 10,1-10

Bugünkü Aziz Petrus’un mektubundan alıntı, her birimizle ilgilenen çoban İsa’yı göz önünde bulundurmamızı öğütler: «Koyunlar gibi yolunuzu kaybetmiştiniz, ama şimdi ruhlarınızın çobanı ve koruyucusuna geri döndünüz». Havari şöyle der: «O sizin için acı çekti ve size bir örnek bıraktı, ki siz de O’nun izinden gidesiniz». O’nun izinden gitmek, bakışlarımızı bağlayan bir iştir: O’nun nasıl davrandığını, Baba’ya nasıl itaat ettiğini, karşılık vermeden, intikam almadan nasıl kötü davranışlara ve hakaretlere maruz kaldığını görmek için O’nu gözlemleyeceğiz. İsa’nın izleri, O’nun öğrettiği ve Petrus’un taklit ettiği gibi, yeni emrin her zaman yaşandığını görmemizi sağlayan izlerdir: bunlar, O’nun koruması ve rehberliği altında yaşamak için değerli talimatlardır.

Yine Aziz Petrus, Pentekost Günü Kudüs’te yankılanan ve birinci okumada kısmen dinlediğimiz konuşmasında, İsa’yı bu sapık kuşaktan bizi kurtaran, İsrail evinin O’nu çarmıha gerdiğine, dolayısıyla reddetmesine de rağmen, Allah’ın Kendisi tarafından tüm halk için Rab olarak atanan kişi olarak sunar. Petrus’u dinleyenler tövbe ederler ve günahlarını telafi etmek isterler. Ne yapabilirler? Havari emin olarak şöyle der: “Her biriniz, günahlarınızın bağışlanması için İsa Mesih’in adıyla vaftiz olun, böylece Kutsal Ruh’un armağanını alacaksınız”. Alay edilen ve öldürülen İsa, Kendisiyle alay eden ve O’nu öldürenlerin kurtarıcısı olur! Bu, kimsenin hayal edemeyeceği bir sevginin büyük gizemidir.

İsa’nın Kendisi, bugünkü İncil’in sayfasında, gizemini biraz olsun anlamamıza yardım eder. Bu dünyada “çalmayı, öldürmeyi ve yok etmeyi” bilen hırsızlar ve haydutlar vardır. Koyunlar, sürü ve ağıldaki imgeler, Rab’bin bize kolayca anlayabileceğimiz bir şekilde Kendini tanıtmasına olanak tanır. Hırsızlar ve haydutlar, bekçi tarafından görülmemek için ağıldaki kapıyı aramazlar. Sesleri koyunlara yabancıdır; bu yüzden koyunlar, onları duyduklarında korkar ve onlardan kaçarlar. Oysa çoban kapıdan girer. Bu sayfada İsa, Kendini çoban olarak tanıtmadan önce kapı olarak tanıtıyor. Bu, bizim ayırt etme yeteneğimize yardımcı olur.

Kime inanabiliriz? Kime güvenebiliriz? Bize gelmek için Kendini tanıtarak kapıdan geçen kişiye güveneceğiz. İsa’nın öğretileri ile beni eğitmek veya öğüt vermek için bana gelenlerin sözlerini ciddiye alacağım: bunlar kapıdan geçtiler. İsa’ya atıfta bulunmayanları dinleyemem. Bana İncil’inkinden farklı sözler ve düşüncelerle gelen, güveni hak etmez: o, hırsız ve hayduta benzetilebilir.

İsa’nın kullandığı imge basit ama etkilidir. Sık sık en farklı insanlardan tavsiye veya yardım ararız: kendilerini unvanlar veya üniversite diplomaları ile tanıtanları ararız. Nitelikli kişilerden tavsiye istemek ve görüş almak elbette bizim için gereklidir. Peki, bunları nasıl kullanacağız? Rab’bi dinlerken, insanlardan aldığımız görüşleri her zaman “koyunların kapısı” olan İsa’nın Sözü ile karşılaştırmaya özen göstereceğiz. Gerçekten insani bilgelik, bizim için temel olan Allah’ın bilgeliğine her zaman uygun değildir. Biz bu dünyanın herhangi bir krallığının değil, göklerin krallığının üyeleri olmak istiyoruz.

Peygamber Yeremya’nın şu sözleri her zaman geçerlidir: “İnsana güvenen insan lanetlidir” ve “Rab’be güvenen insan kutsanmıştır”. İsa’nınKendisini koyunların kapısı olarak tanıtmak için kullandığı imge, O’nu bilinçli bir şekilde dinleyerek yaşamamıza yardımcı olur. Koyunları otlaklara götürmek için onların önünde yürüyen her zaman O’dur. 

Bugün, İsa’ya imanlıların, aldatılma korkusu olmadan dinleyebilecekleri gerçek çobanın hizmetinden yararlanabilmeleri için dua etmemiz, hem de çok ve sürekli dua etmemiz için bir davet alıyoruz. Bize bu daveti yönelten İsa’dır: «Hasatın efendisine, hasadına işçiler göndermesi için dua edin!». Bu nedenle, Kilise’de çoban olarak seçilenlerin sadece Kapı’dan geçmeleri ve Çoban’ın canlı suretleri olmaları için dua edeceğiz. Ayrıca, İsa’dan çobanlık görevini üstlenme çağrısını alanların cesaretle ve özgürce yanıt vermeleri ve kardeşlerine kutsal bir şekilde hizmet etmek için sevinçle kendilerini sunmaları için de dua edeceğiz. 

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya Devresi – 3. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Elçilerin İşleri 2,14.22-33; Mezmur 15 2. Okuma 1Petrus 1,17-21 İncil Luka 24,13-35

Aziz Petrus, havarilerin az önce Kutsal Ruh’u aldıkları evin önünde toplanan insanlara açık sözlü bir şekilde konuşur. Büyük bir gürültü duymuşlar ve koşarak gelmişlerdir. Şimdi tam da Rab’bi üç kez inkar etmiş havarinin cesaretle duyurduğu sözleri dinliyorlar. Tam da o, onları çarmıha gererek O’nu öldürdükleri için suçluyor. Onları bundan tövbe etmeye davet edecek, ama sonra onlara, O’nu dirilten, göklerde sağ elinde karşılayan ve O’nunsayesinde, şimdi bu haberi dinlemelerini sağlayan Kutsal Ruh’u döken Allah’ın eserini duyuracaktır. 

Petrus, uzun konuşmasında Kutsal Yazılara atıfta bulunur, onları geniş ve kesin bir şekilde alıntılar. Kimden öğrenmiştir? İsa’dan öğrendi, hem O’ndan doğrudan, herkese hitap ettiği konuşmalardan, hem de Emmaus’tan dönen iki öğrencinin anlattıklarından. Uzun yürüyüşleri boyunca, kimliği bilinmeyen yolcu, Kutsal Yazılar’dan sanki günlük ekmeğiymiş gibi bahsediyordu. Ve bunlar, Rab’bin ıstırıplarını ve ölümünü, ayrıca henüz anlamadıkları ve kabul etmedikleri dirilişini anlamak için tam da yerindeydi. 

Bugünün İncil sayfası bizi tam da bu olaya ortak ediyor. İsa’dan hayal kırıklığına uğramış ve diğer dostları ve kardeşleri tarafından da aldatıldıklarına ikna olmuş, üzgün ve cesaretsiz iki öğrenci, on iki kilometrelik yolu kat ederek Emmaus adlı köye varıyorlar. Yol boyunca birbirlerine ne diyorlar? İncilci bunu bizim hayal etmemiz için bırakır, ta ki başka bir yolcu onlarla konuşmaya çalışana kadar. Ona, birkaç gün önce tam da orada, Kudüs’te yaşanan olayların ardından gelen hayal kırıklığını anlatırlar. Yeni ve tanımadıkları bu yol dostu her şeyi bilmektedir: yavaş yavaş bunun farkına varırlar, çünkü o, olanların olması gerektiğini, hatta hepsinin önceden belirlenmiş ve Allah’ın isteğinin bir ifadesi olduğunu bile bilmektedir. Kutsal Yazılar yalan söylemez ve peygamberlik sözleri aldatmayan Allah’a aittir. 

Bu yolcunun, ikisine söylemeye cesareti var: «Sizi akılsızlar! Peygamberlerin tüm söylediklerine inanmakta ağır davranan kişiler!» Bunlar sert ve ağır sözlerdir. Onlar; «akılsızlar!», yani ne önemli ve kati şeyleri, ne de Kutsal Yazılar ve İsa’nın onlara söylediği sözleri dikkate almazlar, ve «inanmakta ağır davranan kişiler» çünkü bildiklerinden sonuç çıkarmazlar. Sonra da onlara Mesih’in ıstıraplarına ve ölümüne dair kehanetlerden bahseder, Musa ve diğer peygamberlerin kehanetlerinden başlayarak.

İkili, her şeyi bilen bu yabancının sıradan bir kişi, bir Ferisi ya da din bilginlerinden biri olamayacağının henüz farkında değildir. Gerçekten «inanmakta ağır davranan» kişilerdir. Yine de onu dinlemekten memnunlardır, söylediklerinin doğru olduğunu hissederler: kendilerini endişelendiren ve hayal kırıklığına uğratan tüm olayların anlamını bile açıklıyor.

O, onların kalıp onlarla yemek yeme davetini kabul eden alçakgönüllü bir adamdır. 

Tam da sofrada beklenmedik bir şey gerçekleşiyor. O, ekmeği eline alır ve onların Öğretmenleri ve Rablerinin, Şabat Gününden önceki gün Aramatyalı Yusuf tarafından gömülmüş olan kişinin ellerinden gördükleri hareketleri tekrarlar.

Artık kim olduğunu biliyorlar. Daha önce fark etmemiş olmalarına kendileri de şaşırıyorlar. Ama artık O’nu görmiyorlar. O idi, peki şimdi nerede?

Yüreklerinde. Gözlerinden yüreklerine: sadece biraz yer değiştirdi. Yürek alev alev yanıyor. O’nun açıkladığı Kutsal Yazılar yavaş yavaş göğüslerinde kömürler yakmış, şimdi yanıyorlar.

Gece, ama içlerindeki ateş karanlık yolu aydınlatıyor: işte karanlıkta, sessizlikte, hızlı adımlarla yokuş yukarı yürüyorlar, o kadar hızlı ki ayaklarını hareket ettirdiklerini neredeyse fark etmiyorlar. Kudüs’te doğrudan eve gidiyorlar, orada herkesi buluyorlar. Anlatmak zorundalar ve anlatmak istiyorlar, ama diğerlerinin anlatımları onlardan önce geliyor. Hikayeler kesişiyor ve O’nun, bizzat O’nun ortaya çıkmasıyla ve sesiyle sönüyor: «Esenlik sizinle olsun

O gün ne oldu? Dünya artık eskisi gibi değil. Karanlık yok oldu. Sevinmek mümkün, hatta sevinmek ve bu sevinci sürdürmek gerekiyor. Yüzyıllar boyunca canlı kalan bir sevinç: hala burada, evlerimizi aydınlatıyor, acılarımızı örtüyor, günahlarımızın yol açtığı acıyı siliyor. O günün sevinci dünyadan hiç kaçmadı, aksine, onu sevme kabiliyeti ile doldurdu. O sevincin meyvesi, kurtuluştur: artık kimse kaybolmuş değildir. Herkes anlamıyor, ama umut herkesin yüreğinin derinliklerindedir.

P.Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it