Paskalya’ya Hazırlık Devresi 5. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Ezekiel 37,12-14 Mezmur 129 2. Okuma Romalılara 8,8-11 İncil Yuhanna 11,1-45

Son iki pazar günü, insanın susuzluğunu ve gözlerinin karanlığını sorguladık. Cevabı bulduk: gerçek ve sonsuz su kaynağı İsa’dır ve İsa aynı zamanda ışık ve ışığın kaynağıdır. Bugün, ölümün bize yaşattığı ve korkuttuğu acı nedeniyle insanları gözyaşlarına boğan yaşam susuzluğuna daha da derinlemesine dalıyoruz.

Peygamber Hezekiel mezarlardan ve mezarlıklarından bahseder: paganların arasına sürgün edilmiş halkın içinde bulunduğu duruma atıfta bulunur. Allah, bu durumdan onları diriltecek, yani: “Sizi İsrail topraklarına geri götüreceğim”. Biz de aynı “mezar” kelimesiyle, kendilerini seven bir Allah’a güvenebileceklerini bilmeyen insanların yaşadığı korkutucu durumlara atıfta bulunuyoruz. Bunlar, Allah’ı tanıyan insanın da kendi günahları yüzünden düştüğü aynı mezarlar ve kabirlerdir. Faatpeygamber bize, İbrahim’in Allah’ının, bugün Mezmur’da dua ettiğimiz gibi, “Seninle birlikte bağış vardır” ve “Rab’bin merhameti vardır” diyebileceğimiz bir Allaholduğunu hatırlatır. Öyleyse umut vardır, yani kurtuluşun geleceğine, bu nedenle mezarların açılacaklarına ve bizlerin yeniden hayata kavuşacağımıza dair kesinlik vardır. Gerçekten mezarlar açılacak olmakla kalmayacak, Ruhumu içinize koyacağım, canlanacaksınız”. İçimize girecek olan Allah’ın Ruhu, günahın öldürdüğü hayattan daha gerçek ve daha güvenli bir hayat olacaktır.

Aziz Pavlus, peygamberlerin öngördüğü aynı gerçekleri tekrarlar ve bunları, mezarın karanlığında durduramayan İsa’nın ölümüyle gerçekleşmiş olarak bize sunar. İsa’ya ait olanlar, yani ölümden diriliş, O’nun Ruh’unu kabul eden bizler için de gerçek olacaktır: Mesih İsa’yı ölümden dirilten Allah‘ın Ruhu içinizde yaşıyorsa, Mesih’i ölümden dirilten Allah, içinizde yaşayan Ruhuyla ölümlü bedenlerinize de yaşam verecektir .

Dirilmek” ve “ölümden diriliş” kelimelerini ciddiye alabilir miyiz? Bu sözler gerçekleri mi ifade ediyor, yoksa sadece mecazi imgeler mi? Bu sözler, henüz deneyimlemediğimiz, gelecek olan, bizi yenileyecek olan gerçekleri ifade ediyor ve bu nedenle bizi dinliyor, yeniliğe açık halde.

Beytanya’da yaşayan İsa’nın dostu hastalandı, ama Yahudiler tarafından öldürülmek için aranan İsa, artık Ürdün Nehri’nin ötesine sığınmıştı. Kız kardeşleri Marta ve Meryem’iın habercileri tarafından Lazar’ın ölümcül hastalığı hakkında bilgilendirildiğinde, İsa endişelenmez. Kız kardeşler, Lazar’ı iyileştirmesi için O’nun hemen gelmesini umarlar. Ama O, harekete geçmez: Lazar ve kız kardeşlerle olan dostluğuna rağmen, bu konuyla ilgilenmek istemiyor gibi görünür.

Öğrencileriyle yaptığı diyalogdan, kız kardeşlerin isteğine hemen uymamayı kasten yaptığını anlıyoruz, çünkü onların Kendisinin bir şifacı olmadığını, ama Kendisinde hayat veren Allah’ın gücünün işlediğini fark etmelerini istiyor: onlar bunu hesaba katmıyorlar ve bu yüzden inanmıyorlar. İsa, onu iyileştirmezse, “dirilmek” ve “diriliş” kelimelerini kullanabileceğini biliyor: belki o zaman Kendisine iman etmeye varacaklar? Ve işte O, mezarın önündedir. Öğrenciler korkmuşlar ve O’nun birkaç gün önce Kudüs’te Yahudilerin O’nu taşlama girişimini hesaba katmadığını hatırlıyorlar. 

Tam burada, mezar taşının önünde, “dirilmek” ve “diriliş” kelimeleri tekrar ortaya çıkar, biri Lazar’a, diğeri İsa’ya atıfta bulunur: Lazar “dirilecek olan”ve İsa “diriliş”tir. 

Orada bulunanlar için her şey gizemli, anlaşılmaz, hatta imkansızdır. Marta, kardeşinin dört gündür mezarda olduğunu ve kötü koktuğunu İsa’ya doğru söyler. Bu nedenle, O’nun sözleri, en azından onun anladığı kadarıyla, gerçekleştirilemez. Fakat, pes etmeyen bir iman vardır: “Allah’tan ne istersen, Allah sana verecektir”.

Biz de her şeyi anlamıyoruz: ama anlamak gerekli değil. İsa’nın, daha önce imkansız görünen şeyler yaptığı gibi, Allah tarafından dinleneceğini biliyoruz, bunun nasıl olacağını bilmesek de. 

Dirilmek” ve “diriliş” kelimeleri kelime oyunları mı? Kesinlikle bir gizem var: İsa, mezardan Lazar’ı çağıracak, Lazar da O’na itaat edecek; ve bu, İsa’nın Kendisi’nin,önceden planlanmış ölümünden sonra dirileceğine dair bir kehanet olacak. Lazar gözlerimizin önünde hayata dönüyor, böylece biz İsa’nın dirileceğine inanmaya hazırız. Lazar’ın hayata dönmesi, gerçek olan İsa’nın dirilişinin gerçek kehanetidir. 

Lazar ayağa kalktı ve işte, gözleri bağlı. Şimdi biz şuna inanıyoruz: “Ben diriliş ve yaşamım; bana iman eden, ölse de yaşayacak; yaşayan ve bana iman eden, sonsuza dek ölmeyecek”. Dirilmiş İsa’ya hayatımızı emanet ediyoruz, yani O’na iman ediyoruz ve hayatımız sonsuz, ilahi, kutsal, ölümün gölgesi ve perspektifi olmayan gerçek hayat haline geliyor. P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya’ya Hazırlık Devresi 4. Pazar Günü- A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma 1Samuel 16,1.4.6-7.10-13 Mezmur 22 2. Okuma Efeslilere 5,8-14 İncil Yuhanna 9,1-41

Bu Paskalya’ya Hazırlık Devresinde hayatımızda da bir şeyler gerçekleşmelidir. Ne tür bir değişim bekleyebiliriz, ya da en azından arzu edebiliriz? Okumalar bize bu konuda yardımcı olur. İlk okuma, bir peygamberin hayatındaki önemli bir olayı anlatır. Bu peygamber, Samuel’dir. O, peygamber olduğunu bilir ve bu nedenle Allah’ın bildiklerini bildiğini düşünür, ancak daha öğrenmesi gereken çok şey olduğunu, alçakgönüllü olması gerektiğini fark eder. Allah tarafından halkın yeni kralını kutsamak üzere gönderildiğinde, doğru yere, İşay’ın evine varır, ama yine de kendini kandırmaya devam eder. İşay’ın ona tanıttığı oğullar, her biri birbiri ardına, ona uygun görünür, ama hiçbiri Allah’ın seçtiği kişi değildir. Allah, tam da Samuel’e “RAB insanın gördüğü gibi görmez; insan dış görünüşe, RAB ise yüreğe bakar” diyerek anlamasını sağlamalıdır. Seçilen kişi, ona seçim için sunulmamış olan en küçük olan Davut olacaktır.

Bu, her gün aklımızda olması gereken bir gerçektir: “Rab yüreğe bakar, yaptığımız hareketleri, kullandığımız sözleri, güvendiğimiz duaları, ilahilerin güzelliğini takdir etmez. Yürek belirleyicidir, yani içimizde hareket eden şeydir: her şeyden önce Allah’a güven ve O’na teslimiyet, sonra alçakgönüllülük, sonra insan görüşlerinden özgürlük, sabır ve herkese karşı merhamet.

Allah’ın aynı görüşüne sahip olabilir miyiz? Bize evet, diyor havari. Kör olduğumuzu, karanlıkta olduğumuzu fark ediyoruz, ancak İsa’nın gelişi ve O’na bağlılığımızla kendimizi “ışığın çocukları” olarak görebiliriz. Şimdi Rab’de ışık olmamız bizim eserimiz, ”sevabımız” değildir. Bunu, bizi aydınlatan Mesih sayesinde başardık; ancak bizden bir çaba bekleniyor: “Rab’bin hoşuna gideni anlamaya çalışın” ve “konuşmaktan bile utanç duyulacak” şeylerden uzak durun.

Bütün bunlar, Yuhanna’nın İncil’inde anlatılan olayda yer almaktadır. İsa bir körle karşılaşır. Bu adam doğuştan beri kördür. Görmenin ne demek olduğunu bile bilmiyor. O, dünyanın ışığı olan İsa’yı tanımayanların simgesidir. Hiç sevgi görmemiş ve almamış, bu yüzden sadece kötülük ve ahlaksızlık bilenlerin simgesidir. Onun hakkında ne düşünebilirsin? 

İsa’nın öğrencileri, onun günahlarının büyük olduğunu, hatta belki de anne babasının günahlarının büyük olduğunu düşünüyorlar ve bunu ona söylüyorlar. Böylece kendi körlüklerini ortaya koyuyorlar. O adamın sakatlığının nedenini geçmişte bulurlar ve böylece onu yargılayabilirler. 

Allah’ın bakış açısı bu mu? Allah insanın kalbinde bunu mu bulur? Bu yöntem, günahkarlar tarafından kullanılan yöntemdir. İsa günahkar değildir, bu nedenle gözleri başka bir ışığa sahiptir. O geleceğe bakar ve gelecekte Baba’nın merhametini görür. Bu adam, hepimiz gibi günahkar olsa da, şimdi dünyanın ışığı olan İsa ile karşılaşır. Onunla karşılaşır ve O’na itaat eder: kendi gözlerine yaptığı hareketi şikayet etmeden kabul eder ve kendisine söylendiği gibi tam da Şiloha’nın suyuyla yıkanmaya gider. Artık kör değildir. İşte bu yüzden yıllardır, hep karanlıkta kalmıştı: Allah’ın yüceliği İsa aracılığıyla onda ortaya çıksın ve İsa dünyanın ışığı olarak tanınsın diye.

Ama bu yetmez. Bu adam olanları önce komşularına ve onu dilenci olarak tanıyanlara, sonra Ferisilere, sonra Yahudilere ve son olarak da anne babasına açıklamak zorundadır. Her açıklama yaptığında ve İsa’nın yaptıklarını anlattığında, kendisine ışığı veren kişiyi tanıma arzusu artar ve ona olan sevgisi büyür, ta ki O’nu henüz görmemiş ve hayatı hakkında hiçbir şey bilmiyor olmasına rağmen O’na tam güven duymaya başlar. İsa, Yahudilerin liderleri tarafından çoktan mahkum edildiği için, körlüğünden kurtulmuş olmasına rağmen, o da kovulur. Görme yeteneğini kazanması, daha doğrusu İsa’yı kurtarıcısı olarak tanıması, toplum tarafından reddedilmesine, sanki cüzzamlıymış, sanki gerçekten büyük bir günahkarmış gibi davranılmasına mal olur. Gerçeten her şey çok garip. Ama bu, tüm dünyada olan biteni açıklıyor. Vaftiz suyuna ulaşanların gözlerinde artık çamur yok, her şeyi yeni bir şekilde görüyorlar, büyük bir sevinç ve gerçek özgürlük kazanıyorlar, ama İsa’ya itaat ederek yıkanmaya gitmeyen diğerleri, onu kirli, yabancı, tehlikeli görüyor ve kendi çevrelerinden kovuyorlar. O şikayet etmez, şaşmaz. O da, şu anda kendisiyle konuşan kişiyle tanışmamış olsaydı, aynı şeyi yapardı. O’nun sözleri, onun hayatıdır. Karşılaştığı herkese bu sözleri sunacaktır. İsa bu nedenle dünyaya geldi, çünkü “görmeyenler görsün, görenler kör olsun” diye. Başka bir şekilde ifade edelim mi? Alçakgönüllü olanlar, Rab gibi yüreği görebilecekler, gururlu olanlar ve kurtarılmaya ihtiyaçları olmadığını düşünenler ise karanlıkta kalacaklar. İşte, bizim istediğimiz değişim bu: küçük, Allah’ın alçakgönüllülüğüyle zengin olmak.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

 Paskalya’ya Hazırlık Devresi- 3. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Mısırdan Çıkış 17,3-7 Mezmur 94 2. Okuma Romalılara 5,1-2.5-8 İncil Yh 4,5-42

Susuzluk! Suya susuzluk ve insan kalbinin diğer susuzlukları: dinlediğimiz kutsal sayfalarda ele alınan ve çözülen sorun budur. Musa’nın önderlik ettiği halk, kelimenin tam anlamıyla susuzdur. Çöldedir ve bir vaha görmez, bir kaynak yoktur: hem insanlar hem de hayvanlar acı çekmektedir. Herkes şikayet ederek ve geçmişi özleyerek tepki gösteriyor, bu geçmiş bir kölelik geçmişi ise de. Bu kez Musa bile Allah’a şikayet ediyor ve soruyor: “Bu halka ne yapayım? Neredeyse beni taşlayacaklar”. Musa’nın kendisi bu kez halkın baskısına boyun eğiyor: Kendisinin başkahraman olduğunu ve durumun kurtarıcısı olması gerektiğini düşünüyor. Allah’a “Sen ne yapacaksın?” diye sormuyor, “Ben ne yapacağım?” diye soruyor. Herkesin hayatını Allah’ın elinde tuttuğunu unutuyor. Hem halk hem de Musa, daha önce tanık oldukları ve yararlandıkları büyük mucizeleri unutuyorlar. Allah çok daha kötü durumlarda müdahale etmişti: neden O’na şikayet ediyorlardıNeden kimse O’na alçakgönüllülükle, sadelikle ve yenilenen güvenle merhametli sevgisinin yeni bir müdahalesini istemeyi akıl etmiyordu?

Allah bu sefer de Musa’nın itaatini kullanarak müdahale ediyor; Musa’nın tek yapması gereken, Kızıldeniz’i geçmek için kaldırdığı aynı değnekle kayaya vurmaktır. Kaya’dan çıkan suyun yeri, halkın hafızasında Musa’nın günahının yeri olarak kalacaktır: o şüphe etti, Allah’a güvenmedi, O’nun duayı dinleyebildiğini unuttu. Bu olay da peygamberlik niteliğindedir: bizi İsa’yı anlamaya hazırlıyor! Ve işte tam da O’na geliyoruz: O, Samiriye’nin Sihar kentinde tek başına bulunmaktadır. Endişeli havariler, yiyecek satın almaya hep birlikte gitmişlerdir. İsa kuyunun başında yalnız kalmıştır ve susamaktadır. Fakat neyalnızlığından ne de susuzluğundan şikayet etmiyor: Allah’ın Kendisi ile ilgileneceğinden emindir ve… beklemekte. Bir kadın su çekmek için gerekli olanlarla geliyor: İsa onu Allah’ın meleği olarak görüyor ve alçakgönüllülük ve sadelikle, Kendisi için su çekmesini diliyor. Tam da İsa’nınalçakgönüllülüğü, kadının kalbini etkiliyor. Mademki tüm Yahudiler, kendilerini Samiriyeliler’den daha üstün saymaktadırlar, kadın İsa’dan bir iddia davranışını bekliyordu ve bu şaşkınlığını İsa’ya açıklıyor. İsa bu fırsatı değerlendiriyor ve yine alçakgönüllülükle Yahudilerin üstünlüğünü onaylıyor, fakat bu üstünlük, tüm insanların, Samiriyelilerin dahil, çektiği susuzluğun hizmetkarları olmalarını sağlıyor. 

Tüm insanlar sonsuz yaşama susamakta, peki bu nereden geliyor? Bunu tam da Yahudiler getiriyor: bunu onların kendileri de bilmezler, ama tam da içlerinden biri herkese ilahi yaşamı verebilir: sonsuz yaşam, insan kalbinin tüm susuzluğunu gideren armağan; O’nun Kendisidir! Kadının anlamasına yardımcı olmak için, İsa onun çektiği sevgi susuzluğuna değiniyor. Kocaları onu tatmin etmemiştir, şimdi de sevgilisi tatmin etmemektedir. Kadın anlıyor: eğer İsa gerçek sevgiden bahsediyorsa, o zaman o Allah’ın peygamberidir. Ve gerçek bir peygamber, gerçek Allah’ı Kendisine benzemek isteyen tanrılardan ayırt edebilir. Uygun an gelmiştir: İsa, yavaşça, zorlamadan Kendini açıklıyor. Kadına, insanların sevgisi için yerlere ihtiyaç duymayan, ama onların kalplerine ihtiyaç duyan Allah’a nasıl tapınılabileceğini anlatıyor. O, diğer tanrılar gibi bir Allah değildir, çünkü sevme yeteneğine sahiptir ve insanların hayatlarında onlarla karşılaşır. Allah bir Baba’dır ve biz O’nu “ruhta ve gerçekte” karşılarız. Kadın anlamıyor, ama Mesih’in geleceğini, onun gerçek Allah’ı ve O’nunla karşılaşmanın yolunu göstereceğini de biliyor. 

Bu noktada İsa, beş erkek tarafından reddedilen ve altıncıdan da memnun olmayan Samiriyeli kadına Kendini açıklıyor: “Seninle konuşan ben, O’yum!”. Artık kadın kendini faydalı hissedipgerçekten kendini tüm şehre faydalı kılıyor: herkesi, kendi hayatını anlamasını sağlayan, kendisinin yaptığı temel hatayı, yani baba gibi tek sevebilen Allah’ın yerine insanların ellerine kendini teslim etmesini dahi anlamasını sağlayan bir adamı görmeye ve O’nunla karşılaşmaya davet ediyor. İnsanların susuzluğu giderilir, gerçek suyu alır, onu almak için çömlekler gerekmez. Kuyu onların arasındadır, o kuyu İsa’nın Kendisidir. Musa’nın değneği artık işe yaramıyor. Sihar sakinleri bunu anlıyor: İsa’yı iki günlüğüne kendileriyle kalmaya davet ediyorlar, böylece hep birlikte O’nun sözleriyle susuzluklarını giderebilecekler. Ve O’nun sözleri onları dönüştürüyor. Evet, kadın onlara yardım etti, ama şimdi onlar, tam da O’nu dinledikleri için O’nun “dünyanın Kurtarıcısı” olduğuna inandıklarını ilan ediyorlar.

Bizim için peygamberlik: başkalarının bize İsa hakkında söyledikleri, O’nu kişisel olarak dinlemezsek çok az, hatta yararsızdır. Suyun var olduğunu bilmek yeterli değildir, susuzluğumuzu gidermek için onu çekmemiz gerekir. Aziz Pavlus da bize şöyle der: “Rab İsa Mesih aracılığıyla Allah ile barış içindeyiz”. 

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya’ya Hazırlık Devresi 2. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Yaratılış 12,1-4a Mezmur 32 2. Okuma 2Tim 1,8b-10 İncil Mt 17,1-9

Paskalya’ya Hazırlık döneminde tövbe çağrısı yankılanmaya devam ediyor. Bu ne anlama geliyor? Buna birçok şekilde cevap verebiliriz, fakat bugün dinlediğimiz okumalardan ders alalım. İbrahim’e Allah’tan bir emir veriliyor: Ülkeni, halkını, babanın evini bırakl”. Ve Ondan kendisine ve soyuna kutsama vaadi veriliyor. Peki nereye gitmesi gerekiyor? İşte cevap: Sana göstereceğim topraklara git. İbrahim ne yapacak? Eğer gitmezse, tüm insanların yaptığı gibi, sadece anladığı ve sonuçlarını öngördüğü şeyleri yapan kendi aklının mantığını izleyecekti. Ama İbrahim, büyük bir iman eylemini yaparak yola çıkıyor: öncelikle, uygun zamanda gerekli talimatları alacağına dair vaadi, sonra da yeryüzündeki tüm aileler için kendisine verileceği kutsama vaadini inanıyor! İbrahim iman ediyor, yani gözleri kapalı bir yolculuğa çıkarak bu imanı yaşıyor. Allahı’nın gözlerinin açık olduğunu biliyor ve bu yüzden hızlıca yürüyor.

İşte tövbe etmemizin bir yönü: aklımızın mantığına göre yaşamamak ve de hareket etmemek, Allah’tan aldığımız talimatlara göre yürümek. Her zaman Yukarıdan yankılanan sözlerden hareket ederek düşünmeye çalışacağız. İbrahim’in imanının aynısını yaşayacağız, diyebiliriz.

Bu, İsa ile birlikte yüksek dağa çıkan üç havarinin aldığı açık talimattır. Talimatı almadan önce, onlar alışılmadık bir şeyin tanıkları olurlar ve bu, duyacakları söze güvenmelerine yardımcı olacaktır. Öğretmenlerini farklı, bu dünyadan olmayan bir ışıkla parıldayan olarak görüyorlar. O’nu, halklarının tarihinin en önemli şahsiyetleriyle birlikte görüyorlar. Tüm dini inançları Musa’nın sözlerine ve İlyas’ın tanıklığına dayanır: işte onlar, burada, İsa’nın görüntüsüne sadece çerçeve oluşturuyorlar. Üçü, tanık oldukları bu güzelliği uzatmak istiyorlar, ama bu manzarayı sadece bundan sonra olacaklara hazır olmaları için görmüşlerdir.

Onları saran ve karartan “parlak bir bulut”un gölgesinden bir ses geliyor: “Bu, benim sevgili Oğlumdur, O’nda hoşnutluğumu buldum. O’nu dinleyin”. Artık, Öğretmenlerinin yalnız Öğretmen olmadığını, artık bir Öğretmen olmadığını da biliyorlar: O, onların Rabbi, Allah’ı, Allah’ın Kendisini şekillendirdiği sevgiyi dünyaya getirendir. Allah, onların gözünde Baba oluyor. Ve Peder Allah, Kendi adına Oğul’a eminlikle konuşma ve etki etme yetkisini veriyor.

Şimdi tövbe etmemizin ne demek olduğunu anlıyoruz: ne kendi aklımızı ne de dünyadaki zeki insanların aklını dinleyeceğiz, bunun yerine üçünün önünde tek başına duran İsa’nın sesini dinleyeceğiz. Onların önünde artık O, önceki gibi parlamıyor: her insan gibi, insan sesi ve sözleriyle konuşuyor ve tüm insanlar gibi acı çekebiliyor; bunu birkaç gün önce onlara Kendisi duyurmuştu. 

Onu dinleyin”: yaşamımızı kuracağımız Söz, O’nun Sözü olacaktır. Yalnızca O’nun Sözü. Ve bu, İbrahim’e de konuşmuş olana itaat ederek olacaktır.

İsa’nın Sözünü dinlememiz, İbrahim’inki gibi kararlı olacaktır. Sözünün bizi nereye götürdüğünü görmüyor muyuz? O’na, bizim gözlerimizin sahip olduğu sınırlamalara maruz kalmadan her şeyi gören gözlerine güveniyoruz. İsa’yı dinleyerek İbrahim’in imanını yaşayacağız. İşte, tövbe etmek budur.

Biz de kutsanacağız ve “yeryüzündeki bütün aileler” için bir kutsama olacağız. Acı çekecek miyiz? Elbette, acı çekeceğiz tıpkı İbrahim’in bilmeden yola çıkarken acı çektiği gibi. İsa’ya itaat etmek için acı çektiğimizde, kutsallığa olan çağrımızı gerçekleştireceğiz. Aziz Pavlus, Timoteos’a yazdığı mektupta bunu söylüyor.

O, Timoteos’u açıkça acı çekmeye davet ediyor: bunu yapmak için ona Allah’tan güç verilecektir. Ve bu, sadece acı çekmek değil, İncil için, yani İsa’ya itaat etmek için acı çekmektir: ve bu acı çekmek değil, Allah’ın şanına ortak olmaktır. Gerçekten İsa «Kurtarıcımız Mesih İsa ölümü etkisiz kılmış, yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde’nin aracılığıyla ışığa çıkarmıştır». Bu sözlerde İbrahim’e vaat edilen kutsama kapsanmaktadır. Bu kutsama üzerimizde durmaktadır ve bizler tarafından henüz tövbe etmeyibekleyen her insana taşınmaktadır.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya’ya Hazırlık Devresi 1. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Yaratılış 2,7-9; 3,1-7 Mezmur 50’den 2. Okuma Romalılara 5,12-19 İncil Mt 4,1-11

Birkaç gün önce Paskala’ya Hazırlık Devresine girdik. Bu dönemin liturjik rengi her şeyi anlatıyor: bu, tövbe zamanıdır, bu dönemde çeşitli şekillerde ciddi bir şekilde hayatımızın dönüşümü ile ilgileniyoruz. Sık sık duyduğumuz ‘tövbe etmek’, nedir? Basitçe şöyle diyebiliriz: tövbe etmek, Adem’den İsa’ya geçmektir! Adem, kendisine hayat verenin sözünü dinledi, ama sonra başka bir sese, Allahı’nın ve Babası’nın sevgisinden şüphelenen o sese güvenmeyi tercih etti. O sesi dinleyerek, bizim günah dediğimiz itaatsizliğe vardı. Bu kelime sadece Yahudi ve Hristiyan çevrelerinde bilinir ve kullanılır: burada Adem’den söz edilir. Diğer insanlar bu kelimeyi, yani ‘günah’ kelimesini bilmezler, bu yüzden bugün yanlış anlaşılma riskini göze almamak için onu kullanmaktan çekiniyoruz.

Bizler Adem’in çocuklarıyız. Allah’ın sözünden şüphelenmeye, hatta O’nun kıskanç olduğunu ve bizim mahvolmamızı istediğini düşünmeye alışkın olanlar tarafından bu dünyaya getirildik ve yetiştirildik. Allah’tan şüphe etmeye alıştık, hatta O’nun talimatlarını kasten değiştirdik, tıpkı ayartıcı sesin Havva ile yaptığı gibi: “Allah gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?”. Allah böyle değil de, sadece bir ağaçtan yiyemeyeceklerini söylemişti. Ama ayartıcı, Havva’yı tartışmaya kışkırtarak onu kendi düşüncelerine çekiyor. Buradan, sevgiyi bilmeyene hak vermeye geçmek çok kolaydır.

John St. Long

Tövbe etmek, Adem’den İsa’ya geçmektir. İsa da ayartıcıyla uğraşmalıydı. Bu, yani Şeytan, kimseyi esirgemez. O her zaman, İsa ile de, Allah’ın Sözü’nden hareket eder ve tartışmaya çekmeye çalışır. İsa’nın kulaklarında hala Ürdün Nehri’nde duyduğu “Bu benim sevgili Oğlumdur” sözleri olduğunu bilen şeytan, O’na bunu hatırlatarak başlıyor,ama, tabii ki, bencil bir amaçla. Allah’ın Oğlu’nun yeteneklerini kendi çıkarları için mucizeler yapmak üzere kullanmasını öneriyor: önce taşları ekmeğe dönüştürerek açlığını gidermesinin, sonra Allah’a şantaj yaparak, kendi kibrini tatmin etmek için bir mucize yapmasını ve son olarak, Allah’ın Oğlu olduğu için insanları herkesten daha başarılı bir şekilde yönetebileceğine O’nu inandırarak, dünyanın krallıklarının başına geçmesinin gerektiğini söylüyor. O’nu bu krallıkların başına kim koyacaktı? Tam da o, ayartıcıŞeytan, Allah’ın ve insanların düşmanı. Ve İsa da onun şiddetli ve baskıcı yöntemlerini kullanmak zorunda kalacaktı.

İsa tartışmanın tehlikeli olduğunu bildiği için mantık yolunu izlemiyor. Kutsal Yazılardaki peygamberlik Sözünü hatırlıyor. «Allah’ın Oğluysan…» provokasyonuna Kendi içinde şöyle cevap veriyor: ‘Evet, ben Allah’ın Oğluyum, buna inanıyorum ve bunu kanıtlamama gerek yok. Madem ki oğluyum, Allah benim Babamdır, beni sever ve bu yüzden ben O’na itaat ederim. O’nun Sözünü dinlerim, onu gerçekleştirmek, O’na itaat etmek için’.

İsa’nın Kutsal Yazıları okuduğu için işte, hafızasında kalan cevaplar: “İnsan yalnız ekmekle değil, Allah‘ın ağzından çıkan her sözle yaşar”: o Söz’den bizler de hayat alırız. Mucize talebine şöyle cevap veriyor: Allahın olan Rab’bi sınamayacaksın; bu O’na inanmamak, O’nu Allah olarak kabul etmemek, O’nun yerine geçmek anlamına gelecekti. Biz Allah’ın bizi zaten sevdiğine inanırız, bize bunu kanıtlamasına gerek yoktur. Ve insanları egemenlik altına alarak onların iyiliğini isteme önerisine karşılık, işte sır: «Allahın olan Rab’be tap, yalnız O’na kulluk et»: bu, O’na her zaman itaat ederek, tüm kalbiyle O’nu severek kendilerini Allah’ın çocukları olduklarını kabul etmeye ihtiyaç duyan insanları sevmenin emin yoludur. Silah ve şiddet kullanarak insanları sevdiğini düşünenler, sevginin ne olduğunu bilmezler. 

Adem’den İsa’ya geçmek; Allah’ın güçlü olduğunu düşünmekten, her zaman seven bir Allah’ın sevgisini hatırlamaya geçmek demektir. Dolayısıyla tövbe etmek, bu bakış açısının değişmesidir: kendimi, sağlığımı, insanlar arasında şöhretimi aramıyorum, onların üzerinde güç sahibi olmaya çalışmıyorum, bunun yerine Allah’ımın hayatını yaşamaya çalışacağım; nasıl? Seveceğim, hizmet edeceğim, alçakgönüllü ve uysal olacağım, sevinç ve şükranla.

Aziz Pavlus, sürekli ve sebatkar olacak bu dönüşümümüzün, bu tövbe etmemizin üzerinde düşünmemize yardımcı olur. O bize, Çünkü eğer ölüm bir tek adamın suçu yüzünden o tek adam aracılığıyla egemenlik sürdüyse, Allah’ın bol lütfunu ve aklanma bağışını alanların bir tek adam, yani İsa Mesih sayesinde yaşamda egemenlik sürecekleri çok daha kesindir diyor. Adem ve Havva, kendi mantıklarıyla hepimizi itaatsizlik yoluna sokarak bizleri mahvettiler, İsa ise dinleyişi ve itaatkar sevgisiyle, hepimizi Allah Baba’nın gözünde hoş kılar, O’na benzer kılar, böylece bizler dünyayı, ezici bir krallıktan, göklerin krallığına, şenlik, birlik, barış ve özgürlük krallığına dönüştürebiliriz!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre 6. Pazar Günü – A yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Sir 15,15-20 Mezmur 118 2. Okuma 1Kor 2,6-10 İncil Mt 5,17-37

Sirak kitabından duyduğumuz ilk cümle şudur: «Eğer O’nun emirlerine uymak istiyorsan, onlar seni koruyacaktır; eğer O’na güveniyorsan, sen de yaşayacaksın». Bu sözler bize doğru bakış açısını veriyor: Allah’ın emirleri O’nun kaprisleri değil, büyük bir bilgeliğidir. Onlar bizi korur ve düşmanımızın bencilliklerinin ve yalanlarının aldatmacalarından savunur. «Rab’bin bilgeliği büyüktür; güçlü ve kudretlidir, O, her şeyi görür»: gerçekten O sadece geçmişi değil, geleceği de görür; bizim nasıl olduğumuzu, gerçekte neye ihtiyacımız olduğunu bilir, çünkü bizi yaratan O’dur. Bu nedenle O’na, O’nun her sözüne güvenebiliriz. O’nun bizi aldatmak gibi bir çıkarı yoktur, çünkü bizi sevgisiyle yarattı!

Maalesef Allah’ın bilgeliği insanlar tarafından, hatta onu sıradan insanlara tanıtmak ve açıklamakla görevli olanlar tarafından bile saptırıldı. İsa, ortaya çıkan zor ve aldatıcı durumu bilip buna çare bulmaya çalışmaktadır. Bunu, “dağdaki” vaazından anlıyoruz. İsa bu konuşmaya mutluluklar ilanı ile başlamıştı ve öğrencilerin, yani Kendini izleyenlerin dünya için ne kadar değerli olduklarını söyleyerek devam etmişti: gerçekten tam da öğrencileri göklerin krallığını oluşturacaklar.

Bugün okuduğumuz uzun metinde İsa, herkesin alıştığı çarpıtmaları ve değişiklikleri düzeltmek için Allah’ın bazı emirlerini gözden geçiriyor. Öncelikle, kuralları kesinlikle değiştirmek istemediğini, aksine onları Allah’ın Kendisinin demek istediği gibi anlayabileyelim diye tam olarak aydınlatmak istediğini söyleyerek başlamaktadır. Gerçekten şöyle diyor: Kutsal Yasa’yı ye peygamberleri, yani bildiğimiz Allah’ın Sözünü tamamlamaya geldim”. Pekı tamamlamaya geldim” ne anlama geliyor? Öncelikle, Baba’nın isteğini sevgi isteği olarak bilmemizi ve onu, aldığımız sevgiye sevgiyle karşılık olarak yaşamamızı sağlamak anlamına geliyor. İsa, “göklerin krallığı” olarak yaşamayı öğrenmemizi istiyor. Bu söz, öğretilerinde sık sık geçiyor. Her zaman, dünyada, ama yabancılar olarak yaşadığımızı hatırlamalıyız: yaşam tarzımız, göklerin krallığında yaşamak olarak ayırt edilip tanımlanıyor. Bunun içindir ki, bizim doğruluğumuz din bilginleri ve Ferisilerinkinden farklı ve onlarınkinden üstündür: onlar bu krallığı henüz tanımıyorlar ve onun kralını kabul etmedikleri için onu yaşamıyorlar.

İsa’nın bugünkü sayfada ele aldığı sözler, on emirden bazılarıyla ilgilidir. Öncelikle, bizim beşinci emir olarak bildiğimiz: “Öldürmeyeceksin”! Peder Allah bu sözü Musa’ya verdiğinde, Kayin’den başka kimi düşünmüştü ki? Kayin ne yapmalıydı? Mademki kardeşi Habil’in sunduğu kurban Alllah’ın hoşuna gitmişti, kardeşini kendinden daha çok saymalıydı değil mi? Ve de ondan sevmeyi ve alçakgönüllülükle yaşamayı da öğrenebilirdi!

Ve altıncı emri okuduğumuzda: “Zina etmeyeceksin”, bunu düşüncelerimizde yaşamaya başlamamız gerekmez mi? Zina; başkalarının suçu yüzünden değil, Allah’ın erkeğin yanına koyduğu kadın armağanına sadık kalmaya dikkat etmediğimiz için oluyor. Allah’ı tanımayan halklar bile zina yapmaktan tiksinmektedirler: Mısır firavununun, karısı Sara’yı zina yapabilecek duruma düşüren İbrahim’i azarladığını yeniden okumak yeterlidir. Bu sözü tamamlamaya kadar yaşamak için gözümüz, elimiz ve ayağımız ile kararlılıkla davranmamız gerekecektir. Bakışlarımızın, işimizin, ilişkilerimizin ve seyahatlerimizin, sevgi sözünün anlamını değiştirmemize neden olmasına izin vermeyeceğiz. Dünyada birçok bencil davranış sevgi olarak adlandırılır. Göklerin krallığında bu olamaz!

İnsanlarla ilişkilerimizde kelimeleri nasıl kullanıyoruz? Dünyada yeminler aldatmak ve zarar vermek için kullanılır; doğrulamalar ve yadsımalar, gerçekliği bencil çıkarlarımıza göre değiştirmek için kullanılır. Evet ve hayır, Baba’nın sevgisini tanıtmak için değil, kendimizi yüceltmek veya başkalarına itiraf etmek için kullanılır. Göklerin krallığında bu olmaz, olmamalıdır. 

Tüm emirleri, göklerin krallığını tamamlamak” için yaşayacağız; bu krallık geliyor, hatta şimdi de aramızda ve Baba’nın gönderdiği kralı, Davut’a vaat edilen, melek tarafından Meryem’e, Anne’ye, ve rüyada Yusuf’a da duyurulan o kralı çevreliyor. 

Aziz Pavlus bize, bu krallıkta, tüm insanları seven ve hepsini insanın düşmanından kurtarmak isteyen Allah’ın mükemmel bilgeliği ile konuştuğumuzu söylüyor. İsa’yı dinleyen ve seven bizlere de Allah, “her şeyi, hatta Allah‘ın derinliklerini bile iyi bilen Ruh” olan Ruhunu veriyor. Öyleyse, Allah’ın değerli emirlerini tamamlamak bizim için zor olmayacaktır!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre 5. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Yeşaya 58,7-10 Mezmur 111 2. Okuma 1 Kor 2,1-5 İncil Matta 5,13-16

Işığınız tan gibi ağaracak, çabucak şifa bulacaksınız”, Allah’ın, yoksullara yardım ederek, her türlü acıyı teselli ederek, adaleti yaşamaya ve böylece ezilenleri ayağa kaldırmaya başlayarak, tövbe eden halka verdiği sözdür. Bu, Allah’ın yüreğini etkileyen ve dünyayı cennete dönüştürmeye başlayan insanların yaşam tarzıdır. İsa, bu yeni krallığı dağda önünde toplanan öğrencilerine ve kalabalığa duyurmuştu. Neler olacağını ve O’nun sözlerine uygun bir yaşam sürerlerse hayatlarının ne kadar güzel olacağını anlamalarına yardımcı olmak için onlara Söz’ü hitap etmeye devam ediyor.

Onlar; ruh’un dilencisi, kalbi temiz, barışçı, alçakgönüllülük ve yumuşak huyluluk ile, merhamet bağışlayacı olarak yaşadıklarında, tüm dünya için büyük bir armağan olacaklardır. İsa, onların yeryüzünün tuzu” bile olacaklarını söylüyor. Tuz değerlidir: yiyeceklere tat katarak onları yenilebilir ve lezzetli hale getirir, ayrıca onları uzun süre muhafaza etmek için kullanılır. “Sizler yeryüzünün tuzusunuz” demek, “sizler vazgeçilmezsiniz” demekle eşdeğerdir: sizler olmadan yeryüzü yaşanabilir olmaz, sizler olmadan insanların yaşadığı ortamlar kaçmak istenen yerler haline gelir. İslam çoğunluklu ülkelerin devlet başkanlarının Hristiyanlardan kaçmamalarını, onları terk etmemelerini, aralarında kalmalarını istediklerinde bunu şaşkınlıkla anladık.

Thomas Gainsborough (1727-1788)

İsa, Kendisine iman edenlerin hayatının ne kadar önemli olduğunu, insanların yaşadığı ortamlarda onların varlığının ne kadar değerli olduğunu anlamamıza yardımcı olmak için başka bir benzetme daha ekliyor. “Sizler dünyanın ışığısınız”: öğrencilerin varlığı; insanların birbirlerini görmelerine, kendilerini Baba’nın sevdiği kardeşler olarak görmelerine, iyiyi kötüden ayırt etmelerine, görünür ve görünmez her şeyin gerçek değerini görmelerine yardımcı olur. Hristiyanların herhangi bir yerde varlığı, “göklerin krallığının” varlığıdır.

İsa, Kendisini dinleyen öğrencilerini takdir etmekle kalmıyor, onları ağır bir tehlikeye karşı da uyarıyor. Onlar, sadece Hristiyan olarak çağırıldıklarından dolayı tuz ve ışık değildirler. Onlar, hayatlarında İsa var olduğu sürece “tuz ve ışık”tırlar. Onlar, kendilerinde – zihinlerinde, arzularında ve eylemlerinde – İsa’nın hayatını taşıdıkları için tuz gibi yararlıdırlar. Eğer İsa artık onların içinde bulunmazsa, onlar tüm iyi niteliklerini yitirir, kendileri ve başkaları için yararsız hale gelirler. Bu nedenle, kendilerine her zaman dikkat edecekler ki, kalplerinden ve zihinlerinden Rab’bin varlığını zorla elde edilmesin. Aksi takdirde, tatsız tuz haline gelirler. Tuzun tadı ve muhafa etme özelliği, İsa’nın içinde bulunmasından kaynaklanır. Başka bir İncil metninde İsa şöyle diyor: “Bensiz hiçbir şey yapamazsınız” ve “Bende kalan çok meyve verir”.

Aynı şey “ışık” imgesi için de geçerlidir. İsa, Noel’de duyduğumuz gibi, “her insanı aydınlatan” dünyanın ışığıdır. Öğrenciler, bir odada veya başka bir odada ışığı tutan şamdanlar gibidir. Şamdanın üzerinde alev, yani İsa olmalı! Aydınlatan O’dur, öğrenciler O’nu karanlıkta mevcut kılarlar. Alevin yanık olmasına dikkat ederler: o zaman yüksekte duran şamdan, alevin aydınlatmasına izin verir. Onu saklamayacak ve de örtmeyecekler.

Metaforik imgelerden çıkalım mı? Havari Pavlus bize yardımcı oluyor. O, Korintoslulara, onların tek kurtarıcısı olan İsa’nın adıyla ve O’nun adında kendini tanıttı. İsa suçluymuş gibi çarmıha gerilmiş olsa da, Pavlus O’ndan bahsetmekten utanmadı. Aksine, tam da O’nun haçı havari olan kendisinin şerefidir.

Peki ya biz? Biz öğreniriz, ve cesaretle ve güvenle İsa’yı kalbimizde, arzularımızda, zihnimizde ve eylemlerimizde tutmaya devam ederiz. Bunu, O’nun sözüye, O’nun her esiniyle, O’nun her öğüdüyle içimizde işlemesine izin vererek yapacağız – bunların gerçekleşmeleri bize zor görünse de.

Noel’de “her şey O’nun aracılığıyla yaratıldı” diye öğrendik: bu demek ki her şey, bedenimiz ve yetenekleri ile ruhumuz dahil, O’nun izini taşıyor. Allah Baba’nın O’na, yani Oğlu’na aktardığı aynı sevgiyle yoğrulmuşuz. Allah’ın aynı özünden, yani gerçek ve karşılıksız sevgiden yapılmışız. Bizi ilgilendiren çıkarcı sevgi değildir: böyle olsaydı, kendimizi ve başkalarını aldatacaktı. İlahi sevgi; talep etmeyen, övünmeyen, kötülüğe kötülükle karşılık vermeyen, iyiliksever, kıskançlık duymayan, aksine “gerçeğe sevinen” sevgidir. Aziz Pavlus bunu tam da Korintoslulara söylüyor: onlara, “imanınız insanların bilgeliğine değil, Allah‘ın gücüne dayanması için” duyurusunu Ruh’un lütfu üzerine kurduğunu, söylüyor. Bunun için hayatımız Allah’ın ve tüm insanların gözünde değerlidir. Yeryüzü için tuz, dünya için ışık olmaktan gurur duyuyoruz: O’nun içinde kalalım! 

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre 4. Pazar Günü – A yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Sof 2,3; 3,12-13 Mezmur 145 2. Okuma 1Kor 1,26-31 İncil Mt 5,1-12

Peygamber Sefanya, düşüncelerini ve öğütlerini paylaşmak için yoksullara sesleniyor. Onun zamanında da zenginlere veya güçlülere seslenmenin bir yararı yok muydu? Allah’ın sözleri yoksullara ulaşır, yoksullar tarafından dinlenir, yoksullar bu sözleri itaat ve sevinçle, ve en önemlisi, meyve vererek yaşarlar. İsa dünyaya geldiğinde de, melekler geçici işleri, yaşamları ve konutları olan çobanları çağırdı, evlerinde ve işlerinde kendilerini güvende hisseden şehirlileri değil. Allah’ın tarzı, Nasıra’da gizlenmiş olan Meryem ile başladığı gibi, gizli kişilerle aramızda işlerini başlatmak. Ve aynen, son yüzyıllarda da, ilahi gösteriler yoksul köylü kızlarına, cahil çocuklara, üniversite diploması olmayan gençlere, hatta Kilise’nin açık düşmanlarına yönelmiştir. 

Sefanya ne tavsiye ediyor? Ülkedeki bütün alçakgönüllüler, Rab’be yönelin. Doğruluğu ve alçakgönüllülüğü amaç edinin. Yoksullara zenginlik, güvenlik, hele ki güç ve otorite aramaları söylenmez. Rab’bi, adaleti, alçakgönüllülüğü arayacaklar: Rab adildir ve alçakgönüllüdür, alçakgönüllülüğü arayan Rab’bi bulur, adaleti arayan O’nun kalbinde bulur kendini. 

Bu kısa sayfa, İncil’deki metnin güzel bir önsözüdür: İsa’nın öğrencileri tarafından yönlendirilen bir kalabalık dağa çıkmaktadır. Neden? İsa’yı arıyorlar ve onu bulmak için çaba sarf ediyorlar. Konforlarını, günlük işlerini bırakıp, dinlemelerinin rahatsız edilmeyeceği, arayışlarının başka şeylerden dağılmayacağı ıssız bir yere gidiyorlar.

Peki İsa ne yapıyor? Konuşmaya başlıyor, ağzını açıyor, sözleri tek tek dışarı çıkarıyor. Hepsi değerlidir, çünkü bu sözler O’nun sonsuzluğundan, Nasıra’da geçirdiği otuz yıllık sessizlikten, birliktelik, barış ve gerçekleşen umutlarla dolu bir gelecek vizyonundan geliyorlar.

İsa’nın söylediği sözler artık hafızamızda yer almaktadır. Artık düşünme ve arzu etme biçimimizin bir parçasıdırlar. Yine de, bu sözler yenidir. Onları daha önce duyduğumuzda, şimdi fark ediyoruz ki dikkatimiz dağılmıştı. Onları, alışkanlıklarımızı değiştiremeyeceklerini ve değiştirmemeleri gerektiğini düşünerek dinlemiştik. Bizimle İsa arasında; anladığımız, bildiğimiz, zaten Rab’bin istediği gibi olduğumuz yanılsamasını yaratan bir cam duvar olmaya izin verdik.

Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Göklerin Egemenliği onlarındır: yoksullar kimlerdir? Sadece yoksullar mı, yoksa dilenciler de mi? Ruhta dilenciye ne mutlu: yoksulluk, normalde anlaşıldığı şekliyle, ikinci planda kalıyor. Allah’ın Ruhunu, yani sevgi dolu yaşamını arzulayan, mutludur, yani Alllah’ın dostu ve müttefikidir. Bu şekilde o, İsa’nın sevilen ve seven kral olduğu göklerin krallığına katılıyor!

Ne mutlu yaslı olanlara! Onlar teselli edilecekler.” Kimler ağlıyor? İsa’nın Kutsal Şehir için ağlamasını, Lazar’ın mezarı başında ağlamasını, Kudüs’ün kadınları ve çocukları için ağlamasını paylaşanlar. İsa’nın reddedilmesi, O’na olan imansızlık, O’nun acıları için ağlayanlara ne mutlu! Bu ağlama, Baba’nın tesellisiyle karşılanıyor.

Bana olan bağlılığınızdan ötürü insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size!”. İsa’nın adı senin içinde o kadar güçlü bir şekilde mevcut ki, O’ndan nefret edenlerin nefretini çekiyorsan, Baba’nın kalbinde olursun. Korkmayacaksın; İsa’nın önceden tüm bunlara katlandığını bilerek, iftira yüzünden çektiğin utancı ve acıyı sunacaksın.

İsa’nın diğer sözleriyle devam edebiliriz, ama şimdi Aziz Pavlus’un Korintos cemaatinde, soyluların ve güçlülerin olmadığı yoksulların bir cemaatinde bu İncil’in sayfasını nasıl dinlediğine bakalım. Eğer tüm imalılar ya da çoğu, başkaları tarafından aptal olarak yargılanıyorsa, utanmamalıdırlar: onlar Allah tarafından seviliyor ve bu nedenle O’nun tarafından korunuyor ve kutsanıyor. Yoksul olabilir ve hor görülebiliriz, ama gurur duyuyoruz, çünkü aramızda, “Bizim için ilahi bilgelik, doğruluk, kutsallık ve kurtuluş olduğu” İsa var. O’nunla övünürüz ve başka bir şey aramayız. Dünya, gerçek bilgeliğin sevgiyle dolu olduğunu, gerçek adaletin insanları Kötünün adaletsizliğinden kurtaran adalet olduğunu ve kurtarılmış ve kutsanmış dünyanın göklerin krallığı haline geldiğini fark edecektir. Orada herkes yaşam, sevinç ve özgürlük bulur. Sefanya’nınbizi davet ettiği gibi, dünyayı değiştirmeye biz başlayacağız, çünkü şimdi aramızda İsa var!

P. Vigilio Covi 

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre 3. Pazar Günü -A Yılı

Hristiyanların Birliği için Dua Haftası: son gün

Allah’ın Sözü Pazar Günü1. Okuma Yeş 8,23b – 9,3 * Mezmur 26/27 * 2. Okuma 1Kor 1,10-13.17 * İncil Mt 4,12-23

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Kilise hayatında özel bir dönemi yaşamaktayız: Yüzyıllardan beri imanlıların yaşamını rahatsız eden özel bir sorunu Allah Baba’nın önüne getirmek için bir araya geldik. Bu sorun, imanı yaşarken tutarlı olmamanın, Rab İsa’nın emirlerini uygulamada ciddiyet eksikliğinin, her gün haçı taşımada sebat eksikliğinin sonucudur. Tüm bunlar, Kilise’nin yaşamından kutsallığı sildi, uyumsuzlukları, bölünmeleri, hizipçilikleri teşvik etti ve Allah’ın büyük eserlerini mahvetmeye ve yok etmeye her zaman hazır olan Bölücü, Kötü Olan’ı rahatlattı.
Aziz Pavlus, ikinci okumada duyduğumuz gibi, bazı Hristiyan cemaatlerine, özellikle Korintoslulara karşı sert bir ses kullanmak zorunda kalmıştı. Bölünmeler, Hristiyanların bir müjdeciden çok başkasına sempati duymalarından kaynaklanıyordu. Böylece, İsa’ya aşık olmadıklarını, özden çok biçime, Rab’bin Sözünden çok kendi eğilimlerine önem verdiklerini gösteriyorlardı. Havari onlara şöyle demelidir: Hiçbir müjdeci sizin için çarmıha gerilmedi. Bizi çarmıhıyla kurtaran yalnızca İsa’dır. 
Müjdeciler, O’nu tanımamıza ve sevmemize yardımcı olurlar. İsa’yı takip ederek, sempatilerimizi aşabilir ve birbirimize bağlı kalabiliriz, Rab’bin Kilisesi’nin birliğini parlatmak için kendimizi inkar edebiliriz. Rab, bu birlik için Baba’ya dua etti. O’na minnettar olmak istiyorsak, birbirimize karşı sevgi içinde kalmak için çabalayalım. Şüphe veya zorluk anlarında, cemaatte otorite sahibi olanların rehberliğine alçakgönüllü bir itaatle kendimizi bırakalım. İsa’nın Kendisi şöyle demişti: “Sizi dinleyen beni dinler, sizi hor gören beni hor görür.”
Bugünün İncil metni, ilk okumada hatırlatılan Yeşaya’nın peygamberliğini tekrarlıyor. İsa, Zabulon ve Neftali kabilelerine tahsis edilen Celile’de müjdeyi ilan etmeyebaşlıyor. Bu bölge, Yahudilerin Mezopotamya’ya sürülmesinden bu yana uzaklardan gelen farklı halkların büyük ölçüde yaşadığı bir bölgedir. Dolayısıyla, bu bölge Allah’ın Sözünün çok az bilindiği ve çok az uygulandığı bir bölgedir. Bu nedenle, bu halkların “ölümün gölgelediği ülkede yaşadıkları” söylenir. İsa, Yahya hapse atıldıktan sonra İncil’i ilan etmeye başladığında, “karanlıkta yaşayan halk büyük bir ışık gördü” tam da bu bölgede.


Öyleyse, İncilci tarafından özetlendiği şekliyle İsa’nın Sözünü dinleyelim. İsa, Yahya’nın duyurusunu tekrarlayarak başlıyor: “Tövbe edin, çünkü göklerin krallığı yaklaştı.”Bu, derin ve kesin anlamları olan güçlü bir sözdür. Davet, tövbe etmeye, yani dönüşmeye, düşünme biçimlerini değiştirmeye yöneliktir. Düşünce ve akıl yürütme biçimindeki değişimin nedeni göklerin krallığının yaklaşmasıysa, işte, bunu anlayabilir ve hemen sevinçle kabul edebiliriz. 
Göklerin krallığı yaklaştıysa, bu, kralın geldiği ve Kendisine itaat edecekleri bir araya toplamayı beklediği anlamına geliyor. Kralın isteklerini, arzularını; alçakgönüllü, mütevazı, merhametli, bu dünyada yaygın olan ve herkese önerilen, herkesten kabul edilen tutkularından hür olan Kralın davranışlarını benimsemek için Kralı gözlemleyerekdüşüneceğiz. 
Bunu nasıl yapacağız? İncil’in bu sayfası bize somut örnekler sunuyor. Göklerin krallığının yaklaştığı için dönüşenlerin dönüşümü nasıldır? Simun ve Andreas’a, Yakub ve Yuhanna’ya bakalım. Dört adam, dördü de işlerine ciddi bir şekilde bağlı. Göklerin krallığının kralı olan İsa’yı gördüklerinde ve sesini duyduklarında, artık işlerini ve iş aletlerini, kazancını, akrabalarını memnun ederek yaşamayı düşünmüyorlar. İsa’nın düşüncelerini, isteklerini ve davranışlarını gerçekten benimsiyorlar: O’nu izliyorlar. 

O’nu fiziksel olarak adımlarıyla izliyorlar, ama yavaş yavaş, sabırla ve birçok zorlukla, içsel dürtülerini, sempatileri ve antipatileri, öne çıkma arzusunu, üstünlük hayallerini, hatta yorgunluktan ve haçlardan kaçınma çabalarını yenerek O’nu izlemeyi öğreniyorlar. Bu alçakgönüllülük ve uysallık tavırlarıyla O’nu izlemek hemen olmaz, zaman alıyor: bunu en iyi bilen Petrus olarak adlandırılan Simun’dur.
İsa’yı izleyen, kendisinin “Zabulon ve Neftali toprakları” olduğunu, “karanlıkta yürüyen bir halk”ın parçası olduğunu fark ediyor ve de “bir ışık doğduğunu” ve bu ışığın, kendisine büyük bir sevinç vererek ulaştığını hissediyor. Allah’ın Sözü, adımlarına ışık olmaya devam ediyor!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Dönem – 2. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Hristiyanların Birliği için Sekiz Günlük dua: ilk gün

1. Okuma Yeşaya 49,3.5-6 * Mezmur 39 * 2. Okuma 1 Korintliler 1,1-3 * İncil Yuhanna 1,29-34

Yakup’un oymaklarını canlandırmak, sağ kalan İsrailliler’i geri getirmek için kulum olman yeterli değil.

Seni uluslar için ışık da yapacağım.” Peygamber Yeşaya halka böyle sesleniyor. O, halkın Allah’ın sevdiği tek halk olmadığını, küçük ve zayıf olmasına rağmen, diğer tüm halklar için ilahi bir görev aldığını anlamasına yardımcı olmak istiyor. Bunun en bariz sonucu, İsrail halkının üyeleri, başta liderleri olmak üzere, Allah’tan aldıkları tüm Sözlere itaat etmeleri ve büyük bir alçakgönüllülükle diğer halklara karşı sevgi beslemeleri olacaktır: çünkü Allah, merhametini herkese ulaştırmak istemektedir. Aksi takdirde, bu halk kendisine verilen görevi yerine getiremeyecektir. Bu nedenle, tüm üyelerinin gerçekten kendi yüreğinin ve eylemlerinin dönüşmesi arzusunu beslemeleri gerekmektedir: dönüşmek, yani Allah’ın arzularını, planlarını, isteğini, nihayetinde merhametini içlerinde kabul etmek.

Maalesef halkın ve tapınağın kahinlerinin liderleri tarafından reddedilen İsa, kendilerine verilen görevin başkalarına verilmesi gerektiğini söylemek zorunda kalacaktır. Bildiğimiz gibi, bu başkaları, O’nun Kilisesi, O’nunla yakınlık içinde yaşayan öğrencileridir. O zamandan bu yana geçen yirmi yüzyıl boyunca, bu sözler sık sık tekrarlanmıştır: Hristiyanlarda, özellikle de Kiliselerin sorumlu üyelerinde, sürekli bir değişme arzusu, yaygın bir kutsallık arzusu uyandırmalıydılar, ancak bu her zaman gerçekleşmedi. 

Tam da bugün, dünyanın dört bir yanındaki birçok Kilise ve Hristiyan toplulukla birlikte, Baba’dan tövbe etme lütfunu elde etmek için sekiz günlük bir dua dönemine başlıyoruz. Hepimizin, İsa’nın sözleriyle bize gösterdiği isteğinden hareket ederek yeniden başlamaya sürekli ihtiyacımız var. Hepimizin herkesi sevme görevi var. Hiç kimse ayrıcalıklı değildir, ama hepimiz tüm halklara, tüm dinlerin mensuplarına, Hristiyanları bölen bütün mezheplere ve hatta Allah’ın varlığını inkar edenlere, Baba’nın İsa’nın kurbanı aracılığıyla üzerimize dökmeye devam ettiği sadakat, merhamet zenginliğini ve kutsallığı gösterme ve verme görevinle üstlenmiş oluruz.

The First Two Disciples – John 1:35-42

Bugün öncü Yahya bize İsa’dan bahsediyor: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Allah Kuzusu!” O, kurban sunağında Allah’a sunulan kuzu gibi kendi hayatını, kendi kanını sunuyor. Ve bu sevgi sayesinde, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını kazanıyor. Dünyada başka hiç kimse insanların kalplerindeki ve yaşamlarındaki günahları ortadan kaldıramaz. Günah var olduğu için, sadece başkalarınınkinde, sadece hala inanmayanların yaşamında değil de, bizim irademizde, uzuvlarımızda, düşüncelerimizde günah var olduğu için her zaman pişmanlık duyacağız.

İnanmayanlar, birliğimizin mucizesini gördüklerinde imana gelecekler. Bize egemen olan ve bizi yok eden kusurlarımıza ve günahlarımıza rağmen birbirimizi sevdiğimizi gördüklerinde, Babamız olan Allah’a iman edeceklerdir. Herkese, tüm dünyaya karşı Hristiyan olan bizlerin büyük bir misyonumuz var.

Yahya, kendisine şöyle söylendiğini aktarıyor: “Ruh’un üzerine indiğini ve üzerinde kaldığını gördüğün kişi, Kutsal Ruh’la vaftiz eden O’dur.” İsa; sadece bizim arınmamız için değil, bizim kutsallaştırılmamız için de Kendini feda Edendir. Bizi Kutsal Ruh’a, yani tek ve üçlü Allahımızın birliktelik yaşamına daldıran, O’dur. O’nun yaşamına dalmış olarak, O’nu özümseriz, O’nunla dolup taşarız, öyle ki, yaşayacağımız dünyayı değiştiririz. Baba’nın Oğul’a ve Oğul’un Baba’ya olan sevgisiyle doyduğumuzda, farkında olmadan da, bulunduğumuz her yerde onu yayacağız. Karşılaştığımız tüm insanlara, Allah’ımızın iyiliğinin, güzelliğinin, sadakatinin, bilgeliğinin ve sabrının tadını tattıracağız.

Bu görev sadece birkaç kişiye mahsus değildir. Aziz Pavlus, Korintoslu Hristiyanlara yazdığı mektupta, onlara şöyle belirtiyor: “Mesih İsa’da kutsal kılınmış ve kutsal olmaya çağrılmış… Rabbi İsa Mesih’in adını her yerde çağıran. “Kutsal olmaya çağrılmış ”, işte bizim kimliğimiz budur. Bunu unuttuğumuzda, sadece iman kardeşlerimiz için değil, tüm dünya için de skandal oluruz. Öyleyse, bugün mektubu yazan havari ve sekreteri Sostene’nin yaptığı gibi, bunu birbirimize tekrar edeceğiz. Sen kutsalsın! Sen Rabbimiz İsa Mesih’in adını çağırıyorsun: biz de Babamızın kutsallığını ortaya koymak için birbirimize yardım edeceğiz! 

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it