Efkaristiya Bayramı – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma: Yasa 8,2-3.14-16; Mezmur 147 2. Okuma: 1Korintliler 10,16-17 İncil: Yuhanna 6,51-58

Bugünkü bayram her Hristiyan için bir armağandır. Her pazar, hatta hayatımızın her günü herkese iletmek istediğimiz o şükranı, o sevinci, o kesinliği alenen ve güçlü bir şekilde göstermemize yardımcı olur. Gerçekten, sevincimizin, hem evde hem de her yerde gerçek kardeşler olarak yaşamamızın sırrı olan bir Ekmek ve bir Kadehimiz vardır. 

Aziz Pavlus bu ekmeği ve bu kadehi “kutsama kadehi” ve “bölüştüğümüz ekmek” olarak adlandırır. Ve bunların Mesih’in Bedeni ve Kanı ile birleşmemiz olduğunu söyler. Bunlar, bizi Rabbimizle, Baba’nın bizimle birlikte olan Allah olması için dünyaya gönderdiği İsa ile bir yapan Allah’ın armağanlarıdır. O Bedeni yiyip o Kanı içerek hayatımız artık eskisi gibi değildir: Allah’ın parçası oluruz.

İsa bunu Yahudilere açıklamaya çalışıyordu. Onlar anlamıyordular, tıpkı bizim de İsa’nın bize aktarmak istediği şeyi anlamakta zorlandığımız gibi. Biyolojik olmayan bir yaşam vardır. Biyolojik yaşam, ancak bir ilişki kurabildiğinde kendini gösterir. Ölü cevap vermez ve konuşmaz, kimseyle ilişkisi yoktur. Ama İsa’nın bahsettiği ve bizim de yaşamamız için önem gösterdiği hayat, bizi Peder ile, Baba’nın sevgisiyle ilişkilendirir: buna ruhsal hayat, içsel hayat, sonsuz hayat ya da basitçe “hayat” diyebiliriz. 

Belki bu hayatın tam da O, İsa olduğunu anlayabiliriz: O’nunla ilişki içinde olan bizler. O, içimizde, Babasından her şeyi almamızı ve O’na cevap vermemizi sağlar: O, Baba ile birdir. Beslememiz gereken hayat budur. İsa, Kafarnaum’da konuşurken, Yahudilere kendi manevi anlayışı ile onların her zaman maddi kalan anlayışı arasındaki farkı anlamalarını sağlamaya çalışırken, işte bu yaşamı kastetmektedir. Onlar için bir insanın kanını içmeyi ve etini yemeyi anlamak ya da kabul etmek imkansızdır. Buna şaşırmıyoruz: bizim için de bu sözleri kabul etmek imkansız olurdu. Ama Rab gökten inen Ekmekten daha önce söz etmişti ve o Ekmek, yiyebileceğimiz ve yememiz gereken O’nun Eti olacaktır. 

Peki, “yemek” ve “içmek” ne anlama gelir? Bu, bizi yaşatan, içimizde kalan ve bizi dönüştüren, kendisinin de dönüştüğü bir gerçekliği içimize almak değil midir? Eğer O’nun etini yersek ve kanını içersek, O’nunla bir olacağız, O da bizimle. İsa’nın ulaşmak istediği budur, bizi akıl yürütme ile başka bir düzeye çıkarmak. Bunu başka simgelerle de söyleyecektir, örneğin asma ve çubuklar simgesi ile: biz O’nun içinde, O da bizim içimizde, böylece hayatımız ilahi, yani ebedi olur ve bizler, sevgi olan Allah’ın hayatını dünyaya taşıyanlar oluruz. 

Baba ve Oğul’un sevgisi dünyanın mayası olacak, meyve veren tohum olacak, her şey dünyanın değişmesi için, dünyanın göklerin krallığına dönüşmesi için. Bugünkü bayram, içsel, ilahi gerçekliklere hayranlık içinde bir bakıştır; bu gerçeklikler, yaşadığımız dünyayı nefretin, bencilliğin ve zulmün yuvasından, herkesin arasında paydaşlık, bayram, barış ve uyumun olduğu bir yere dönüştürür. 

Yediğimiz Ekmeğe tapıyoruz, onu gözümüzün önüne koyuyoruz çünkü ağzımıza girmesinin yanı sıra gözlerimizi, düşüncelerimizi, değerlendirmelerimizi de meşgul etsin ve tüm insanlara ve her şeye olan bakışımız, Allah’ın sevgisine hayranlık dolu bir bakışa dönüştürülsün. Gerçekten ekmek birçok kişinin, hatta herkesin iş birliğini akla getirir. O Ekmeği görmek, sadece Mesih’in Bedeni’ne sevgi ile bakmak değildir çünkü onda tüm insanların birliğini ve çabalarını, birçok kişinin sevgisini ve sevincini, onların emeklerini ve gizli acılarını görürüz. O Ekmek sadece toprağın meyvesi değil, sonsuz sayıda insanın, Allah tarafından kutsanmış emeğinin meyvesidir. O, köylerin ve şehirlerin sokaklarından geçerken O’na tapınacağız ve ne olduğunu bilmeseler de, birçok kişinin hayatına girsin diye duayı kalbimizde tutacağız.

Çölde Musa’nın peşinden yürüyen Yahudilere de böyle olmuştu: onlar ‘mannanın’ ne olup nereden geldiğini bilmediklerine rağmen onunla besleniyordular ve o onları hayatta tutup yolllarına devam etmeleri için onlara güç veriyordu. Bunun amacı, onların “insanın sadece ekmekle yaşamadığını, insanın Rab’bin ağzından çıkanla yaşadığını”anlamalarıydıAynı şekilde biz de İsa’nın Ekmeğini yerken ve ona sevgi ile bakarken, onun Rab’den geldiğini ve bize verdiği hayatın O’nun hayatı olduğunu biliriz: sevgi ve sadık merhamet olan Allah’a ortak oluruz!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it