TÜM AZİZLERİN BAYRAMI – 1 Kasım

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma: Vahiy 7,2-4.9-14; Mezmur 23; 2. Okuma: 1.Yuhanna 3,1-3; İncil: Matta 5,1-12

Bugünkü bayramı anlamamıza yardımcı olabilecek yanıt olan mezmurun bir dizesiyle başlıyorum: «Kim Rab’bin dağına çıkabilir? Kim O’nun kutsal yerinde durabilir? Elleri pak, yüreği temiz olan, gönlünü putlara 
kaptırmayan kişi». Mezmur yazarı kendine, ya da bize, iki soru soruyor: Biz insanlar Allah’a yaklaşabilir miyiz? O’nun yanında durabilir ve O’na eşlik etmenin tadını tadabilir miyiz? Bu bizce mümkün değildir, çünkü 
O’nun kutsallığı ve yüceliği bizi layık olmaktan uzak kılıyor. Ve sonra cevapları veriyor. Allah’a yalnızca «Elleri pak, yüreği temiz olan», yani kötülük ya da intikam duygularına, dünyasal ya da yalancı duygulara yer vermeyenler yaklaşabilir. «Gönlünü putlara kaptırmayann», yani aldatıcı ve sahte imgelerden uzak duran kişi de Allah’ın yanında kalabilir. Bizim Allahımızın, bu dünyadaki putlar olarak adlandırılan tanrılar gibi olmadığını biliyoruz: onlar insanın kötü duygularını da yaşarlar. Aslında onlar insan tarafından hayal edilmiştir ve bu nedenle insanın imkanlarını aşamazlar: onları bizden daha iyi olarak hayal etmeyi bile bilemeyiz.


Cevap, Allah’a yakın olma imkanının var olduğunu söylüyor: Azizler bu imkanı bilir ve yaşarlar. Onlar putları tamamen terk etmişlerdir ve İsa’nın sevgisi sayesinde «Elleri pak, yüreği temiz»dir. Aziz Yuhanna, Vahiy Kitabı’nda anlatılan vizyonlarında, “her ulustan, her oymaktan, her halktan ve her dilden oluşan, kimsenin sayamayacağı kadar büyük bir kalabalık” gördü. Bunlar, meleklerle birlikte, İsa’yı gönderen Allah’a 
ve Kendini bizim için Kuzu gibi feda eden İsa’ya duydukları sevinci haykıranlardı. Bunlar, hayatları Baba’nın hayatıyla, yani sevgisiyle bir bütün haline geldiği için, bizim Azizler olarak adlandırdığımız kişilerdir. Yine 
Yuhanna, birinci mektubunda, bizim hakkımızda “Allah’ın çocukları” olduğumuzu söyler. Bir düşünün: Allah’ın çocukları! Bu ifadeyi duymaya alışkın olmasaydık, bize abartılı, hatta küfür gibi gelebilirdi. Allah’ın çocukları! Kutsallığın ve yüceliğin niteliklerini taşıyan Allah’ın yaşamını bizler de yaşıyoruz. Elbette kendimizi Allah’ın 
çocukları olarak adlandırabiliriz çünkü Oğul, tek Oğul, biricik Oğul, Sözü, alçakgönüllülüğü ve haçı aracılığıyla hayatımıza girdi. Dolayısıyla biz de İsa sayesinde Azizlerin kutsallığını paylaşıyoruz. Sayılması imkansız olanların listesini uzatıyoruz! Fakat Yuhanna bize bir şart olduğunu söyler: bu, “kendini O’nun saf olduğu gibi arındıran” kişiler için geçerlidir. İçimizde ve yaşamımızda dünyayı yöneten putlar varsa, kutsal ve Allah’ın çocukları olmak mümkün değildir. Bugün sevgi ve saygıyla andığımız Azizler, kendilerini arındırma 
çabasını göstermişlerdir; bu, İsa’nın haçını ve “putlara yönelmeyen” kimsenin hayatından asla eksik olmayan kendi haçlarını taşımak pahasına gerçekleşmiştir. Hayranlık duyduğumuz, izlemek istediğimiz, bizi peşinden sürükleyen birer örnek olan bu Azizlerin hayatı nasıldır? Bunu İsa’nın Kendisinden dinleyelim. Bunu, işlerini bırakıp dağda O’nu izleme yorgunluğuna giren öğrencilerine ve kalabalığa yönelttiği ilk konuşmasında bize 
söylemiştir. Orada on kez sevinç haykırışında bulunmuştur. Şimdi, O’nunla birlikteyken, on emri yerine getirmenin artık bir yük olmadığını anlamamıza yardım etmek istiyordu; çünkü Baba’nın sevgisini deneyimleme lütfuna sahibiz; bu sevgiyi O’ndan alıyoruz ve onu herkese sunarak yaşıyoruz. İsa’nın, O’nu dinleyenlere yansıyan sevinci, dokuz kez “Ne mutlu” sözcüğüyle, onuncu kez ise “Sevinçle coşun” sözcüğüyle ifade edilir. Sanki şöyle diyormuş gibi: “Artık ben, İsa, geldim; Musa’nın başlattığı yol sona eriyor: günahlar ve sadakatsizlikle işaretlenmiş, zorlu ve yorucu bir yol, her ne kadar daima ilahi merhametin eşlik ettiği bir yol olsa da. O zamanlar sadece Musa dağa çıkabilirdi, oysa şimdi herkes Allah’ın huzuruna yaklaşabilir. Ve bunu İsa’yı dinleyerek deneyimlerler. Basit ve yoksul insanın yolunda ne olduğunu gören, İsa’dır: zorunlu olarak katlanılan değil, sadelikle kabul edilen yoksulluk; insanların yüreklerini kaplayan kötülükten gelen acı; yüreği her şeye memnun kılan alçakgönüllülük; yürek saflığı; barışı yayma arzusu; şimdiden Peder Allah’a benzerlik olan merhamet; her zaman Allah’ın isteğinde olma arzusu; zulme ve hatta iftiralara tahammül etme gücü. Tüm bunlar, “mutlu” olmayı besler ve bozmaz; sevinme ve göklerin krallığının bir parçası olma imkanını, yani Baba tarafından aramızdaki Allah olarak gönderilen krallığın kralını –İmmanuel’i– izleme, sevme, dinleme ve bu krala itaat etme imkanını elimizden almaz! Hepimiz, “masum eller ve saf kalplerle”, gözlerimiz putlardan uzak halde Allah’a yakınız!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre – 30. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma: Çıkış 2,20-26; Mezmur 17; 2. Okuma: 1.Selanikliler 1,5-10;  İncil: Matta 22,34-40

Bugünkü Allah sözünde bizim için yeni bir şey yok. “En büyük” emri ezbere biliyoruz ve onu nasıl yaşamamız gerektiğini biliyoruz. Nasıl yaşamamız gerektiğini: Neden böyle söylüyorum? Çünkü böyle bir emri aslında tam olarak asla yerine getiremeyiz. Allah’ın emirlerini yerine getirmek için İsa geldi ve bunları haçta yerine getirdi. Sevgi emrinin bizi nereye götürdüğünü görmek istiyorsak, Golgota’ya gitmeliyiz; onu yaşamak istiyorsak haçı göz önünde bulunduracağız. Bunu yapabiliriz, hatta bazen bunu yapmak da isteriz; çünkü Baba’nın cevabını biliyoruz: Oğul’un, evlatların da dirilişi ve sonsuz yüceliği. “Tüm yüreğinle, tüm ruhunla ve tüm aklınla” sözleri ulaşılamazdır. Üç kez tekrarlanan o “tüm” kelimesi bizi şaşırtır ve her zaman yetersiz 
olduğumuzun farkına varmamıza götürür. Ve bizi alçakgönüllü kılar; tıpkı Allahımız ve Babamızın alçakgönüllü olduğu gibi, tıpkı İsa’nın insanlığında ve ilahiliğinde alçakgönüllü olduğu gibi. Nasıl tüm 
yüreğimle sevebilirim? Bu imkansızdır. Bunu yapabilmek için Allah’ın Kendisiyle bir bütün olmam gerekirdi.

İsa, yorulmadan her zaman dua etmemiz gerektiğini söylediğinde içimize koyduğu arzu budur. Aslında 
“dua etmek” kelimesi, Allah ile, O’nun sevgisiyle ve dolayısıyla O’nun isteği ile bir bütün olmayı güçle arzulamak anlamına gelir. İsa, bir Kutsal Yasa bilgini olan bir Ferisi’ye cevap vermekte idi. Bu 
kişi soruyu sorarken iyi niyetli değilmiş; bu, İncil yazarı tarafından açıkça belirtilmiştir. Fakat İsa bu sefer niyetlere aldırış etmez. Soru, gerçek, derin ve ciddi bir cevabı hak etmektedir. Ferisinin atıfta bulunduğu emirler, onlara göre altı yüz on üçtü; dolayısıyla soruyu soranın ne beklediğini tahmin etmek gerçekten zor olurdu. Fakat İsa her zaman Peder’e, O’nun isteğini, yani O’nun kusursuz sevgisini bilmeye yöneliktir. Baba’yı sürekli gören kişi, soru tuzağı olsa bile soruya cevap vermekte zorlanmaz. En büyük emir, kutsal kitaplarda On Söz’ün başında belirtildiği gibi, Allah’ı her şeyin üstünde tutan emirdir: “Ben, senin Allahın Rab’bim” ve 
“Dinle, ey İsrail: Rab bizim Allahımızdır, Rab tektir. Rab’bi, Allah’ı, bütün yüreğinle, bütün ruhunla ve bütün gücünle seveceksin”. İsa bunu sevinçle duyurur; sadece Kutsal Yasa Bilgini’ne cevap vermek için değil, 
aynı zamanda öğrencilerinin de duyması için. Birinci emrin doğrulanması için gerekli olan ikinci emirle devam eder. Çünkü “dul ve yetimi” severek O’na itaat etmezsen, Allah’ı bütün yüreğinle sevmiyorsun demektir. Allah’ın, yoksulu dinlediğini ve “benden yardım dilediğinde, onun feryadını işiteceğim” diye uyaran Sözünü yerine getirmezsen, Allah’ı hiç sevmiyorsun demektir. Ve İsa, bilmeyenler ya da bilmek istemeyenler için şunu ekler: Yaşam sevgisi, evlilikte sadakat, doğru sözler söyleme, servet ve derin arzularla olan ilişki, ebeveynlere gösterilmesi gereken saygı gibi diğer tüm emirler de, tekrarlanan şu sözle bağlantılıdır: “Seveceksin”. Sevmeyi nasıl öğreniriz? İsa bugün bunu söylemiyor, ama kendi öğrencilerine şöyle diyecek: “Benim sizi sevdiğim gibi”. O, sadece bilen değil, aynı zamanda örnek vererek öğreten Öğretmen’dir. Aziz Pavlus da Selaniklilere yazdığı mektupta, tam da bu örneğin herkesi cezbettiğini ve sevgiyi görmelerine yardımcı olduğunu bize anlatır. Ayrıca, onların sevgiyle meyve veren imanlarının putperestler tarafından da bilindiğini ekler. Artık onlar şunu biliyorlar: “Putlardan Allah’a döndünüz, yaşayan ve gerçek Allah’a hizmet etmek ve göklerden O’nun Oğlu’nu beklemek için”. Hatta şunu da söyleyebilir: “Allah’a olan imanınız her yere 
yayıldı, öyle ki bundan bahsetmemize gerek kalmadı”. Müjde’yi duyurmanın en iyi ve en etkili yolu budur.
Bugün, yakın çevremizde de yeniden müjdeye ihtiyaç duyan bir dünyada yaşadığımızdan dolayı, bundan ders alabiliriz. Allah’ın bizden beklediği sevgi budur: Oğlu’nu henüz O’nunla karşılaşmamış olan herkese tanıtmak. Bizim için Allah’ı tüm yüreğimizle sevmek ve komşumuzu kendimiz gibi sevmek, sadece yetimlerin, dulların ve yabancıların maddi ihtiyaçlarına özen göstermekle kalmayacak, her şeyden önce çocukların ve 
yetişkinlerin, günahtan kurtaran tek ve gerçek Kurtarıcı olan İsa ile karşılaşma, O’nun Sözünü tanıma ve O’nun izinden gitme gibi manevi ihtiyaçlarını karşılamak anlamına gelecektir. İsa Mesih’in İncil’ini taşıyın; yararlı olan, Aziz Françesko’nun Kardeşlerine söylediği gibi, bazen sözleri de kullanmak gerekir. Bugünün Mezmur’undaki sözlerle sevinçle dua edeceğiz: “Seni seviyorum, Rab, benim gücüm, Rab, benim kayam, benim kalem, benim kurtarıcım”.
                                                                         

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre – 29. Pazar Günü – A Yılı

1.Okuma Yeşaya 45,1.4-6  Mezmur 95  2.Okuma 1.Selanikliler 1,1-5  İncil Matta 22,15-21

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Göklerin krallığında yaşayan ve Allah’ın gönderdiği krala kulak verip itaat eden kişi, bu dünyanın krallıklarının üyeleriyle ve yetkilileriyle ne tür bir ilişki kurabilir ya da kurmalıdır? Onlara tamamen yabancı mı kalmalıdır, yoksa ona görevler, sorumluluklar yüklenebilir ve onun herkes ile ilişkiler kurma imkanı olabilir mi? Bugünkü okumalar bu konuyu ele alıyor. Peygamber Yeşaya, Pers Kralı Koreş’in yaptıklarını inceliyor. MÖ 6. yüzyılda Nebukadnezar hanedanının iktidarını ele geçiren Koreş, önceki hükümdarların aksine, egemenliği altındaki halkların dinlerine saygı gösteriyordu. Bu nedenle, yetmiş yıldır Mezopotamya’ya sürgün edilmiş olan Yahudilere de, isterlerse vatanlarına dönmelerine izin verdi. Onlara Kudüs’teki şehri ve hatta tapınağı yeniden inşa etmelerine izin verdi. Bu çalışmalar için gerekli maddi yardımı da sağladı. Birçok Yahudi bu politikadan yararlandı; öyle ki, bu yeni kralı, O’nu tanımamasına rağmen, Allah’ın büyük bir armağanı ve O’nun tarafından yönlendirilen biri olarak gördüler: “Seni adınla çağırdım, sana bir unvan verdim, sen beni tanımıyor olsan da”. Peygamber Yeşaya bize bu konuda güzel bir tanıklık sunar. Bu kralın kararları tam da Allah’ın isteğidir; Allah onu kutsar ve ona refah bahşeder. Onun kararları sayesinde İsrail’in Allah’ı, herkesi seven ve herkesin yanında olan gerçek Allah olarak birçok halk tarafından tanınabilir: “Doğu’dan ve Batı’dan bilsinler ki, benden başka hiçbir şey yoktur. Ben Rab’bim, benden başka yoktur”.

Ferisiler ve Herodes yanlıları, İsa’nın ağzından uygunsuz sözler yakalamaya çalışarak onu suçlayıp mahkum edebilmek için O’nun huzuruna geldiklerinde, ulusların yöneticilerinin kesinlikle kabul edilemeyecek düşmanlar olduğu yönündeki, Yahudi halkı arasında hala yaygın olan zihniyeti kullanırlar. Allah’ın Koreş’e yönelttiği Yeşaya’nın sözlerini unutmuşlardır. Rab’be yönelttikleri soru bir tuzaktır. Eğer İsa, Sezar’a vergi ödenebileceğini söylerse, düşmanlarla işbirliği yapmama kuralına bağlı olan Ferisiler’in gözünden düşerdi. Ödenemeyeceğini söylerse, Romalılarla anlaşmak zorunda olan Herodes’in düşmanı olurdu. İsa’yı cevap vermeye teşvik etmek için, dalkavukça sözlerle başlıyorlar: “Senin doğru biri olduğunu ve Allah’ın yolunu gerçeğe uygun olarak 
öğrettiğini biliyoruz”. İsa, bu cümlelerinin aldatıcı tonunu fark eder: Gerçekten onlar, O’na itaat etmek için O’nu bir Öğretmen olarak dinlemeye hiç çalışmamışlar ya da bunu kanıtlamamışlardır. Bu sefer de İsa tepki olarak cevap vermez; İncil yazarı bunu belirtmese de, gözlerini, kulaklarını ve kalbini Babasına yöneltilmiş tutar. O, Koreş’u kutsayan ve onun pagan ve putperest olmasına rağmen halkı için onu kullanan Allah’tır. Allah, kendi evlatlarına iyilik etmek için Tiberius Sezar’ı bile kullanabilir. Fakat evlatları, yaşamlarının her 
zaman Baba’nın elinde olduğunu unutmamalı ve unutamazlar; varlıklarını, On Emir’i, peygamberleri ve onların vaatlerini ve her şeyden önce, Vaftizci Yahya’nın daha önce müjdelediği gibi, dünyanın günahını ortadan kaldırmak için gelecek olan Mesih’i o Baba’ya borçludurlar. Bu nedenle İsa, emin ve özgür bir şekilde şöyle cevap verir: Sezar’a mı? Ona ait olanı verin. O, girişimleriyle size fayda sağlıyor. Sizden istediği parayı ona verebilirsiniz. Hatta, Yasa’ya bu kadar önem veren siz Ferisiler için: onun parasının cebinizde bile olmaması gerekirdi; zira üzerinde emirle çelişen bir resim ve küfür niteliğindeki ‘Tiberius Caesar, divi filius’ yazısı bulunmaktadır. Onu ona verin. Ama geri kalan her şeyin yukarıdan geldiğini unutmayın; Allahınızın merhametini ve sadakatini herkese, Sezar’a bile duyurmak için acil bir göreviniz olduğunu unutmayın. Kalbiniz O’na aittir. Onu her zaman O’na verin, her şeyiyle, kendi çıkarlarınız için hiçbir şey saklamadan.
Selanikliler bunu yapmaktadırlar; öyle ki Aziz Pavlus, tüm yüreğiyle Allah’a şükrediyor. Ve onlara “O’nun tarafından seçildiğinizi” hatırlatıyor; işte bu yüzden imanınız ve umudunuz, örnek niteliğinde sevgi meyveleri veriyor. Biz de kalplerimizi, hayatlarımızı, arzularımızı İsa’ya sunalım ki, varlığımız tam olarak Allah’a ait olsun! Tüm halklar için, sadece Yahudilerin değil, tüm insanların Allah’ı olan O’nun iyiliğinin ve merhametinin tanıkları olacağız. O’nu herkes için Peder olarak tanıtmak, bizim görevimizdir!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre 28. Pazar Günü A Yılı


1.Okuma Yeşaya 25,6-10 Mezmur 22 2.Okuma Filipililer 4,12-14.19-20 İncil Matta 22,1-14

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Bu pazar günü büyük bir sevinç müjdeleniyor. Peygamber, seçkin kişilerin değil, “tüm halkların” bile katıldığı, son derece zengin bir ziyafet görüyor. Neden? Şaşırtıcı bir haber geliyor: Artık insanları birbirinden 
uzak tutacak kadar korku uyandıran ölüm yok. Gelmesi gereken kişi geldi: “İşte Allahımız; O’nun bizi kurtarmasını ummuştuk”. Bu haber kesindir ve sadece İsrail halkı için değildir; o da sürekli olarak azarlanmak 
zorunda kaldığı utançtan arındırılacaktır. İsa, Yeşaya’nın bu sayfasından esinlenerek baş kahinler ve Ferisiler 
için bir benzetmesini oluşturur. Onlar, O’nun ilgisine özellikle muhtaçtırlar; tapınakta gözlerinin önünde sunulan işaretleri yorumlayamayanlardır: Körlerin gözleri açılmış, topallar sevinçten zıplamışlardır. Bunlar, peygamberlerin Mesih’in, yani Allah adına ve O’nun gücüyle halkın kurtuluşu ve iyiliği için hareket eden kişinin gelişi için öngördüğü işaretlerdi.

İşte, peygamber, bu sevincin tüm halklar için olacağını müjdeliyor. İsa, yüzbaşının ve Kenanlı kadının dualarını kabul ederek, ve de putperest topraklara girip şeytan tarafından ele geçirilmiş kişileri kurtararak bu 
tür işaretler de vermişti. Halklar için sevinç yaklaşıyor; önceden müjdelenmiş ve tadına varılmış durumda.
Şimdi İsa, hazır bir ziyafetten söz ediyor. Önderler ve Ferisiler, Yeşaya’nın müjdelediği ziyafetin sevincini düşünebiliyorlar mı? O zaman, İsa’nın kendilerinin katılmak istemedikleri şöleni kastettiğini anlarlardı. Onlar bunu önemli görmüyorlar; kendilerine göre bu, bir şölen değil. Daveti reddedenlerin yapacak başka işleri var. Kralın sevinci onları ilgilendirmiyor. Kral, oğlunun düğünü için bu ziyafeti veriyor: Oğul, gelin yani İsrail halkı için hayatı verecek. İlk davetlilerin reddetmesi üzerine, kral başka insanlar bulmak için çaba sarf ediyor: ya günahkar ya da hasta oldukları için Allah’ın huzurunda bulunmaya layık görülmeyen, “kötü ve iyi” olarak nitelendirilen, en alt tabakada sayılan herkesi buluyor. Bunlar davetten keyif alacak ve krala sevinç vereceklerdir. İsa, anlatısında onları zaten salonda, yemek yemeye ve sevinmeye hazır halde bize gösterir.
Baş kahinler ve Ferisiler neyi anlayabiliyorlar? Kendilerini, peygamberlerin vaatlerinden yararlanmak üzere Allah tarafından davet edilmiş sayanlar onlardır. Fakat onlar için bu vaatler uzak, asla gerçekleşmeyecek şeylerdir: Kendilerini, yaptıklarından kimseye hesap vermek zorunda olmayan efendiler olarak görürler. Tapınak alanında bile kendi çıkarları için rahatsız edilmeden işlerini yürütebilirler. Kesinlikle, Nasıra’dan gelen biri, kendilerinin lanetli saydıkları o halk tarafından alkışlansa bile, onların niyetlerini değiştirmez. İsa, henüz sona ermemiş olan benzetmesini sürdürür. Son kısım, öğrencileri için de bir ders olacaktır. Düğüne katılanlar arasında dikkat çeken biri vardır. Gelmiş, daveti kabul etmiştir, fakat düğün kıyafetini giymeyi reddetmiştir. Neden? Kendi kıyafetini değiştirmeyi kabul etmiyor mu? Diğer davetlilerle birlik içinde olmak için hiçbir şey 
yapmayı istemiyor mu? Bu, kibirli bir davranış mıdır? Ziyafete katılma hakkına sahip olduğunu mu düşünüyor ve bunu karşılıksız bir armağan olarak görmüyor mu? Benzetmede kral bu reddetme karşısında öfkelenir ve kibirli, iddialı adama sorular sorar. Adam cevap veremez : kutsal bir gerekçesi yoktur ve göklerin krallığına layık olmadığı için dışarı atılır. Bu krallıkta sadece alçakgönüllülere, şükran duymaktan mutluluk duyanlara yer vardır. Bunu bilmek, öğrenciler için de yararlı olacaktır, çünkü onlar da kibirli ya da gururlu ayartmalara maruz kalabilecekler. Havari, Filipililer cemaatine yazarken, onlardan aldığı armağanlar nedeniyle duyduğu sevinci dile getirir. O onlardan hiçbir zaman bir şey istememiştir; aksine geçimini sağlamak için çalışmaktan her zaman memnun olmuştur. Yakın olduğu bu cemaatten de hiçbir şey istememiştir, fakat şimdi onların cömertliğini görmekten mutluluk duymaktadır; “Allah da, Mesih İsa’da, kendi zenginliğine göre her ihtiyacınızı cömertçe karşılayacaktır” diye emindir. Böylece, kendi cemaatinden maddi yardım almayı kabul eden Aziz Pavlus’un alçakgönüllülüğünü görüyoruz. O, onlara, tanıklık eder: her şeye, açlığa da tokluğa da, alışmış, çünkü “Beni güçlendirenin aracılığıyla her şeyi yapabilirim”. İsa, her durumda, hayatında daima mevcuttur: hem açlığa hem de refaha değer kılan O’dur; tam da tapınağın baş kahinleri tarafından reddedilen O’dur. 
Onlar, İsa’nın kendilerini rahatsız ettiğini ve O’nu gereksiz buldukları için ziyafet şölenini reddettiler. Biz seni kabul ediyoruz İsa, ve Baba’nın ve senin için şenlik yapmaya çağırdığı herkesin gözünde hoş görülmek için, seninle donanmayı kabul ediyoruz!
                                                                       

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it