Kutsal Kitab’ın Okunması
1.Okuma: 1Krallar 3,5.7-12; Mezmur 118; 2.Okuma: Romalılar 8,28-30;
İncil: Matta 13,44-52
Aziz Pavlus, az sayıda sözle bize büyük bir gizemi açığa çıkarır: Allah’ı seven kişi hiçbir şeyden korkmamalıdır. İsa da başımızdaki saçların tek tek sayıldığını, bizim Allah’ın gözlerinde çok serçelerden
daha değerli olduğumuzu söylerken aynı gerçeği doğrulamıştı. Havari, Allah’ın sevgisinin bizi sardığını, doldurduğunu ve bize eşlik ettiğini bilir; bu nedenle asla korkmamalıyız. Kalbimizde taşıdığımız imana
tutarlı kalırsak ne korkarız ne de endişeleniriz. “Allah’ı sevenler için her şey iyiliğe yönelir”: ”her şey” diyen sözde her şey vardır, hiçbir şey dışarıda kalmaz. Neden korkalım ki? Babamız neye ihtiyacımız olduğunu bilir. Bazı şeylerin ters gittiğini mi düşünüyoruz? Peder bunun nedenini bilir. Kesinlikle, bizim için ya da Kilise için, bizi paydaş yapmak istediği daha büyük bir iyilik vardır. O; bizi, her zaman, haçta bile Kendisini Baba’nın ellerine teslim eden Oğlu’nun suretine ortak etmek istiyor. Biz de O’nun gibi olmaya yazgılıyız. Aziz Pavlus her zaman İsa’yı aklında tutar: gerçeten O’nun dışında sağlıklı ve kutsal hiçbir şey yoktur. Bu nedenle bizi her zaman O’na yönelmeye, O’nu arzulamaya ve O’nu kalbimizde saklamaya alıştırmak ister.

Maddi endişelerden, yani dünyanın bizi sürekli alıştırdığı endişelerden biz denenmekteyiz: dünya, sıkıntı ile yüzeysel ve ikincil şeyler için endişelenmemizi ister. Halbuki içimizde zihnimizi ve kalbimizi meşgul etmesi gereken sadece İsa’dır. İlk okuma, kral Süleyman hakkında bahseder. Krallığına başlangıcında o dua ediyor: dile getirdiği arzusu Allah’ın hoşuna gitti, öyle ki O hemen bunu yerine getirmek istedi. Süleyman elbette İsa değildir, fakat o kralın arzusu, İsa’nın hayatı boyunca beslediği – ve de Süleyman’da olmayan bir sadakat ile -ve bize de değer vermemizi öğrettiği arzuyla aynıdır. Süleyman şöyle der: “Ben bir çocuğum”; bu, onun alçakgönüllülükle dua etmesini gösterir. Kendi başına hiçbir şey yapamayacağını, ne öğüt verebilmek ne de bilgelik sahibi olmadığını bilir: öğrenmeye ihtiyacı vardır, tıpkı çocukluk çağındaki İsa’nın, öğrenmek için tapınakta öğretmenleriyle birlikte kaldığı gibi. Ve sonra: “Kuluna, iyiyle kötüyü ayırt edebilmesi için uysal bir kalp bahşet”. İyiyle kötüyü ayırt etmek; her zaman Baba’nın isteğini yerine getirebilmek, O’nun gözünde kötü olandan kaçınmak ve O’nun gözünde iyi olanı düşünmek ve yapmak demektir. İsa’nın arzusu ve kararlı isteği tam da buydu: “Benim değil, senin isteğin olsun”. Bugünkü İncil metninde İsa bize üç kısa ama çok anlamlı benzetme sunuyor. Bunlarla göklerin egemenliğinin nasıl olduğunu ve nasıl olması gerektiğini anlatıyor. Her benzetmede bunu tekrarlıyor. Göklerin krallığı değerini Kralından alır; yeryüzündeki krallıkları reddeden bir
Kral: bunlar, Şeytan’ın şiddeti sayesinde ayakta kalır ve tam da bu şiddetin sonucu olarak çöker. Göklerin krallığında dikkatin merkezinde Peder’den gönderilen Kral vardır. Gökten inen tek kişi tam da İsa’dır. Göklerin krallığına kimler aittir? İşte ilk benzetme: sıradan ama yeterince bilge bir adam, bir hazine keşfettiğinde hazinenin saklandığı tarlayı satın almak için elinden gelen her şeyi yapar. Ben de Allah’ın Oğlu, herkesin Kurtarıcısı İsa’nın varlığını keşfettiğimde O’nu izleme fırsatını kaçırmayacağım: O’nun içimde tek olmasını, O’nun hayatımın tek değeri olmasını arayacağım, kalbimi işgal eden her şeyi satmanın ya da reddetmenin bedeline mal olsa da. İkinci benzetme benzerdir. Bir adam tesadüfen değil, arayarak değerli bir inci bulur: ona sahip olmak için her şeyden vazgeçmeye hazırdır. Allah’ın sevdiği insanlara kesinlikle sunmak istediği sevgi armağanını arayanlar vardır. Bunun İsa olduğunu keşfettiğinde, adını henüz bilmesede, O’nun için her şeyden vazgeçer. Üçüncü benzetmede İsa, herkesin göklerin krallığına uygun olmadığını belirtir. Balıkçılar, avdan sonra, yakaladıkları balıkları seçmek için otururlar; zira tüm balıklar yenilebilir değildir ve dolayısıyla satışa uygun değildir. “İyi” olanlar sepetlere konur, diğerleri ise suya geri atılır. Aynı şekilde, tüm insanlar göklerin krallığına katılamaz: İsa’yı izlemek istemeyenler ya da kendi haçını taşımak için kendinden vazgeçmek istemeyenler, dünyanın krallıklarında yaşamaya ve hareket etmeye devam edeceklerdir. Ayırma işi meleklere aittir, bu yüzden biz bununla ilgilenmeyeceğiz. Tek işimiz; inciyi yani Rab’bimiz İsa olan hazinenin saklı olduğu tarlayı satın almak için her şeyi bırakmak olacatır. Hazine ve inci bizim için hazırdır; onlarla birlikte iyi insanlar olacağız, göklerin krallığının kralına hizmet etmeye hazır olacağız. Bu durumda
hiçbir şeyden korkmayacağız.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it
