TÜM AZİZLERİN BAYRAMI – 1 Kasım

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma: Vahiy 7,2-4.9-14; Mezmur 23; 2. Okuma: 1.Yuhanna 3,1-3; İncil: Matta 5,1-12

Bugünkü bayramı anlamamıza yardımcı olabilecek yanıt olan mezmurun bir dizesiyle başlıyorum: «Kim Rab’bin dağına çıkabilir? Kim O’nun kutsal yerinde durabilir? Elleri pak, yüreği temiz olan, gönlünü putlara 
kaptırmayan kişi». Mezmur yazarı kendine, ya da bize, iki soru soruyor: Biz insanlar Allah’a yaklaşabilir miyiz? O’nun yanında durabilir ve O’na eşlik etmenin tadını tadabilir miyiz? Bu bizce mümkün değildir, çünkü 
O’nun kutsallığı ve yüceliği bizi layık olmaktan uzak kılıyor. Ve sonra cevapları veriyor. Allah’a yalnızca «Elleri pak, yüreği temiz olan», yani kötülük ya da intikam duygularına, dünyasal ya da yalancı duygulara yer vermeyenler yaklaşabilir. «Gönlünü putlara kaptırmayann», yani aldatıcı ve sahte imgelerden uzak duran kişi de Allah’ın yanında kalabilir. Bizim Allahımızın, bu dünyadaki putlar olarak adlandırılan tanrılar gibi olmadığını biliyoruz: onlar insanın kötü duygularını da yaşarlar. Aslında onlar insan tarafından hayal edilmiştir ve bu nedenle insanın imkanlarını aşamazlar: onları bizden daha iyi olarak hayal etmeyi bile bilemeyiz.


Cevap, Allah’a yakın olma imkanının var olduğunu söylüyor: Azizler bu imkanı bilir ve yaşarlar. Onlar putları tamamen terk etmişlerdir ve İsa’nın sevgisi sayesinde «Elleri pak, yüreği temiz»dir. Aziz Yuhanna, Vahiy Kitabı’nda anlatılan vizyonlarında, “her ulustan, her oymaktan, her halktan ve her dilden oluşan, kimsenin sayamayacağı kadar büyük bir kalabalık” gördü. Bunlar, meleklerle birlikte, İsa’yı gönderen Allah’a 
ve Kendini bizim için Kuzu gibi feda eden İsa’ya duydukları sevinci haykıranlardı. Bunlar, hayatları Baba’nın hayatıyla, yani sevgisiyle bir bütün haline geldiği için, bizim Azizler olarak adlandırdığımız kişilerdir. Yine 
Yuhanna, birinci mektubunda, bizim hakkımızda “Allah’ın çocukları” olduğumuzu söyler. Bir düşünün: Allah’ın çocukları! Bu ifadeyi duymaya alışkın olmasaydık, bize abartılı, hatta küfür gibi gelebilirdi. Allah’ın çocukları! Kutsallığın ve yüceliğin niteliklerini taşıyan Allah’ın yaşamını bizler de yaşıyoruz. Elbette kendimizi Allah’ın 
çocukları olarak adlandırabiliriz çünkü Oğul, tek Oğul, biricik Oğul, Sözü, alçakgönüllülüğü ve haçı aracılığıyla hayatımıza girdi. Dolayısıyla biz de İsa sayesinde Azizlerin kutsallığını paylaşıyoruz. Sayılması imkansız olanların listesini uzatıyoruz! Fakat Yuhanna bize bir şart olduğunu söyler: bu, “kendini O’nun saf olduğu gibi arındıran” kişiler için geçerlidir. İçimizde ve yaşamımızda dünyayı yöneten putlar varsa, kutsal ve Allah’ın çocukları olmak mümkün değildir. Bugün sevgi ve saygıyla andığımız Azizler, kendilerini arındırma 
çabasını göstermişlerdir; bu, İsa’nın haçını ve “putlara yönelmeyen” kimsenin hayatından asla eksik olmayan kendi haçlarını taşımak pahasına gerçekleşmiştir. Hayranlık duyduğumuz, izlemek istediğimiz, bizi peşinden sürükleyen birer örnek olan bu Azizlerin hayatı nasıldır? Bunu İsa’nın Kendisinden dinleyelim. Bunu, işlerini bırakıp dağda O’nu izleme yorgunluğuna giren öğrencilerine ve kalabalığa yönelttiği ilk konuşmasında bize 
söylemiştir. Orada on kez sevinç haykırışında bulunmuştur. Şimdi, O’nunla birlikteyken, on emri yerine getirmenin artık bir yük olmadığını anlamamıza yardım etmek istiyordu; çünkü Baba’nın sevgisini deneyimleme lütfuna sahibiz; bu sevgiyi O’ndan alıyoruz ve onu herkese sunarak yaşıyoruz. İsa’nın, O’nu dinleyenlere yansıyan sevinci, dokuz kez “Ne mutlu” sözcüğüyle, onuncu kez ise “Sevinçle coşun” sözcüğüyle ifade edilir. Sanki şöyle diyormuş gibi: “Artık ben, İsa, geldim; Musa’nın başlattığı yol sona eriyor: günahlar ve sadakatsizlikle işaretlenmiş, zorlu ve yorucu bir yol, her ne kadar daima ilahi merhametin eşlik ettiği bir yol olsa da. O zamanlar sadece Musa dağa çıkabilirdi, oysa şimdi herkes Allah’ın huzuruna yaklaşabilir. Ve bunu İsa’yı dinleyerek deneyimlerler. Basit ve yoksul insanın yolunda ne olduğunu gören, İsa’dır: zorunlu olarak katlanılan değil, sadelikle kabul edilen yoksulluk; insanların yüreklerini kaplayan kötülükten gelen acı; yüreği her şeye memnun kılan alçakgönüllülük; yürek saflığı; barışı yayma arzusu; şimdiden Peder Allah’a benzerlik olan merhamet; her zaman Allah’ın isteğinde olma arzusu; zulme ve hatta iftiralara tahammül etme gücü. Tüm bunlar, “mutlu” olmayı besler ve bozmaz; sevinme ve göklerin krallığının bir parçası olma imkanını, yani Baba tarafından aramızdaki Allah olarak gönderilen krallığın kralını –İmmanuel’i– izleme, sevme, dinleme ve bu krala itaat etme imkanını elimizden almaz! Hepimiz, “masum eller ve saf kalplerle”, gözlerimiz putlardan uzak halde Allah’a yakınız!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it