Kutsal Kitab’ın Okunması
1.Okuma: Yeşaya 55,1-3 Mezmur 144; 2.Okuma: Romalılar 8,35.37-39; İncil:
Matta 14,13-21
İnsanın susuzluğu ve açlığı ciddi bir sorundur. Bunu çözmek belirli bir zeka gerektirir. Peygamber Yeşaya bunu anlamamızı istiyor. Bize şöyle soruyor: “Neden kazançlarınızı sizi doyurmayan şeylere harcıyorsunuz?”
Peygamber, bazılarının, hatta çoğunun, faydasız, hatta zararlı şeylere para harcadığını ve israf ettiğini gözlemlemişti. Susuzluğumuzu ve açlığımızı gidermek için öğrenmek, bu nedenle bilgelik ve anlayışa sahip
olanları dinlemek gerekiyor. Kimi dinleyeceğiz? “Kulağınızı bana verin ve bana gelin; dinleyin ve yaşayacaksınız,” diyor Rab. Bizi seven ve kesinlikle aldatmayan O’nu dinleyeceğiz ve O’nun bahsettiği susuzluk ve açlığın sadece midenin değil, daha da önemlisi ruhun, kalbin susuzluğu ve açlığı olduğunu hemen anlayacağız. İnsanlar genellikle “inatçı”dır (Çıkış 33:3), çünkü her zaman dünyevi hayata, bedenin ihtiyaçlarına, maddi ihtiyaçlara çok önem vermektedirler. Allah bunu bilir ve bu nedenle daha derin bir dikkat
çekmeyi umarak bu dilde konuşmaya başlar: çölde, Musa’nın arkasından yürüyen halk için aynı oldu, İsa, Allah’ın Oğlu’dur ve aynı dikkati gösterir. O’nu dinlemek için ve hastaların O’nun tarafından iyileştirilmesi için Kendisini izleyen büyük kalabalığı görünce, İsa merhamet eder. Öğrenciler, Rabbin bu merhametini herkesin yiyecek bir şeye sahip olma isteği olarak yorumlarlar.

Böylece onlara göre sorunların nasıl çözülmesi gerektiğini de görürüz: “Halkı salıver de köylere gidip kendilerine yiyecek alsınlar”. Onların görüşüne göre, bu dünyadaki herkesin genel olarak yaptığı gibi, maddi, gerçek ve acil
sorunlar para kullanarak çözülmelidir. İsa, göklerin krallığını başlatmaktadır ve bu nedenle, olan ve olacak
maddi sorunlar için de bu yeni krallığa özgü çözümleri buluyor. Burada sadece insanlar değil, Allah’ın Kendisi de mevcut ve aktiftir. Maddi sorunlarımız; ilahi, ruhsal sorunlar haline gelir; Allah’ın Kendisini Baba olarak göstermesi için ve kardeş olduğumuzu öğrenip ikna olabilmemiz için de fırsatlar haline gelir. Ve işte İsa öğrencilerini şaşırtır: “Gitmelerine gerek yok; siz kendiniz onlara yiyecek verin”. Akıl yürütmeleri ve günlük deneyimleri, iyilikle dolu olsa da, Öğretmenlerinin ne dediğini anlamaz. Kalabalık çok büyük ve yiyecek
rezervleri tamamen yetersizdir. İsa’nın cevabı, değerli bir ders haline gelir: ellerine ve gözlerine
bakılarak görülür. Ellerinde beş somun ekmek, gözleri göğe kalkmış. Orada kim var? Bir şeyler yapabilecek biri var mı? Ve neyi yapacak? İsa’nın ağzından kutsama ve şükran sözleri dökülüyor. Hiçbir şey görmüyorsak neden şükredelim? İsa, Baba, Baba olduğu için, gerçek bir Baba olduğu için, O’nun Baba olarak tanınması için sadece imanımıza, güvenimize, alçakgönüllülüğümüze ihtiyacı olan bir Baba olduğu için şükrediyor.
Ve işte, ekmekler kırılmakta ve İsa onları kırmaya devam etmektedir. Parçalar şaşkın öğrencilerin ellerini doldurmakta ve ellerinden çimenlerin üzerinde oturan insanların ellerine geçmektedirler. Bu insanların tek yapması gereken şey, itaat etmektir, İsa’nın emrettiği gibi “çimenlerin üzerine oturmak”. İstenen itaat,”çimenlerin üzerine oturmak”, kolay bir itaatti, insanın kendi mantığını aşmayı ve somut bir şey görmeden önce güven göstermeyi gerektirse de. Bu, Allah’ın sözüne dayanarak nereye gideceğini bilmedenyola çıkan İbrahim’in itaatine benzer bir itaatti. Öğrencilerin şaşkınlığı, itaat ederek artan parçaları bile topladıklarında daha da artmaktadır. Onların her birisi bir sepet taşımaktadır. İnsanların, hiç görmedikleri ve görmeyi becermedikleri Allah’ın var olduğu yukarıdan aldıkları ekmek, sevgiye duydukları açlığı ve susuzluğu gidermeye devam edecektir. Ama gördükleri sadece ekmek ve ekmek parçaları mı? Sadece bir mucizeye mi tanık oldular? Hayır, en büyük mucize, gizlice gerçekleşen, kalplerinde ve zihinlerinde saklı kalan mucizedir. Rablerinin kim olduğunu anlamaya başlıyorlar. O, sadece iyileştiren, şimdi herkesi doyuran biri de değil; sadece bu değil: O, çölde manna vermiştir; O, Peder ile öyle bir birlik içindedir ki, Kendisinin her dilediğini Peder’e yaptırabilir. Öğrencileri, İsa’nın ve Allah’ın bir olduğunu anlamaya başlıyorlar. Bunu sadece onlar anlıyor. Diğerleri henüz anlamıyor. Hiçbir şeyin, hiçbir sorunun bizi “Mesih’in sevgisinden” ayıramayacağını anlıyorlar. Hiçbir şeyden, “açlıktan, çıplaklıktan, tehlikeden, kılıçtan” bile korkmamamız gerektiğini söyleyebilecekler, bunu onların ilan etmeleri gerekecektir. İsa’nın elleri her şeyi tutabilecek güçtedir; gözleri, Baba’nın tüm kalabalıklar için olan sevgisini elde etmek üzere göğe yönelecek
güçtedir!
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it
