Kutsal Kitab’ın Okunması
1.Okuma: 1Krallar 19,9.11-13 Mezmur 84; 2.Okuma: Romalılar 9,1-5; İncil:
Matta 14,22-33
İlk okuma bizi İlyas ile birlikte Sina Dağları’ndan birine götürdü. Peygamber, onu öldürmek için peşine düşen Kraliçe Jezabel’in askerlerinden kaçıyordu. Nitekim o, Karmel Dağı’nda kraliçenin tanrısı Baal’ın tüm kahinlerini ve peygamberlerini öldürmüştü; bu tanrı, insanların tüm ahlaksızlıklarını onaylayan ve böylece halkı mahvedip onları başka halkların kölesi haline getiren bir tanrıydı. Burada, sığındığı dağda, Allah ona, tıpkı benzer bir durumda Musa’ya verdiği gibi, iyilikle bir ders vermek istiyor. Musa, Yasa’nın iki levhasını kırıp altın buzağıya tapan suçluları cezalandırdıktan sonra dağa geri dönmüştü. Allah onu kabul etti ve ona “merhametli ve bağışlayıcı, öfkesi yavaş ve sevgisi büyük olan Allah” olarak Kendini tanıttı. Böylece, Musa’nın yaptığı şeyden duyduğu hoşnutsuzluğunu ona ifade ediyordu. O cezalarla Musa halka Allah’ın gerçek yüzünü, yani merhametli yüzünü değil, kendi hayal ettiği yüzü göstermişti: öldürene kadar cezalandıran bir Allah. İlyas da Allah’ın intikamcı ve korkunç, korkulması gereken bir Allah olduğu fikrini vermişti. Tam O, yani Allah, İlyas’ı sığındığı mağaradan dışarı çağırır ve ona korkunç şeyleri gösterir: şiddetli rüzgar, deprem ve ateş. Fakat O, Allah, bu korkutucu olayların içinde yer almaz. Allah, insanları korkutacak şekilde hareket etmez. İlyas bunu bu özel deneyimle keşfeder. Onun Allah’ı, insana huzur ve ferahlık veren “hafif esintide” saklanır; bu durum insanı dehşete düşürmez, aksine onu sevindirir ve canlandırır.

Bu güzel bir derstir; imanlıları dehşete düşürmek isteyenlerin sözlerini kabul etmemek için bunu aklımızda tutmalıyız, bu sözler gökten gelen mesajlar olarak sunulsa bile. Gökten gelen mesajlara zaten sahibiz; bunlar Allah’ın Kendisinin Musa’ya ve İlyas’a verdiği mesajlardır. İlyas’la ilgili metin, bizi İncil’i dinlemeye hazırlar. İsa, öğrencilerin beş bin kişiye beş somunu dağıttıktan ve artan parçaları topladıktan sonra onları yanına çağırır. Onlar, kalabalığın tebriklerini kabul etmek için durmamalıdır: Yaşanan tüm bu başarı, Peder Allah’ın bir armağanı ve Kendisinin, İsa’nın O’na yönelttiği duanın sonucuydu. Bunun üzerine öğrenciler tekneye binerler: onlar denizde, İsa ise dağda duasına devam eder. Tekneleri dalgalar ve rüzgarla sallanıyor ve onlar
korkuyorlar. İşte İsa’nın öğretimi: Allah, insanları korkutmak isteyen Olan değildir; kalplerini sarsan o dalgaların içinde saklanmaz. Onlar korkmamalıdır; görmeseler de İsa yine de var olmaktadır. Duası O’nu
Baba’ya bağlar ve Baba, O’na ve öğrencilerine göz kulak olmaktadır. İşte İsa, su üzerinde yürüyor. Öğrencileri O’nu tanımıyorlar. Her zamankinden farklı olan her şeye, geçmiş deneyimlerinin anılarına uymayan her şeye karşı korkmaya o kadar alışmışlar ki. Korku içinde bağırıyorlar. Onları sakinleştirmek zorunda olan O’dur: “Cesaret edin, benim, korkmayın!”. O’nun sözü anında etki eder, öyle ki Petrus, İsa gibi su üzerinde yürümek ister. İsa ona izin verir. İnsanlar, iman ettiklerinde, Baba’nın sevgisinden şüphe etmediklerinde ve Oğul’un yüzünü gözden kaçırmadıklarında ilahi eylemlerde bulunabilirler. İşte Petrus,
ayaklarının altında dalgalanan su üzerinde, tekneden adımlar atıyor. Fakat imanı henüz sağlam, sebatkar ve emin değildir. Bir rüzgar esintisi yeter; bu, onun için o kadar önemli hale gelir ki, Rab’bini gözden kaçırmasına neden olur. Bir tehlikeyi İsa’dan daha güçlü mü görüyor? İman yok; iman yok olunca, ayaklarının altındaki su açılır ve o batar. İman tekrar canlı hale dönmelidir; bu da duaya dönüşür ve tam o anda İsa’nın eli Petrus’un elindedir. Kurtulmuştur! Ama azarlanması gerekir; tıpkı benim de her korkuya kapıldığımda azarlanmam gerektiği gibi: bu, bakışlarımı Rab’den başka yöne çevirdiğimin işaretidir. İşte hepsi teknenin içinde İsa’nın önünde diz çökmektedirler: «Gerçekten sen Allah’ın Oğlusun!». İsa gerçekten önemlidir, günlük yaşamımız için gereklidir; günlük yaşamımızla kurtuluşumuzun hedefine ulaşabilmemiz için gereklidir. İsa, Allah’ıın Oğlu!
Havari Pavlus’un acısını anlıyoruz: O, halkının çoğunluğunun Allah’ın Oğlu İsa’ya imanı reddettiğini görüyor. Acı çekiyor çünkü onların hayatında en önemli şey eksik: Evet, Yasa’ya ve Tapınak’taki şana sahipler, hatta bedenen İsa bile onlardan çıktı, ama onlar O’nun önünde diz çökmek istemiyorlar: onlarda kurtuluş eksik, onlarda alçakgönüllülük eksik, onlarda her şey eksik. Pavlus acı çekiyor, tıpkı torunlarının ruhlarının boş olduğunu gören büyükbabaların acı çektiği gibi: çünkü Rab İsa onların içinde yer almıyor! Bu şekilde, farkında olmadan, bir insanın sahip olabileceği en büyük zenginliğin yokluğundan acı çekiyorlar: İlyas’ın hafif esintinin tadını çıkardıktan sonra sahip olduğu gibi bir imandan.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it
