Diriliş Paskalyası – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.Okuma Havariler Kit. 10,37-44 Mezmur 117 2. Okuma Kol 3,14 İncil Yh 20,1-9

Rab’bin dirilişini kutlayan bizlere, senin Ruh’unla yenilenerek yaşam ışığında yeniden doğmamızı sağla” diye dua ettik. Peki, “Rab’bin dirilişini kutlamak” ne demektir? Bunu yapıyoruz, bundan sevinç ve mutluluk duyuyoruz ve yenilenen yaşamın meyvelerini hissediyoruz. Yine de bu söz bizim için gizemli kalıyor ve her yıl onu anlamaya çalışıyoruz. Fakat onu konuşmalardan değil, kiliselerde dinlediğimiz vaazlardan da değil. deneyimlerden anlıyoruz.

Aziz Petrus, insanların eliyle öldürüldüğünü duyurduktan sonra, İsa’nın dirilişinden bahsediyor. Allah’ın Kendisi’nin O’na yeniden hayat verdiğini ve bu nedenle O’nun ölümünü onaylamadığını bilerek, herkes şimdi bu cinayeti kınardı. 

İşte sorun da bu: Peder Allah, O’na ne tür bir hayat yeniden verdi? Önceki hayatının aynısı değil, fakat İsa, en azından öğrencilerinin O’nun gerçekten yaşadığına inanmalarına yardımcı olmak için, yeni hayatında bizim hayatımızda yaptığımız şeylerin aynısını yaptı: onlarla birlikte yedi ve içti! O’nunhayatındaki yenilik, sürekli tekrarlanan ve bizim de deneyimleyebileceğimiz bir mucizedir. Gerçekten, tövbe eden, dirilmiş ve yaşayan İsa’ya iman eden günahkar, Kilise’nin O’nun adına yakarması sayesinde gerçekten affedilmiş bulur kendini; ve aldığı bağışlanma için büyük sevinç duyabilir. Aziz Petrus ilk okumada bize bunu garanti eder. Hatta Aziz Pavlus, İsa’nın adıyla vaftiz edildiğimiz için, biz de O’nun aynı dirilişini yaşadığımızı söylüyor. 

Gerçekten, arzularımız değişti: gözlerimizi yukarıdaki şeylere yöneltiyoruz. Bizim için göksel gerçekler, göklerin krallığını oluşturabilecek ve güzelleştirebilecek her şey bizim için önemli oldu. Dünyevi şeyler artık bizi sevindirmiyor: bu dünya için ölmüş gibiyiz, çünkü yeni bir hayat yaşamaya başladık. Şairin dizeleri, Paskalya olaylarını Yaşam ve Ölüm arasındaki olağanüstü bir düelloyu, – ”Ölüm ve Hayat birbiriyle savaştı” – olarak anlatır: önce İsa’yı, sonra da imanlıları kazanmak için, birbiriyle yarışan iki ideal karakter. Elbette kazanan, öldürülen kişidir, çünkü O şimdi yaşıyor: Hayat, O’dur! Ve Meryem bunun tanığıdır: tam da Mecdelli Meryem, olayı üç kez cesedin çalınması olarak anlatmış, hatta bu suçtan dolayı doğrudan Rab’bi suçlamış olan Mecdelli Meryem! Aslında O’nu mezarda ortadan kaldıran tam da O’dur, ama nasıl? Bunu kimseye açıklamadı, ama şimdi herkes, O’nun ölü bedeninin ne olduğunu bilmeseler de, O’nun yaşadığına, bedeninde hala yaşadığına, önceki yaşamından çok daha özgür, daha somut, daha gerçek ve sürekli bir yaşam sürdüğüne inanıyor. Önceki yaşamı gerçekten ölmüş, ya da daha doğrusu, dönüşmüş durumda. Meryem’den haber almış Petrus ve Yuhanna koşarak gelirler. Koşarlar, önce Yuhanna, sonra Petrus varırlar. Yuhanna, alçakgönüllülüğüyle, Petrus’a yol verir ve Petrus mezara girerek ne olduğunu veya ne olmuş olabileceğini kontrol eder. Doğru, beden yoktur, ama bedeni saran bezlerin varlığı ve konumu, bedenin çalınmış olamayacağını kanıtlamaktadır. Bizim deneyimlerimizle tamamen yeni ve anlaşılmaz bir şey oldu.

Yuhanna da aynı şeyi gördüğünde, hiç şüphe duymaz: iman etmeye başlar. Allah’ın ve onların huzurunda tamamen yeni bir şekilde bulunan İsa’ya teslim olmaya başlar. Öğrenci iman ettı. Kutsal Yazıların en küçük ayrıntısına kadar gerçekleştiğine iman etmeye başlar, ve sadece Kutsal Yazılar değil, İsa’nın onlara birçok kez söylediği, üçüncü gün ölümden dirileceği sözlerine de iman eder. 

Anlatılanlar bunlar. Peki biz ne yapıyoruz? Nasıl yaşıyoruz? İsa’nın ölümden sonra yaşadığını bilerek coşmaktayız çünkü Öğretmen’imiz ve Rab’bimizhala bize konuşabilir ve bizi dinleyebilir. Bizlerin önünde O’nu bulan bizler, O’nu beden gözlerimizle görmesek de, O’nunla ilişki kurabiliriz. Bunu yaptığımızda, biz de O’nun yeni yaşamına katıldığımızı anlıyoruz, aksi takdirde O’nu ne dinleyebiliriz ne de O’na cevap verebiliriz. Tüm havarilerin dediği gibi, biz de dirildik. Yani, O’nun sonsuz yaşamına, O’nun Allah gibi olmasına, O’nun Allah olmasına katılmaktayız, O’nun yeni yaşamının tüm göstergelerinin ve ifadelerinin tadını çıkarmamıza kadar.

Hala ölümden ve ölüm korkusundan etkilenen bu dünyada yaşıyoruz, ama bu dünyada yabancılar gibi yaşıyoruz. Artık ölüm dünyasına değil, yaşam dünyasına aitiz: İsa’nın bizi sevdiğini hatırladığımızda ve bunu birlikte anarken duyduğumuz sevinç, kendimiz ve başkaları için bir tanıklıktır: O sonsuza dek yaşamaktadır!

Dirilmiş Rab’bimiz İsa’nın adında takdis! P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Türkiye Katolik Kiliseleri 2026 Kutsal Hafta ve Paskalya Ayin Programları

İStanbul Papalık Vekilliği Latin Katolik Kiliseleri 2026 Kutsal Hafta ve Paskalya Ayin Programları

Süryan Katolik Kilisesi Sacre Coeur Kilisesi 2026 Kutsal Hafta ve Paskalya Ayin Programı

Keldani Kilisesi 2026 Kutsal Hafta ve Paskalya Kutsal Ayin Programı

İzmir Başepsikoposluğu Aziz Yuhanna Katedrali Kutsal Hafta ve Paskalya Programı

İstanbul ve Türkiye Ermeni Katolik Patrikliği 2026 Paskalya Programı

Anadolu Havarisel Vekilliği Kutsal Hafta ve Paskalya Ayin Programları

Présence Février 2026

Février 2026

Febbraio 2026

February 2026

Şubat 2026

Présence: https://presence.org.tr/sample-page/home/

e-book : https://online.fliphtml5.com/nujev/Fevrier/#p=1

FR/IT : https://presence.org.tr/60-anni-di-presenza-dei-frati-cappuccini-a-meryem-ana-evi/

TR : https://presencet.com.tr/meryem-ana-evinde-60-yil/

Dossier: FR/IT Editorial: https://presence.org.tr/60-anni-di-presenza-dei-frati-cappuccini-a-meryem-ana-evi/

Zeytindalı Pazarı – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Yürüyüş: Matta 21,1-11

1. Okuma Yeşaya 50,4 -7 Mezmur 21 2. Okuma Filipililer 2,6 -11 İncil Matta 26,14 – 27,66

Bugün elimizde zeytin dalı tutuyoruz. Bu, kutlamaya katılan herkesin memnuniyetle yaptığı bir harekttir. Böylece, İsa’nın Kudüs şehrine girişinde orada bulunan ve O’nu sevinçle karşılayanları taklit ediyoruz. Onlar, O’nun krallığının nasıl ortaya çıkacağını bilmelerine rağmen O’nu kral olarak selamladılar. O da, henüz hiç kimsenin binmediği eşek yavrusunu getirip üzerine oturarak bunu ilan etti: bu, Kendisinin Davut’un soyundan gelen kral, yani Mesih olduğunu açıkça gösteren bir işaretti. 

Peki ya zeytin dalları? Bu kralı çevreleyenler kılıç, mızrak ve kalkan sallamıyor, bunun yerine zeytin dalları sallıyor, bunlar Nuh’u hatırlatarak barışın sembolü olacak. Nuh, sular üzerinde hala yüzen gemisinde, gagasında zeytin dalı olan güvercini kabul etti: bu, tufanla harap olmuş yeryüzünde yaşamın mümkün olduğunu müjdeliyordu. Bu dallar, onları elinde tutanların evlerinde tüm yıl boyunca görünür bir yerde kalacak: bir tablonun veya bir haçın yanında olacaklar. 

İncil’in bu bölümünde, küçük eşekle ilgili olanlar dışında, İsa’nın özel sözleri hatırlanmamaktadır. Bunun yerine, O’na eşlik edenlerin, Mezmur’usöyleyenlerin sözleri yankılanmaktadır: «Davut Oğluna hozana! Rab’bin adıyla gelene övgüler olsun, en yücelerde hozana!».

İsa, Rab’bin adıyla geliyor, bu nedenle tüm halka ve halkın her bir üyesine Allah’ın kutsamalarını getirecektir. Bu, “hozana! sözüyle ifade edilen sevinç ve coşku nedenidir. Bu söz, herkesi ve her birini ezen kötülüklerden kurtulacaklarına dair emin olarak tekrarlanıyor. Nitekim bu haykırış “Kurtar bizi, Rab!” anlamına gelir. Bu sevinçli bir haykırıştır, çünkü Baba olan Allah’ın bizi işittiği ve dileklerimizi yerine getireceği kesinliğini gösterir. Bu haykırış, hitap edildiği kişiye övgü niteliğinde olduğu için de sevinçlidir: Kurtarıcımız olan İsa’yı övüyoruz!

Bu sevinçli övgüyle, İsa’nın Istıraplarının ilanını dinlemeye hazırlanıyoruz: birkaç gün sonra İsa’ya karşı «Çarmıha gerilsin!» diye bir haykırış yükselecek. Yüreğimizde ve aklımızda hala “hozana! olacaktır ve İsa’nın zincirlenip, kırbaçlanıp, alay edilip, hakaret edilip, sonunda çarmıha gerilip gömüldüğünü görünce imanımız sabit kalacaktır. Yalvardığımız ve O’nu övdüğümüz kurtuluşun O’na tüm bunlara mal olduğunu bileceğiz. Ve O’ndanverilen kurtuluşu hala arzuluyor ve O’na yalvarıyoruz.

Dirilişin Paskalyasına gerçek, denenmiş, ama emin ve sebatkar bir sevinçle ulaşacağız ve bu sevinç, biz de günlük haçlarımızı taşıyarak İsa’yı izlediğimizde de devam edecek. Bunlar bizi korkutmayacak, çünkü bunları üçüncü günü, Allah’ın gününü bekleyerek sunacağız.

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya’ya Hazırlık Devresi 5. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Ezekiel 37,12-14 Mezmur 129 2. Okuma Romalılara 8,8-11 İncil Yuhanna 11,1-45

Son iki pazar günü, insanın susuzluğunu ve gözlerinin karanlığını sorguladık. Cevabı bulduk: gerçek ve sonsuz su kaynağı İsa’dır ve İsa aynı zamanda ışık ve ışığın kaynağıdır. Bugün, ölümün bize yaşattığı ve korkuttuğu acı nedeniyle insanları gözyaşlarına boğan yaşam susuzluğuna daha da derinlemesine dalıyoruz.

Peygamber Hezekiel mezarlardan ve mezarlıklarından bahseder: paganların arasına sürgün edilmiş halkın içinde bulunduğu duruma atıfta bulunur. Allah, bu durumdan onları diriltecek, yani: “Sizi İsrail topraklarına geri götüreceğim”. Biz de aynı “mezar” kelimesiyle, kendilerini seven bir Allah’a güvenebileceklerini bilmeyen insanların yaşadığı korkutucu durumlara atıfta bulunuyoruz. Bunlar, Allah’ı tanıyan insanın da kendi günahları yüzünden düştüğü aynı mezarlar ve kabirlerdir. Faatpeygamber bize, İbrahim’in Allah’ının, bugün Mezmur’da dua ettiğimiz gibi, “Seninle birlikte bağış vardır” ve “Rab’bin merhameti vardır” diyebileceğimiz bir Allaholduğunu hatırlatır. Öyleyse umut vardır, yani kurtuluşun geleceğine, bu nedenle mezarların açılacaklarına ve bizlerin yeniden hayata kavuşacağımıza dair kesinlik vardır. Gerçekten mezarlar açılacak olmakla kalmayacak, Ruhumu içinize koyacağım, canlanacaksınız”. İçimize girecek olan Allah’ın Ruhu, günahın öldürdüğü hayattan daha gerçek ve daha güvenli bir hayat olacaktır.

Aziz Pavlus, peygamberlerin öngördüğü aynı gerçekleri tekrarlar ve bunları, mezarın karanlığında durduramayan İsa’nın ölümüyle gerçekleşmiş olarak bize sunar. İsa’ya ait olanlar, yani ölümden diriliş, O’nun Ruh’unu kabul eden bizler için de gerçek olacaktır: Mesih İsa’yı ölümden dirilten Allah‘ın Ruhu içinizde yaşıyorsa, Mesih’i ölümden dirilten Allah, içinizde yaşayan Ruhuyla ölümlü bedenlerinize de yaşam verecektir .

Dirilmek” ve “ölümden diriliş” kelimelerini ciddiye alabilir miyiz? Bu sözler gerçekleri mi ifade ediyor, yoksa sadece mecazi imgeler mi? Bu sözler, henüz deneyimlemediğimiz, gelecek olan, bizi yenileyecek olan gerçekleri ifade ediyor ve bu nedenle bizi dinliyor, yeniliğe açık halde.

Beytanya’da yaşayan İsa’nın dostu hastalandı, ama Yahudiler tarafından öldürülmek için aranan İsa, artık Ürdün Nehri’nin ötesine sığınmıştı. Kız kardeşleri Marta ve Meryem’iın habercileri tarafından Lazar’ın ölümcül hastalığı hakkında bilgilendirildiğinde, İsa endişelenmez. Kız kardeşler, Lazar’ı iyileştirmesi için O’nun hemen gelmesini umarlar. Ama O, harekete geçmez: Lazar ve kız kardeşlerle olan dostluğuna rağmen, bu konuyla ilgilenmek istemiyor gibi görünür.

Öğrencileriyle yaptığı diyalogdan, kız kardeşlerin isteğine hemen uymamayı kasten yaptığını anlıyoruz, çünkü onların Kendisinin bir şifacı olmadığını, ama Kendisinde hayat veren Allah’ın gücünün işlediğini fark etmelerini istiyor: onlar bunu hesaba katmıyorlar ve bu yüzden inanmıyorlar. İsa, onu iyileştirmezse, “dirilmek” ve “diriliş” kelimelerini kullanabileceğini biliyor: belki o zaman Kendisine iman etmeye varacaklar? Ve işte O, mezarın önündedir. Öğrenciler korkmuşlar ve O’nun birkaç gün önce Kudüs’te Yahudilerin O’nu taşlama girişimini hesaba katmadığını hatırlıyorlar. 

Tam burada, mezar taşının önünde, “dirilmek” ve “diriliş” kelimeleri tekrar ortaya çıkar, biri Lazar’a, diğeri İsa’ya atıfta bulunur: Lazar “dirilecek olan”ve İsa “diriliş”tir. 

Orada bulunanlar için her şey gizemli, anlaşılmaz, hatta imkansızdır. Marta, kardeşinin dört gündür mezarda olduğunu ve kötü koktuğunu İsa’ya doğru söyler. Bu nedenle, O’nun sözleri, en azından onun anladığı kadarıyla, gerçekleştirilemez. Fakat, pes etmeyen bir iman vardır: “Allah’tan ne istersen, Allah sana verecektir”.

Biz de her şeyi anlamıyoruz: ama anlamak gerekli değil. İsa’nın, daha önce imkansız görünen şeyler yaptığı gibi, Allah tarafından dinleneceğini biliyoruz, bunun nasıl olacağını bilmesek de. 

Dirilmek” ve “diriliş” kelimeleri kelime oyunları mı? Kesinlikle bir gizem var: İsa, mezardan Lazar’ı çağıracak, Lazar da O’na itaat edecek; ve bu, İsa’nın Kendisi’nin,önceden planlanmış ölümünden sonra dirileceğine dair bir kehanet olacak. Lazar gözlerimizin önünde hayata dönüyor, böylece biz İsa’nın dirileceğine inanmaya hazırız. Lazar’ın hayata dönmesi, gerçek olan İsa’nın dirilişinin gerçek kehanetidir. 

Lazar ayağa kalktı ve işte, gözleri bağlı. Şimdi biz şuna inanıyoruz: “Ben diriliş ve yaşamım; bana iman eden, ölse de yaşayacak; yaşayan ve bana iman eden, sonsuza dek ölmeyecek”. Dirilmiş İsa’ya hayatımızı emanet ediyoruz, yani O’na iman ediyoruz ve hayatımız sonsuz, ilahi, kutsal, ölümün gölgesi ve perspektifi olmayan gerçek hayat haline geliyor. P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya’ya Hazırlık Devresi 4. Pazar Günü- A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma 1Samuel 16,1.4.6-7.10-13 Mezmur 22 2. Okuma Efeslilere 5,8-14 İncil Yuhanna 9,1-41

Bu Paskalya’ya Hazırlık Devresinde hayatımızda da bir şeyler gerçekleşmelidir. Ne tür bir değişim bekleyebiliriz, ya da en azından arzu edebiliriz? Okumalar bize bu konuda yardımcı olur. İlk okuma, bir peygamberin hayatındaki önemli bir olayı anlatır. Bu peygamber, Samuel’dir. O, peygamber olduğunu bilir ve bu nedenle Allah’ın bildiklerini bildiğini düşünür, ancak daha öğrenmesi gereken çok şey olduğunu, alçakgönüllü olması gerektiğini fark eder. Allah tarafından halkın yeni kralını kutsamak üzere gönderildiğinde, doğru yere, İşay’ın evine varır, ama yine de kendini kandırmaya devam eder. İşay’ın ona tanıttığı oğullar, her biri birbiri ardına, ona uygun görünür, ama hiçbiri Allah’ın seçtiği kişi değildir. Allah, tam da Samuel’e “RAB insanın gördüğü gibi görmez; insan dış görünüşe, RAB ise yüreğe bakar” diyerek anlamasını sağlamalıdır. Seçilen kişi, ona seçim için sunulmamış olan en küçük olan Davut olacaktır.

Bu, her gün aklımızda olması gereken bir gerçektir: “Rab yüreğe bakar, yaptığımız hareketleri, kullandığımız sözleri, güvendiğimiz duaları, ilahilerin güzelliğini takdir etmez. Yürek belirleyicidir, yani içimizde hareket eden şeydir: her şeyden önce Allah’a güven ve O’na teslimiyet, sonra alçakgönüllülük, sonra insan görüşlerinden özgürlük, sabır ve herkese karşı merhamet.

Allah’ın aynı görüşüne sahip olabilir miyiz? Bize evet, diyor havari. Kör olduğumuzu, karanlıkta olduğumuzu fark ediyoruz, ancak İsa’nın gelişi ve O’na bağlılığımızla kendimizi “ışığın çocukları” olarak görebiliriz. Şimdi Rab’de ışık olmamız bizim eserimiz, ”sevabımız” değildir. Bunu, bizi aydınlatan Mesih sayesinde başardık; ancak bizden bir çaba bekleniyor: “Rab’bin hoşuna gideni anlamaya çalışın” ve “konuşmaktan bile utanç duyulacak” şeylerden uzak durun.

Bütün bunlar, Yuhanna’nın İncil’inde anlatılan olayda yer almaktadır. İsa bir körle karşılaşır. Bu adam doğuştan beri kördür. Görmenin ne demek olduğunu bile bilmiyor. O, dünyanın ışığı olan İsa’yı tanımayanların simgesidir. Hiç sevgi görmemiş ve almamış, bu yüzden sadece kötülük ve ahlaksızlık bilenlerin simgesidir. Onun hakkında ne düşünebilirsin? 

İsa’nın öğrencileri, onun günahlarının büyük olduğunu, hatta belki de anne babasının günahlarının büyük olduğunu düşünüyorlar ve bunu ona söylüyorlar. Böylece kendi körlüklerini ortaya koyuyorlar. O adamın sakatlığının nedenini geçmişte bulurlar ve böylece onu yargılayabilirler. 

Allah’ın bakış açısı bu mu? Allah insanın kalbinde bunu mu bulur? Bu yöntem, günahkarlar tarafından kullanılan yöntemdir. İsa günahkar değildir, bu nedenle gözleri başka bir ışığa sahiptir. O geleceğe bakar ve gelecekte Baba’nın merhametini görür. Bu adam, hepimiz gibi günahkar olsa da, şimdi dünyanın ışığı olan İsa ile karşılaşır. Onunla karşılaşır ve O’na itaat eder: kendi gözlerine yaptığı hareketi şikayet etmeden kabul eder ve kendisine söylendiği gibi tam da Şiloha’nın suyuyla yıkanmaya gider. Artık kör değildir. İşte bu yüzden yıllardır, hep karanlıkta kalmıştı: Allah’ın yüceliği İsa aracılığıyla onda ortaya çıksın ve İsa dünyanın ışığı olarak tanınsın diye.

Ama bu yetmez. Bu adam olanları önce komşularına ve onu dilenci olarak tanıyanlara, sonra Ferisilere, sonra Yahudilere ve son olarak da anne babasına açıklamak zorundadır. Her açıklama yaptığında ve İsa’nın yaptıklarını anlattığında, kendisine ışığı veren kişiyi tanıma arzusu artar ve ona olan sevgisi büyür, ta ki O’nu henüz görmemiş ve hayatı hakkında hiçbir şey bilmiyor olmasına rağmen O’na tam güven duymaya başlar. İsa, Yahudilerin liderleri tarafından çoktan mahkum edildiği için, körlüğünden kurtulmuş olmasına rağmen, o da kovulur. Görme yeteneğini kazanması, daha doğrusu İsa’yı kurtarıcısı olarak tanıması, toplum tarafından reddedilmesine, sanki cüzzamlıymış, sanki gerçekten büyük bir günahkarmış gibi davranılmasına mal olur. Gerçeten her şey çok garip. Ama bu, tüm dünyada olan biteni açıklıyor. Vaftiz suyuna ulaşanların gözlerinde artık çamur yok, her şeyi yeni bir şekilde görüyorlar, büyük bir sevinç ve gerçek özgürlük kazanıyorlar, ama İsa’ya itaat ederek yıkanmaya gitmeyen diğerleri, onu kirli, yabancı, tehlikeli görüyor ve kendi çevrelerinden kovuyorlar. O şikayet etmez, şaşmaz. O da, şu anda kendisiyle konuşan kişiyle tanışmamış olsaydı, aynı şeyi yapardı. O’nun sözleri, onun hayatıdır. Karşılaştığı herkese bu sözleri sunacaktır. İsa bu nedenle dünyaya geldi, çünkü “görmeyenler görsün, görenler kör olsun” diye. Başka bir şekilde ifade edelim mi? Alçakgönüllü olanlar, Rab gibi yüreği görebilecekler, gururlu olanlar ve kurtarılmaya ihtiyaçları olmadığını düşünenler ise karanlıkta kalacaklar. İşte, bizim istediğimiz değişim bu: küçük, Allah’ın alçakgönüllülüğüyle zengin olmak.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it