Olağan Devre – 13. Pazar – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Papa için dua edelim

1.Okuma: 2Krallar 4:8-11,14-16 Mezmur 88’den İkinci Okuma: Rom 6,3-4,8-11 İncil: Matta 10,37-42

İsa bugünkü öğretisini şu güvenceyle sonlandırıyor: “Kim benim öğrencim olduğu için bu küçüklerden birine bir bardak soğuk su bile verirse, gerçekten size söylüyorum, ödülünü kesinlikle kaybetmeyecektir”. Kutsal Yazıları dinlerken bu kesinliğe sahipti. İlk okuma olarak duyduğumuz bu pasajı kaç kez dinlediğini kim bilebilir?

Şunemli kadın, peygamber Elişa’yı takdir ediyordu ve onu ağırlamaktan mutluluk duyuyordu, o kadar ki kocasından, Elişa’nın oradan geçerken Allah’ın bir peygamberine yakışır şekilde geceyi geçirebilmesi için, yatak, sandalye, masa ve lamba bulunan tuğladan bir oda hazırlamasını istedi. Kadının kısırlıktan dolayı acı çemekte olduğunu öğrenince, Elişa onun için Allah’tan harika bir ödül diledi: “Gelecek yıl, bu zamanlarda, kucağında bir oğul tutacaksın”. Ve öyle oldu!

İsa, Baba’nın cömertliğini ilan eder. O, Oğlu için yaptığımız her şeyi fark eder ve hiçbir şeyi, hiçbir eylemi, hiçbir sevgi davranışını karşılıksız bırakmaz. “Bir peygamberi peygamber olarak karşılayan, peygamberin ödülünü alacak; bir doğru adamı doğru adam olarak karşılayan, doğru adamın ödülünü alacak!”. Hele ki İsa’nın bir öğrencisini karşılayan, Rab’bin Kendisini karşılar! Ve Rab’bi karşılayan, O’nu dünyaya göndereni karşılar. İsa’nın bu vaatleri kesindir, çünkü Sözü asla geçmeyecek! Dahası, bu vaatler daha önce bize söylediklerini anlamamıza yardımcı olur. İsa, diğer tüm sevilen kişilerden daha çok sevilmelidir. O, bizim ve herkes için en sevgili kişidir, çünkü O, Allah’ın Kendisi için de en sevgili kişidir.

Her şeyden ve herkesten önce İsa’yı sevmek, sunduğumuz sevginin gerçek sevgi olmasını ve sevdiğimiz insanların gerçekten sevildiğini hissetmesini sağlamanın sırrıdır. İsa’yı babamdan ve annemden, kızımdan veya oğlumdan daha çok sevdiğimde, onlar benim sevgimi etkileyemezler; bu sevginin ilahi sevgi olmasını gerektirecektir. Onlara olan sevgim, onların bencilliği veya kıskançlığıyla koşullandırılmayacaktır. Onlara evet diyebileceğim gibi, onların benden istediklerinin Allah’ın isteğine uygun olmadığını anlarsam onlara hayır da diyebileceğim. Gerçekten de sevmek, memnun etmek anlamına gelmez, Baba’nın isteğini yerine getirmeye, İsa’nın öğrencileri olmaya yardımcı olmak anlamına gelir, çünkü bu şekilde onların sevinci tam olabilir.

Peki neden İsa’yı her şeyden önce ve her şeyin üstünde seviyoruz? Havari, İsa’ya olan bağlılığımızın başlangıcını düşünerek, bunu anlamamıza ve karar vermemize yardımcı oluyor. Vaftiz olmayı kabul ettiğimizde İsa tarafından karşılandık. Bu ne anlama geliyor? Rabbin ölümü ve dirilişinin varlığımızın bir parçası olduğunu alenen kabul ettik. Vaftizle, günaha ölmeye, artık Allah’a itaatsizlik eden o dünyada bulunmamaya ve ona katılmamaya karar verdik. Biz de Baba’nın sevgisinin dışındaydık, fakat Mesih İsa ile dirilmek için o hayattan vazgeçtik. Vaftiz, bir zamanlar günaha ölü olan bizi, sonsuza dek yaşayan, Baba’nın sağında oturan, ancak her gün bizimle olan İsa’nın kollarına attı.

Vaftiz gizemi ile ve içinde ölüp dirildikten sonra, varlığımızın yenilendiğinin farkındayız. Artık eskisi gibi, sadece maddi refahımızla ilgilenerek, Allah’a itaatsizlik etmemize neden olan birçok bencil arzu tarafından koşullandırılmış bir şekilde yaşamıyoruz: bu yaşam biçimi geçmişe aittir. Şimdi, Mesih’le birlikte dirilmiş olarak, O’na bakıyoruz, O’nun ardında yürüyoruz, böylece daima Baba ve Oğul’un sevgisiyle yönlendirilen yeni bir hayat yaşıyoruz. Bedenimizin tapınağı haline geldiği O’nun Kutsal Ruh’utarafından yönlendirileceğiz.

Kutsal Ruh, bakışlarımızı sürekli olarak haçtan bizi seven İsa’ya çeviriyor. O’nun sevgisini kendimize mal etmeye ve O’nu her şeyden ve herkesten daha çok sevme gücüne ve lütfuna sahip olacağız. Sevmekte olduğumuz ve her zaman sevdiğimiz herkesi seveceğiz, fakat onları yeni bir sevgiyle, onlar için de sonsuz yaşamı, kutsal sevgiyle dolu ve dünyanın etkilerinden arınmış mükemmel o yaşamı arzulayan o sevgiyle seveceğiz. İsa’nın adıyla seveceğiz, O’nun öğrencileri olduğumuz için seveceğiz, çünkü O’ndan bize ilahi sevgi verilmektedir.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Aziz Carlo Acutis’in rölikleri Türkiye’de

26 Haziran 2026 Cuma Günü İstanbul Kutsal Ruh Katedrali’nde Röliklerin görkemli karşılamasının ardından CET Başkanı ve İzmir Metropolitan Başepiskoposu Mons. Martin yönetiminde kutsal ayin kutlanacak

Daha sonra Resepsiyon ve Carlo ile tanışma toplantısı yapılacak.

“İnsanı gerçeğe yaklaştırmaya yaradığında, İnternet Allah’ın bir armağanıdır”. (Carlo Acutis)

İnterneti “Cennete giden otoyol” olarak kullanan bu genç,

kutsallığın dijital dünyada da yaşandığını bize hatırlatıyor:

İyiliği yaymak, imanı paylaşmak ve her tıklamada sevginin izini bırakmak mümkün.

Onun örneği, dijital ağları lütuf ve iman yollarına dönüştürmek için bize gayret versin.

Olağan Devre 12. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

Birinci okuma Yer 20,10-13 Mezmur 68 İkinci okuma Rom 5,12-15 İncil Mt 10,26-33

Aziz Pavlus, “Ölüm bütün insanlara yayıldı, çünkü hepsi günah işledi” der. Başka bir pasajda ölümün günahın ücreti, onun kesin meyvesi olduğunu söyler. Havari, günahtan, her türlü günahtan kendimize bakmamızı istiyor. Bu bağlamda, günahın dünyaya tek bir insan yüzünden girdiğini söylüyor. Açıkça Adem’den bahsediyor: Kutsal Kitap bize onun, Yaratıcısının Sözü yerine, ayartıcı yılanın sözüne itaat etmeyi tercih ettiğini söylüyor. Allah’ının yalancı ve insanın yıkımıyla ilgili olduğundan şüphelendi ve bu nedenle O’nun sözüne kulaklarını kapattı. Adem’in günahı, Babamızın sevgisi ve O’nu bize tanıtan Oğlu’nun sevgisiyle çelişen her günahımızı, her düşüncemizi ve her eylemimizi tanımlar. Bütün insanlığın durumunu yeniden kaldıran, günahsız tek insan olan bu Oğul’dur. O’nun Kendisini sunarak yaşadığı lütfu, karşılıksız sevgisi, hepimizin günahı ve dolayısıyla ölümü yenmesini sağlar. O, şeytanın sözünü değil, Baba’nın sözünü dinlemeyi seçerek günah ve ölümü yendi. Çölde olduğu zaman, kararını gördük.

Her insanın günahı başkalarının acı çekmesine neden olur, fakat Allah’ın sevgisi bizi bu acıdan kurtarabilir. Peygamber Yeremya bunu açık bir şekilde anlatır. Allah’a itaat etmeye ve peygamber olarak konuşmaya başladığında, “birçoklarının iftirasını”, yıkımını arayanların nefretini, kıskançlığını ve kötülüğünü fark etti. İmanı onu destekledi ve onu çağıran ve ağzına halka iletilecek sözleri koyan Allah’ın güçlü ve güven verici ellerinde olduğuna dair kesinlik verdi. O, O’na dönerek şöyle der: “Davamı sana emanet ettim”. Gözetim altında korunduğundan emindir: “RAB, yiğit bir savaşçı gibi yanımdadır”. Bu nedenle, yoksulu zulmedenlerin elinden koruyan RAB’bi övmeye herkesi davet edebilir.

İsa, İncil metninde, peygamberin bu kesinliklerine dayanmak istiyor gibi görünüyor: “İnsanlardan korkmayın”, bedeninizi öldürmekle tehdit etseler bile. Ve korkudan dolayı cesaretimizin kırılmaması için tekrar tekrar davette bulunuyor. Rabbin sözlerinden, Kendisini dinleyen ve izleyenlerin peygamber gibi nefret edilecekleri ve iftiraya uğrayacakları konusunda bizi uyarmak istediğini anlıyoruz. Gerçekten de, öğrencileri hem yaşamlarıyla hem de sözleriyle gerçek peygamberlerdir: Öğretmelerinin öğretilerini tekrarlayıp onlara uygun yaşayarak Baba’nın isteğini söyleyip gösterirler, Öğretmelerinin öğretilerini tekrarlarlar ve onlara uygun yaşarlar. Gerçekten Öğretmelerinin öğretileri herkes için önemlidir; bunları yaşayanların sevincidir, bu yüzden gölgelerde, gizli, saklı kalamazlar ve kalmamalıdırlar.

Akrabaları gibi doğal olarak bağlı olduğu kişilerden başlayarak isanları seven, onları gerçekten seviyorsa, onlara Rabbin söylediği, bilgelik ve bilgi dolu, sağlıklı ve kutsal sözleri duyurur. Bencilliklerini ve yalanlarını sürdürenlerin nefreti ve tehditleri, artık cennet krallığına ait olan, başka yerde kimsenin bilmediği barış ve sevincin hüküm sürdüğü bir krallığa ait olan imanlının sevgisini durduramaz.

İsa’yı tanıyan kişi; O’nun hayat olduğunu, gerçek sevginin herkese sunabileceği gerçek armağan olduğunu da bilir. İsa’yı dinleyen ve O’nu seven kişi, “O’nun adını çatılardan ilan eder”; kimseden korkmaz ve tekrarlayabilir: “Rab, cesur bir savaşçı gibi yanımdadır”. Allah’ın gözünde, O’nun korumasından yararlanan serçelerden daha değerli olduğunu ve Allah’ın bir baba gibi, hatta çok daha fazlası olduğunu bilir: “Başınızdaki saç tellerinin bile sayıldığını”, en küçük ayrıntısına kadar korunduğumuzu bilir.

İsa, tüm korkuları terk etme davetini, “insanlar önünde” O’nu tanıma teşviği ile sonlandırıyor. Eğer kimse O’nun varlığına ve O’nun sözünü dinlemekten ve O’na itaat etmekten gelen sevince tanıklık etmezse, insanlar nasıl kurtulacak? O’ndan utananlar veya O’nu tanıtmaktan çekinenler, herkesin Babası’nın önünde “yanlarında” O’nu bulmayacaklardır.

Günahtan ve günahtan gelen herkesi korkutan ölümden kurtuluş, İsa’dır. Hayatımızı güzel ve yaşanmaya değer kılan, O’dur. Etrafımızda bizi korkutan birçok insanın nefreti olsa bile, O’nunla birlikte yaşıyoruz. Korkmayacağız. Rab’bin bize sevildiğimizi, dolayısıyla korunduğumuzu ve önemsendiğimizi ısrarla hatırlattığını hatırlayacağız. Korku, her korku, bizden uzak kalacaktır!

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

P. Vigilio Covi

Olağan Devre 11. Pazar Günü – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.Okuma Çıkş. 19,2-6 Mezmur 99 2.Okuma Rom. 5,6-11 İncil Mt 9,36-10,8

Allah’ın endişesi nedir? Bugün bunu anlama fırsatımız var. Bu, dünyadaki insanların barış içinde, uyum içinde, hatta kardeşler gibi bir birlik içinde yaşayabilmelerini sağlamaktır. Allah böylesine güzel bir hayali nasıl gerçekleştirebilir? O, zorlayamaz, insanları kukla gibi yaratamaz: onların özgürlüğün tadını çıkarmalarına izin vermelidir, aksi takdirde hayatları bir hapishaneye dönüşür. Bu nedenle işine başlayabileceği insanlar bulmalıdır. Azimli bir sevgiyle, gönüllülerden oluşan küçük bir halk oluşturmaya başlar; bu halk, küçüklüğü sayesinde kendisinin yönlendirilmesine, eğitilmesine ve düzeltilmesine izin verebilir. Bu, Yakup’un on iki oğlundan doğan on iki kabile tarafından oluşturulan, İsrail olarak adlandırılacak halktır. Musa, bu halk için şefkatli ve sadık bir baba gibi davranan Allah’ın sözcüsü olur. Allah, herkesin istediği gibi anlaması riskini almamak için herkese konuşmaya cesaret edemez: bu, gerginliklere ve uyuşmazlıklara yol açabilirdi. O, tek bir kişiye, Musa’ya konuşur; Musa’nın inandırıcılığını sağlamak için, ona Kızıldeniz’i geçmeden önce ve sonra o olağanüstü olay sırasında güven verici olağanüstü yetkiler vermiştir. Musa, halkın Allah’ın önerilerine itaat etmesi halinde, «benim için tüm halklar arasında özel bir mülk olacaksınız; çünkü tüm dünya benimdir! Sizler benim için bir rahipler krallığı ve kutsal bir ulus olacaksınız» Allah’ındediğini aktarır. Onlar, Allah’ın halkı olarak adlandırılacaklar öyle ki, kendilerini ayrıcalıklı sayacak kadar: bu bir ayrıcalık değil, genel bir barış ve uyumu gerçekleştirmek için bir görevdir: Allah tüm dünyayı önemsiyor!

Musa’nın halkı, kutsal bir hayat sürmeli, Allah’ın bilgece sözlerine itaatlı bir hayat; böylece her dil ve dinden diğer tüm halklar için bir cazibe ve bir örnek haline gelecektir. İsa, o halkın Allah’ın beklentilerini boşa çıkardığını görür, bu nedenle yeni bir halk kurar. Fırsat, onu yönlendirecek ve koruyacak kimsesi olmayan, başıboş koyunlara benzeyen bir kalabalık gördüğünde gelir. O, tam da bu nedenle oradadır, fakat halklar çoktur ve hepsine ulaşamaz: nitekim O’nun saati yaklaşmaktadır. Bu nedenle, yeni yapımın temeli üzerine kuracağı, zaten tanıdığı on iki adamı çağırır. Bunlar, kendilerinin toplayacakların herkesinin birlik içinde olmalarını, özellikle de bütün diğer halklar tek bir halk olsunlar diye çalışmalarını nasıl başaracaklar? Onların Baba’nın sevgisini tanımaya, almaya ve öğrenmeye ihtiyacı vardır ki, bunu başkalarına da verebilsinler. Hasat çoktur, der onlara, ama onu toplamak için kendilerini sunanlar hala azdır. Bu nedenle On İkiye dua etmelerini önerir: Allah, kurtuluş sözünü yaymak için başka kişileri de çekebilir, fakat bunu yapabilmesi için duaya ihtiyacı vardır. Dua, arzu ve iradeyle Allah Baba’yla birleştirir: dua edenler, yeryüzünün her yerinde göklerin krallığını başlatmak için kendileri de nitelikli işçiler haline geleceklerdir. Biz de bu duaya katılıyoruz, her ne kadar, bugün Aziz Pavlus’un bize söylediği gibi, Allah’tan uzak kalmış,urtuluşa, bağışlanmaya ve aklanmaya muhtaç olsak da. Bu zayıflıklarımıza rağmen, vaftizden itibaren seçildik ve tüm dünyaya kurtaran Sözü götürmek, tüm ulusların insanlarını Allah’ın gözünde hoşnut kılmak için hazırlandık. Çünkü O’nun sevgisinde hiçbir şey imkansız değildir!

İsa, On İki havariyi isimleriyle çağırdı. Onları yanına almak istedi. Onlar da dua etme çağrısını duydular: bu, onların öncelikli görevi olacaktır. Ve şimdi İsa onları gönderiyor. Bu ilk seferde, sadece “İsrail evinin kayıp koyunlarına” ulaşmakla yetinecekler. Ne yapacaklar? Tıpkı Kendisinin yaptığı gibi: öncelikle vaaz verecekler, yani mevcut krallıklara alternatif olan başka bir krallığın resmi başlangıcını ilan edecekler. Bu riskli bir görev olacak, çünkü mevcut hükümdarların kıskançlığını ve hasetini uyandıracak. Ödül ya da karşılık beklemeden, tam da mevcut hükümdarların tebaalarının hayırseverleri olacaklar: hastaları iyileştirecek, ölüleri diriltecek, cüzamlıları temizleyecek ve ayrıca, kimsenin yapmadığı bir şey olarak, şeytanları kovacaklar. Bunlar var ve rahatsızlık veriyorlar, içlerinde barındıranları ve onlara yakın olanlara acı çektiriyorlar. Onları nasıl kovacaklar? Herkese İsa’yı kabul etmelerini önererek: O’nun olduğunda, onlar O’nun varlığına tahammül edemeyecekleri için gideceklerdir. Kalbinde ve hayatında İsa olmayanlar için imkansız olan diğer görevleri de kimse yerine getirmiyor. O’nun öğrencileri hastalarla ilgilenecekler, öyle ki Rab’bin Adına yalvarmaları sayesinde iyileşecekler. Ölmüş olanlar, yani ilişkileri olmayan, sevgisiz insanlar, kardeşlerine hizmet etmek için hayata geri dönecekler. Cüzamlılar yeniden insan olarak kabul edilecekler ve murdarolarak kovulmayacaklar: onlar da, kendilerinin Baba tarafından sevildiklerini ve dolayısıyla tüm evlatları tarafından da sevildiklerini fark edecekler.
Her çaba karşılıksız olacak, tıpkı Baba’nın sevgisi ve İsa’nın yılmaz sevgisinin karşılıksız olması gibi. Karşılıksızlık, etkinliğin garantisidir. Karşılıksız olan şey, Allah’ın armağanıdır: zira O’nun armağanları hayat verir!

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

P. Vigilio Covi

Présence 2026 No Speciale Pape Leon XIV

2026 No Speciale Pape Leon XIV

2026 No Speciale Papa Leone XIV

2026 No Speciale Pope Leo XIV

2026 Papa XIV. Leo Özel Sayısı

FLIP BOOK:https://online.fliphtml5.com/nujev/Papa-Leon/#p=1

TR:https://presencet.com.tr/papa-xiv-leonun-ilk-havarisel-yolculugu-ve-turkiye-ziyareti/

FR:https://presence.org.tr/le-premier-voyage-apostolique-du-pape-leon-xiv-et-sa-visite-en-turkiye/

 Efkaristiya Bayramı – A Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma: Yasa 8,2-3.14-16; Mezmur 147 2. Okuma: 1Korintliler 10,16-17 İncil: Yuhanna 6,51-58

Bugünkü bayram her Hristiyan için bir armağandır. Her pazar, hatta hayatımızın her günü herkese iletmek istediğimiz o şükranı, o sevinci, o kesinliği alenen ve güçlü bir şekilde göstermemize yardımcı olur. Gerçekten, sevincimizin, hem evde hem de her yerde gerçek kardeşler olarak yaşamamızın sırrı olan bir Ekmek ve bir Kadehimiz vardır. 

Aziz Pavlus bu ekmeği ve bu kadehi “kutsama kadehi” ve “bölüştüğümüz ekmek” olarak adlandırır. Ve bunların Mesih’in Bedeni ve Kanı ile birleşmemiz olduğunu söyler. Bunlar, bizi Rabbimizle, Baba’nın bizimle birlikte olan Allah olması için dünyaya gönderdiği İsa ile bir yapan Allah’ın armağanlarıdır. O Bedeni yiyip o Kanı içerek hayatımız artık eskisi gibi değildir: Allah’ın parçası oluruz.

İsa bunu Yahudilere açıklamaya çalışıyordu. Onlar anlamıyordular, tıpkı bizim de İsa’nın bize aktarmak istediği şeyi anlamakta zorlandığımız gibi. Biyolojik olmayan bir yaşam vardır. Biyolojik yaşam, ancak bir ilişki kurabildiğinde kendini gösterir. Ölü cevap vermez ve konuşmaz, kimseyle ilişkisi yoktur. Ama İsa’nın bahsettiği ve bizim de yaşamamız için önem gösterdiği hayat, bizi Peder ile, Baba’nın sevgisiyle ilişkilendirir: buna ruhsal hayat, içsel hayat, sonsuz hayat ya da basitçe “hayat” diyebiliriz. 

Belki bu hayatın tam da O, İsa olduğunu anlayabiliriz: O’nunla ilişki içinde olan bizler. O, içimizde, Babasından her şeyi almamızı ve O’na cevap vermemizi sağlar: O, Baba ile birdir. Beslememiz gereken hayat budur. İsa, Kafarnaum’da konuşurken, Yahudilere kendi manevi anlayışı ile onların her zaman maddi kalan anlayışı arasındaki farkı anlamalarını sağlamaya çalışırken, işte bu yaşamı kastetmektedir. Onlar için bir insanın kanını içmeyi ve etini yemeyi anlamak ya da kabul etmek imkansızdır. Buna şaşırmıyoruz: bizim için de bu sözleri kabul etmek imkansız olurdu. Ama Rab gökten inen Ekmekten daha önce söz etmişti ve o Ekmek, yiyebileceğimiz ve yememiz gereken O’nun Eti olacaktır. 

Peki, “yemek” ve “içmek” ne anlama gelir? Bu, bizi yaşatan, içimizde kalan ve bizi dönüştüren, kendisinin de dönüştüğü bir gerçekliği içimize almak değil midir? Eğer O’nun etini yersek ve kanını içersek, O’nunla bir olacağız, O da bizimle. İsa’nın ulaşmak istediği budur, bizi akıl yürütme ile başka bir düzeye çıkarmak. Bunu başka simgelerle de söyleyecektir, örneğin asma ve çubuklar simgesi ile: biz O’nun içinde, O da bizim içimizde, böylece hayatımız ilahi, yani ebedi olur ve bizler, sevgi olan Allah’ın hayatını dünyaya taşıyanlar oluruz. 

Baba ve Oğul’un sevgisi dünyanın mayası olacak, meyve veren tohum olacak, her şey dünyanın değişmesi için, dünyanın göklerin krallığına dönüşmesi için. Bugünkü bayram, içsel, ilahi gerçekliklere hayranlık içinde bir bakıştır; bu gerçeklikler, yaşadığımız dünyayı nefretin, bencilliğin ve zulmün yuvasından, herkesin arasında paydaşlık, bayram, barış ve uyumun olduğu bir yere dönüştürür. 

Yediğimiz Ekmeğe tapıyoruz, onu gözümüzün önüne koyuyoruz çünkü ağzımıza girmesinin yanı sıra gözlerimizi, düşüncelerimizi, değerlendirmelerimizi de meşgul etsin ve tüm insanlara ve her şeye olan bakışımız, Allah’ın sevgisine hayranlık dolu bir bakışa dönüştürülsün. Gerçekten ekmek birçok kişinin, hatta herkesin iş birliğini akla getirir. O Ekmeği görmek, sadece Mesih’in Bedeni’ne sevgi ile bakmak değildir çünkü onda tüm insanların birliğini ve çabalarını, birçok kişinin sevgisini ve sevincini, onların emeklerini ve gizli acılarını görürüz. O Ekmek sadece toprağın meyvesi değil, sonsuz sayıda insanın, Allah tarafından kutsanmış emeğinin meyvesidir. O, köylerin ve şehirlerin sokaklarından geçerken O’na tapınacağız ve ne olduğunu bilmeseler de, birçok kişinin hayatına girsin diye duayı kalbimizde tutacağız.

Çölde Musa’nın peşinden yürüyen Yahudilere de böyle olmuştu: onlar ‘mannanın’ ne olup nereden geldiğini bilmediklerine rağmen onunla besleniyordular ve o onları hayatta tutup yolllarına devam etmeleri için onlara güç veriyordu. Bunun amacı, onların “insanın sadece ekmekle yaşamadığını, insanın Rab’bin ağzından çıkanla yaşadığını”anlamalarıydıAynı şekilde biz de İsa’nın Ekmeğini yerken ve ona sevgi ile bakarken, onun Rab’den geldiğini ve bize verdiği hayatın O’nun hayatı olduğunu biliriz: sevgi ve sadık merhamet olan Allah’a ortak oluruz!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it