
19ª Domenica del Tempo Ordinario – A
19th Sunday of Ordinary Time – A
19ème Semaine du Temps Ordinaire – A
CET - Katolik Ruhani Reisler Kurulu
Türkiye Katolik Ruhani Reisler Kurulu -|- Թուրքիոյ Կաթողիկէ Եպիսկոպոսներու Համաժողով -|- Conférence Episcopale de Turquie -|- Conference of Catholic Bishops in Turkey -|- Conferenza Episcopale Turchia -|- مؤتمر الأساقفة الكاثوليك في تركيا

19ª Domenica del Tempo Ordinario – A
19th Sunday of Ordinary Time – A
19ème Semaine du Temps Ordinaire – A
Kutsal Kitab’ın Okunması
1.Okuma: 1Krallar 19,9.11-13 Mezmur 84; 2.Okuma: Romalılar 9,1-5; İncil:
Matta 14,22-33
İlk okuma bizi İlyas ile birlikte Sina Dağları’ndan birine götürdü. Peygamber, onu öldürmek için peşine düşen Kraliçe Jezabel’in askerlerinden kaçıyordu. Nitekim o, Karmel Dağı’nda kraliçenin tanrısı Baal’ın tüm kahinlerini ve peygamberlerini öldürmüştü; bu tanrı, insanların tüm ahlaksızlıklarını onaylayan ve böylece halkı mahvedip onları başka halkların kölesi haline getiren bir tanrıydı. Burada, sığındığı dağda, Allah ona, tıpkı benzer bir durumda Musa’ya verdiği gibi, iyilikle bir ders vermek istiyor. Musa, Yasa’nın iki levhasını kırıp altın buzağıya tapan suçluları cezalandırdıktan sonra dağa geri dönmüştü. Allah onu kabul etti ve ona “merhametli ve bağışlayıcı, öfkesi yavaş ve sevgisi büyük olan Allah” olarak Kendini tanıttı. Böylece, Musa’nın yaptığı şeyden duyduğu hoşnutsuzluğunu ona ifade ediyordu. O cezalarla Musa halka Allah’ın gerçek yüzünü, yani merhametli yüzünü değil, kendi hayal ettiği yüzü göstermişti: öldürene kadar cezalandıran bir Allah. İlyas da Allah’ın intikamcı ve korkunç, korkulması gereken bir Allah olduğu fikrini vermişti. Tam O, yani Allah, İlyas’ı sığındığı mağaradan dışarı çağırır ve ona korkunç şeyleri gösterir: şiddetli rüzgar, deprem ve ateş. Fakat O, Allah, bu korkutucu olayların içinde yer almaz. Allah, insanları korkutacak şekilde hareket etmez. İlyas bunu bu özel deneyimle keşfeder. Onun Allah’ı, insana huzur ve ferahlık veren “hafif esintide” saklanır; bu durum insanı dehşete düşürmez, aksine onu sevindirir ve canlandırır.

Bu güzel bir derstir; imanlıları dehşete düşürmek isteyenlerin sözlerini kabul etmemek için bunu aklımızda tutmalıyız, bu sözler gökten gelen mesajlar olarak sunulsa bile. Gökten gelen mesajlara zaten sahibiz; bunlar Allah’ın Kendisinin Musa’ya ve İlyas’a verdiği mesajlardır. İlyas’la ilgili metin, bizi İncil’i dinlemeye hazırlar. İsa, öğrencilerin beş bin kişiye beş somunu dağıttıktan ve artan parçaları topladıktan sonra onları yanına çağırır. Onlar, kalabalığın tebriklerini kabul etmek için durmamalıdır: Yaşanan tüm bu başarı, Peder Allah’ın bir armağanı ve Kendisinin, İsa’nın O’na yönelttiği duanın sonucuydu. Bunun üzerine öğrenciler tekneye binerler: onlar denizde, İsa ise dağda duasına devam eder. Tekneleri dalgalar ve rüzgarla sallanıyor ve onlar
korkuyorlar. İşte İsa’nın öğretimi: Allah, insanları korkutmak isteyen Olan değildir; kalplerini sarsan o dalgaların içinde saklanmaz. Onlar korkmamalıdır; görmeseler de İsa yine de var olmaktadır. Duası O’nu
Baba’ya bağlar ve Baba, O’na ve öğrencilerine göz kulak olmaktadır. İşte İsa, su üzerinde yürüyor. Öğrencileri O’nu tanımıyorlar. Her zamankinden farklı olan her şeye, geçmiş deneyimlerinin anılarına uymayan her şeye karşı korkmaya o kadar alışmışlar ki. Korku içinde bağırıyorlar. Onları sakinleştirmek zorunda olan O’dur: “Cesaret edin, benim, korkmayın!”. O’nun sözü anında etki eder, öyle ki Petrus, İsa gibi su üzerinde yürümek ister. İsa ona izin verir. İnsanlar, iman ettiklerinde, Baba’nın sevgisinden şüphe etmediklerinde ve Oğul’un yüzünü gözden kaçırmadıklarında ilahi eylemlerde bulunabilirler. İşte Petrus,
ayaklarının altında dalgalanan su üzerinde, tekneden adımlar atıyor. Fakat imanı henüz sağlam, sebatkar ve emin değildir. Bir rüzgar esintisi yeter; bu, onun için o kadar önemli hale gelir ki, Rab’bini gözden kaçırmasına neden olur. Bir tehlikeyi İsa’dan daha güçlü mü görüyor? İman yok; iman yok olunca, ayaklarının altındaki su açılır ve o batar. İman tekrar canlı hale dönmelidir; bu da duaya dönüşür ve tam o anda İsa’nın eli Petrus’un elindedir. Kurtulmuştur! Ama azarlanması gerekir; tıpkı benim de her korkuya kapıldığımda azarlanmam gerektiği gibi: bu, bakışlarımı Rab’den başka yöne çevirdiğimin işaretidir. İşte hepsi teknenin içinde İsa’nın önünde diz çökmektedirler: «Gerçekten sen Allah’ın Oğlusun!». İsa gerçekten önemlidir, günlük yaşamımız için gereklidir; günlük yaşamımızla kurtuluşumuzun hedefine ulaşabilmemiz için gereklidir. İsa, Allah’ıın Oğlu!
Havari Pavlus’un acısını anlıyoruz: O, halkının çoğunluğunun Allah’ın Oğlu İsa’ya imanı reddettiğini görüyor. Acı çekiyor çünkü onların hayatında en önemli şey eksik: Evet, Yasa’ya ve Tapınak’taki şana sahipler, hatta bedenen İsa bile onlardan çıktı, ama onlar O’nun önünde diz çökmek istemiyorlar: onlarda kurtuluş eksik, onlarda alçakgönüllülük eksik, onlarda her şey eksik. Pavlus acı çekiyor, tıpkı torunlarının ruhlarının boş olduğunu gören büyükbabaların acı çektiği gibi: çünkü Rab İsa onların içinde yer almıyor! Bu şekilde, farkında olmadan, bir insanın sahip olabileceği en büyük zenginliğin yokluğundan acı çekiyorlar: İlyas’ın hafif esintinin tadını çıkardıktan sonra sahip olduğu gibi bir imandan.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it
Kutsal Kitab’ın Okunması
1.Okuma: Yeşaya 55,1-3 Mezmur 144; 2.Okuma: Romalılar 8,35.37-39; İncil:
Matta 14,13-21
İnsanın susuzluğu ve açlığı ciddi bir sorundur. Bunu çözmek belirli bir zeka gerektirir. Peygamber Yeşaya bunu anlamamızı istiyor. Bize şöyle soruyor: “Neden kazançlarınızı sizi doyurmayan şeylere harcıyorsunuz?”
Peygamber, bazılarının, hatta çoğunun, faydasız, hatta zararlı şeylere para harcadığını ve israf ettiğini gözlemlemişti. Susuzluğumuzu ve açlığımızı gidermek için öğrenmek, bu nedenle bilgelik ve anlayışa sahip
olanları dinlemek gerekiyor. Kimi dinleyeceğiz? “Kulağınızı bana verin ve bana gelin; dinleyin ve yaşayacaksınız,” diyor Rab. Bizi seven ve kesinlikle aldatmayan O’nu dinleyeceğiz ve O’nun bahsettiği susuzluk ve açlığın sadece midenin değil, daha da önemlisi ruhun, kalbin susuzluğu ve açlığı olduğunu hemen anlayacağız. İnsanlar genellikle “inatçı”dır (Çıkış 33:3), çünkü her zaman dünyevi hayata, bedenin ihtiyaçlarına, maddi ihtiyaçlara çok önem vermektedirler. Allah bunu bilir ve bu nedenle daha derin bir dikkat
çekmeyi umarak bu dilde konuşmaya başlar: çölde, Musa’nın arkasından yürüyen halk için aynı oldu, İsa, Allah’ın Oğlu’dur ve aynı dikkati gösterir. O’nu dinlemek için ve hastaların O’nun tarafından iyileştirilmesi için Kendisini izleyen büyük kalabalığı görünce, İsa merhamet eder. Öğrenciler, Rabbin bu merhametini herkesin yiyecek bir şeye sahip olma isteği olarak yorumlarlar.

Böylece onlara göre sorunların nasıl çözülmesi gerektiğini de görürüz: “Halkı salıver de köylere gidip kendilerine yiyecek alsınlar”. Onların görüşüne göre, bu dünyadaki herkesin genel olarak yaptığı gibi, maddi, gerçek ve acil
sorunlar para kullanarak çözülmelidir. İsa, göklerin krallığını başlatmaktadır ve bu nedenle, olan ve olacak
maddi sorunlar için de bu yeni krallığa özgü çözümleri buluyor. Burada sadece insanlar değil, Allah’ın Kendisi de mevcut ve aktiftir. Maddi sorunlarımız; ilahi, ruhsal sorunlar haline gelir; Allah’ın Kendisini Baba olarak göstermesi için ve kardeş olduğumuzu öğrenip ikna olabilmemiz için de fırsatlar haline gelir. Ve işte İsa öğrencilerini şaşırtır: “Gitmelerine gerek yok; siz kendiniz onlara yiyecek verin”. Akıl yürütmeleri ve günlük deneyimleri, iyilikle dolu olsa da, Öğretmenlerinin ne dediğini anlamaz. Kalabalık çok büyük ve yiyecek
rezervleri tamamen yetersizdir. İsa’nın cevabı, değerli bir ders haline gelir: ellerine ve gözlerine
bakılarak görülür. Ellerinde beş somun ekmek, gözleri göğe kalkmış. Orada kim var? Bir şeyler yapabilecek biri var mı? Ve neyi yapacak? İsa’nın ağzından kutsama ve şükran sözleri dökülüyor. Hiçbir şey görmüyorsak neden şükredelim? İsa, Baba, Baba olduğu için, gerçek bir Baba olduğu için, O’nun Baba olarak tanınması için sadece imanımıza, güvenimize, alçakgönüllülüğümüze ihtiyacı olan bir Baba olduğu için şükrediyor.
Ve işte, ekmekler kırılmakta ve İsa onları kırmaya devam etmektedir. Parçalar şaşkın öğrencilerin ellerini doldurmakta ve ellerinden çimenlerin üzerinde oturan insanların ellerine geçmektedirler. Bu insanların tek yapması gereken şey, itaat etmektir, İsa’nın emrettiği gibi “çimenlerin üzerine oturmak”. İstenen itaat,”çimenlerin üzerine oturmak”, kolay bir itaatti, insanın kendi mantığını aşmayı ve somut bir şey görmeden önce güven göstermeyi gerektirse de. Bu, Allah’ın sözüne dayanarak nereye gideceğini bilmedenyola çıkan İbrahim’in itaatine benzer bir itaatti. Öğrencilerin şaşkınlığı, itaat ederek artan parçaları bile topladıklarında daha da artmaktadır. Onların her birisi bir sepet taşımaktadır. İnsanların, hiç görmedikleri ve görmeyi becermedikleri Allah’ın var olduğu yukarıdan aldıkları ekmek, sevgiye duydukları açlığı ve susuzluğu gidermeye devam edecektir. Ama gördükleri sadece ekmek ve ekmek parçaları mı? Sadece bir mucizeye mi tanık oldular? Hayır, en büyük mucize, gizlice gerçekleşen, kalplerinde ve zihinlerinde saklı kalan mucizedir. Rablerinin kim olduğunu anlamaya başlıyorlar. O, sadece iyileştiren, şimdi herkesi doyuran biri de değil; sadece bu değil: O, çölde manna vermiştir; O, Peder ile öyle bir birlik içindedir ki, Kendisinin her dilediğini Peder’e yaptırabilir. Öğrencileri, İsa’nın ve Allah’ın bir olduğunu anlamaya başlıyorlar. Bunu sadece onlar anlıyor. Diğerleri henüz anlamıyor. Hiçbir şeyin, hiçbir sorunun bizi “Mesih’in sevgisinden” ayıramayacağını anlıyorlar. Hiçbir şeyden, “açlıktan, çıplaklıktan, tehlikeden, kılıçtan” bile korkmamamız gerektiğini söyleyebilecekler, bunu onların ilan etmeleri gerekecektir. İsa’nın elleri her şeyi tutabilecek güçtedir; gözleri, Baba’nın tüm kalabalıklar için olan sevgisini elde etmek üzere göğe yönelecek
güçtedir!
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

17ª Domenica del Tempo Ordinario – A
17th Sunday of Ordinary Time – A
17ème Semaine du Temps Ordinaire – A
Kutsal Kitab’ın Okunması
1.Okuma: 1Krallar 3,5.7-12; Mezmur 118; 2.Okuma: Romalılar 8,28-30;
İncil: Matta 13,44-52
Aziz Pavlus, az sayıda sözle bize büyük bir gizemi açığa çıkarır: Allah’ı seven kişi hiçbir şeyden korkmamalıdır. İsa da başımızdaki saçların tek tek sayıldığını, bizim Allah’ın gözlerinde çok serçelerden
daha değerli olduğumuzu söylerken aynı gerçeği doğrulamıştı. Havari, Allah’ın sevgisinin bizi sardığını, doldurduğunu ve bize eşlik ettiğini bilir; bu nedenle asla korkmamalıyız. Kalbimizde taşıdığımız imana
tutarlı kalırsak ne korkarız ne de endişeleniriz. “Allah’ı sevenler için her şey iyiliğe yönelir”: ”her şey” diyen sözde her şey vardır, hiçbir şey dışarıda kalmaz. Neden korkalım ki? Babamız neye ihtiyacımız olduğunu bilir. Bazı şeylerin ters gittiğini mi düşünüyoruz? Peder bunun nedenini bilir. Kesinlikle, bizim için ya da Kilise için, bizi paydaş yapmak istediği daha büyük bir iyilik vardır. O; bizi, her zaman, haçta bile Kendisini Baba’nın ellerine teslim eden Oğlu’nun suretine ortak etmek istiyor. Biz de O’nun gibi olmaya yazgılıyız. Aziz Pavlus her zaman İsa’yı aklında tutar: gerçeten O’nun dışında sağlıklı ve kutsal hiçbir şey yoktur. Bu nedenle bizi her zaman O’na yönelmeye, O’nu arzulamaya ve O’nu kalbimizde saklamaya alıştırmak ister.

Maddi endişelerden, yani dünyanın bizi sürekli alıştırdığı endişelerden biz denenmekteyiz: dünya, sıkıntı ile yüzeysel ve ikincil şeyler için endişelenmemizi ister. Halbuki içimizde zihnimizi ve kalbimizi meşgul etmesi gereken sadece İsa’dır. İlk okuma, kral Süleyman hakkında bahseder. Krallığına başlangıcında o dua ediyor: dile getirdiği arzusu Allah’ın hoşuna gitti, öyle ki O hemen bunu yerine getirmek istedi. Süleyman elbette İsa değildir, fakat o kralın arzusu, İsa’nın hayatı boyunca beslediği – ve de Süleyman’da olmayan bir sadakat ile -ve bize de değer vermemizi öğrettiği arzuyla aynıdır. Süleyman şöyle der: “Ben bir çocuğum”; bu, onun alçakgönüllülükle dua etmesini gösterir. Kendi başına hiçbir şey yapamayacağını, ne öğüt verebilmek ne de bilgelik sahibi olmadığını bilir: öğrenmeye ihtiyacı vardır, tıpkı çocukluk çağındaki İsa’nın, öğrenmek için tapınakta öğretmenleriyle birlikte kaldığı gibi. Ve sonra: “Kuluna, iyiyle kötüyü ayırt edebilmesi için uysal bir kalp bahşet”. İyiyle kötüyü ayırt etmek; her zaman Baba’nın isteğini yerine getirebilmek, O’nun gözünde kötü olandan kaçınmak ve O’nun gözünde iyi olanı düşünmek ve yapmak demektir. İsa’nın arzusu ve kararlı isteği tam da buydu: “Benim değil, senin isteğin olsun”. Bugünkü İncil metninde İsa bize üç kısa ama çok anlamlı benzetme sunuyor. Bunlarla göklerin egemenliğinin nasıl olduğunu ve nasıl olması gerektiğini anlatıyor. Her benzetmede bunu tekrarlıyor. Göklerin krallığı değerini Kralından alır; yeryüzündeki krallıkları reddeden bir
Kral: bunlar, Şeytan’ın şiddeti sayesinde ayakta kalır ve tam da bu şiddetin sonucu olarak çöker. Göklerin krallığında dikkatin merkezinde Peder’den gönderilen Kral vardır. Gökten inen tek kişi tam da İsa’dır. Göklerin krallığına kimler aittir? İşte ilk benzetme: sıradan ama yeterince bilge bir adam, bir hazine keşfettiğinde hazinenin saklandığı tarlayı satın almak için elinden gelen her şeyi yapar. Ben de Allah’ın Oğlu, herkesin Kurtarıcısı İsa’nın varlığını keşfettiğimde O’nu izleme fırsatını kaçırmayacağım: O’nun içimde tek olmasını, O’nun hayatımın tek değeri olmasını arayacağım, kalbimi işgal eden her şeyi satmanın ya da reddetmenin bedeline mal olsa da. İkinci benzetme benzerdir. Bir adam tesadüfen değil, arayarak değerli bir inci bulur: ona sahip olmak için her şeyden vazgeçmeye hazırdır. Allah’ın sevdiği insanlara kesinlikle sunmak istediği sevgi armağanını arayanlar vardır. Bunun İsa olduğunu keşfettiğinde, adını henüz bilmesede, O’nun için her şeyden vazgeçer. Üçüncü benzetmede İsa, herkesin göklerin krallığına uygun olmadığını belirtir. Balıkçılar, avdan sonra, yakaladıkları balıkları seçmek için otururlar; zira tüm balıklar yenilebilir değildir ve dolayısıyla satışa uygun değildir. “İyi” olanlar sepetlere konur, diğerleri ise suya geri atılır. Aynı şekilde, tüm insanlar göklerin krallığına katılamaz: İsa’yı izlemek istemeyenler ya da kendi haçını taşımak için kendinden vazgeçmek istemeyenler, dünyanın krallıklarında yaşamaya ve hareket etmeye devam edeceklerdir. Ayırma işi meleklere aittir, bu yüzden biz bununla ilgilenmeyeceğiz. Tek işimiz; inciyi yani Rab’bimiz İsa olan hazinenin saklı olduğu tarlayı satın almak için her şeyi bırakmak olacatır. Hazine ve inci bizim için hazırdır; onlarla birlikte iyi insanlar olacağız, göklerin krallığının kralına hizmet etmeye hazır olacağız. Bu durumda
hiçbir şeyden korkmayacağız.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

16ª Domenica del Tempo Ordinario – A
16th Sunday of Ordinary Time – A
16ème Semaine du Temps Ordinaire – A
Kutsal Kitab’ın Okunması
1.Okuma: Bilgelik 12:13, 16-19 Mezmur 85 2.Okuma: Romalılar 8:26-27 İncil: Matta 13:24-43
Nasıl dua edeceğimizi bilmiyoruz! Aziz Pavlus bize bunu söylüyor, abartılı görünse bile: aslında, nasıl dua edeceğimizi bildiğimizi düşünüyoruz ve bunu sık sık yapıyoruz. Öyleyse kendimize soruyoruz: “Duamız” Rab İsa’nın istediği gibi mi? İsa’nın öğrencileri zaten dua ediyordu, yine de İsa onlara dua etmeyi öğretti. Onlara ikiyüzlüler gibi dua etmemelerini söylemek zorunda kaldı: bu insanların duası Allah tarafından dua olarak kabul edilmez; ayrıca onlara putperestler gibi de dua etmemelerini öğretti: o dua da Babamızın kalbine uymuyor. Bize kendimizi yüzüne bakarak O’nun isteklerini görüp öğrenmek için Baba’nın önüne koymayı öğretti! Fakat bugün Aziz Pavlus, “Ruh zayıflığımızda bize yardım eder” diyerek bize yardımcı olup cesaret veriyor. Kendisi, “Allah’ın isteğine göre şefaat ettiği” için, layıkıyla içimizde dua edecektir. O zaman diğer ruhlarla değil, Kutsal Ruh’la dolu olmaya dikkat edeceğiz ve böylece duamız hoşnut edici olacaktır.
Bugünün diğer okumaları da duaya ışık tutuyor. Dua ederken, karşımızdaki kişiyi tanımak önemlidir. O, Allah’tır, fakat bilinmeyen bir Allah değil, herhangi bir Allah da değil. Bilgelik Kitabı bize şunu açıklıyor:
“Senden başka her şeyle ilgilenen Allah yoktur… günahlardan sonra tövbe bahşedersin”.

O, her şeyle, özellikle de, günahkar olsa da, insanla ilgilenen bir Allah’tır: günahları için tövbe bahşeder, böylece o affedilebilir ve O’nunla yeniden birlik kurabilir. O, gücüne rağmen, “Sen alçakgönüllülükle hüküm verirsin ve bize büyük bir hoşgörüyle hükmedersin” dememiz gereken bir Allah’tır. Böyle bir Allah’ı tanımak, bilinmediği, hatta arzularımıza, bencil arzularımıza göre bile hayal edildiği Allah’tan bahsetmenin korkutucu olduğu bu dünyada yeni bir şeydir! İsa, O’nu bize tanıtmak için geldi: Bunu Son Akşam Yemeği’ndeki duada söyleyecek, böylece öğrenciler bunu hatırlayacaklar. Baba’ya dua ederken şöyle der: “Adını onlara bildirdim ve bildirmeye devam edeceğim”. İsa’nın yaptığı ve söylediği her şeyin amacı, Allah hakkındaki bilgimizin yalansız, gerçek olmasıdır. O’nu seven ve merhamet gösteren bir Baba olarak tanıyacağız. Bugün İncil, İsa’yı üç benzetme anlatarak bize sunuyor. Bunlar aracılığıyla da Allah hakkındaki bilgimizi mükemmelleştiriyor, böylece O’nun bilgeliğinin, bize karşı sabrının, sadakatinin ve merhametinin nereye kadar vardığını görebiliyoruz. İlkinde, bize bir ekiciyi, işini özenle yapan bir ev sahibini sunuyor: tarlasına iyi tahıl eker. O’nun hizmetkarları vardır; bunlar bir süre sonra buğdayın arasında yabani otların büyüdüğünü fark ederler; bu küçük bitkinin unu buğdayla karıştırılırsa ekmeği zehirli hale getirecektir. Hizmetkarlar nereden geldiğini anlamazlar. Kim ekti? Efendilerinden şüphe etmezler; kesinlikle o değildi. İsa, gölgelerde, gizlice, görünmeden çalışan bir düşmanın da olduğunu açıklar: bu, hasadı bozmak, insanları hasta etmek ve öldürmek istiyor. İsa’nın ekiciden bahsettiğinde, Allah’ı, Baba’yı kastettiğini anlıyoruz. Bu Allah iyi işler yapar ve ekmeği yiyecek olanların iyiliği için çalışır. Kimse ondan şüphe edemez veya onu sorgulayamaz. Değerli işi verimli olsa da, her zaman uyanık olmak gerekir. Havva’yı aldatan yılan hala var ve çalışıyor: o, insanlığı mahvetmek istiyor. Ve kimse onun aldatmasının zarar vermesini engelleyemez. Buğday, yabani otların yanında büyümeli; aldatan ve zarar veren bitkilerin yakınında olmaya alışmalıdır. Bu efendi, hizmetkarlarını sabır, azim ve O’na olan güvene alıştırır. Onunla olan ilişkileri -yani duaları- sabırlı bir itaate dönüşür; her şeyi anlamasalar da itaat ederler. İkinci benzetme, ekildiğinde fidan haline gelen en küçük tohumdan bahseder. Peygamberlik dilinde putperest halkları ifade eden “gökteki kuşlar” için faydalı olacaktır. Bütün dünya o minicik taneden
faydalanır. Bu yüzden, Allah’a dua ederken, tüm insanları seven O’na dua ettiğini biliyorsun. O, sevgisini herkese, hatta düşmanların olarak adlandırabileceğin kişilere bile yaymak için seni kullanabilir. Üçüncü benzetme, ev hanımının işini düşünmeni sağlar: Üç ölçek un, içlerinde saklı küçük bir maya sayesinde, çok sayıda insanı doyuracak ekmeğe dönüşebilir. Dua ettiğin Allah, sadece ailen için değil, herkes için besin sağlamakla ilgilenir. Birçok kişiyi mutlu etmek için az şey, maya kadar az şey kullanır.
İşte, dua ettiğimiz Allah gerçekten de özel bir Allah’tır: O’na ne kadar çok bakarsan, muhteşem sevgisinin güzelliğini o kadar çok görürsün. Bu nedenle, dua özel olacaktır: sevgiye, bağışlamaya ve merhamete açık
olacaktır.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

15ª Domenica del Tempo Ordinario – A
15th Sunday of Ordinary Time – A
15ème Semaine du Temps Ordinaire – A