
11ª Domenica del Tempo Ordinario – A
11th Sunday of Ordinary Time – A
11ème Semaine du Temps Ordinaire – A
Olağan devre – 11. Pazar Günü – A
CET - Katolik Ruhani Reisler Kurulu
Türkiye Katolik Ruhani Reisler Kurulu -|- Թուրքիոյ Կաթողիկէ Եպիսկոպոսներու Համաժողով -|- Conférence Episcopale de Turquie -|- Conference of Catholic Bishops in Turkey -|- Conferenza Episcopale Turchia -|- مؤتمر الأساقفة الكاثوليك في تركيا

11ª Domenica del Tempo Ordinario – A
11th Sunday of Ordinary Time – A
11ème Semaine du Temps Ordinaire – A
Olağan devre – 11. Pazar Günü – A
Kutsal Kitab’ın Okunması
1.Okuma Çıkş. 19,2-6 Mezmur 99 2.Okuma Rom. 5,6-11 İncil Mt 9,36-10,8
Allah’ın endişesi nedir? Bugün bunu anlama fırsatımız var. Bu, dünyadaki insanların barış içinde, uyum içinde, hatta kardeşler gibi bir birlik içinde yaşayabilmelerini sağlamaktır. Allah böylesine güzel bir hayali nasıl gerçekleştirebilir? O, zorlayamaz, insanları kukla gibi yaratamaz: onların özgürlüğün tadını çıkarmalarına izin vermelidir, aksi takdirde hayatları bir hapishaneye dönüşür. Bu nedenle işine başlayabileceği insanlar bulmalıdır. Azimli bir sevgiyle, gönüllülerden oluşan küçük bir halk oluşturmaya başlar; bu halk, küçüklüğü sayesinde kendisinin yönlendirilmesine, eğitilmesine ve düzeltilmesine izin verebilir. Bu, Yakup’un on iki oğlundan doğan on iki kabile tarafından oluşturulan, İsrail olarak adlandırılacak halktır. Musa, bu halk için şefkatli ve sadık bir baba gibi davranan Allah’ın sözcüsü olur. Allah, herkesin istediği gibi anlaması riskini almamak için herkese konuşmaya cesaret edemez: bu, gerginliklere ve uyuşmazlıklara yol açabilirdi. O, tek bir kişiye, Musa’ya konuşur; Musa’nın inandırıcılığını sağlamak için, ona Kızıldeniz’i geçmeden önce ve sonra o olağanüstü olay sırasında güven verici olağanüstü yetkiler vermiştir. Musa, halkın Allah’ın önerilerine itaat etmesi halinde, «benim için tüm halklar arasında özel bir mülk olacaksınız; çünkü tüm dünya benimdir! Sizler benim için bir rahipler krallığı ve kutsal bir ulus olacaksınız» Allah’ındediğini aktarır. Onlar, Allah’ın halkı olarak adlandırılacaklar öyle ki, kendilerini ayrıcalıklı sayacak kadar: bu bir ayrıcalık değil, genel bir barış ve uyumu gerçekleştirmek için bir görevdir: Allah tüm dünyayı önemsiyor!

Musa’nın halkı, kutsal bir hayat sürmeli, Allah’ın bilgece sözlerine itaatlı bir hayat; böylece her dil ve dinden diğer tüm halklar için bir cazibe ve bir örnek haline gelecektir. İsa, o halkın Allah’ın beklentilerini boşa çıkardığını görür, bu nedenle yeni bir halk kurar. Fırsat, onu yönlendirecek ve koruyacak kimsesi olmayan, başıboş koyunlara benzeyen bir kalabalık gördüğünde gelir. O, tam da bu nedenle oradadır, fakat halklar çoktur ve hepsine ulaşamaz: nitekim O’nun saati yaklaşmaktadır. Bu nedenle, yeni yapımın temeli üzerine kuracağı, zaten tanıdığı on iki adamı çağırır. Bunlar, kendilerinin toplayacakların herkesinin birlik içinde olmalarını, özellikle de bütün diğer halklar tek bir halk olsunlar diye çalışmalarını nasıl başaracaklar? Onların Baba’nın sevgisini tanımaya, almaya ve öğrenmeye ihtiyacı vardır ki, bunu başkalarına da verebilsinler. Hasat çoktur, der onlara, ama onu toplamak için kendilerini sunanlar hala azdır. Bu nedenle On İkiye dua etmelerini önerir: Allah, kurtuluş sözünü yaymak için başka kişileri de çekebilir, fakat bunu yapabilmesi için duaya ihtiyacı vardır. Dua, arzu ve iradeyle Allah Baba’yla birleştirir: dua edenler, yeryüzünün her yerinde göklerin krallığını başlatmak için kendileri de nitelikli işçiler haline geleceklerdir. Biz de bu duaya katılıyoruz, her ne kadar, bugün Aziz Pavlus’un bize söylediği gibi, Allah’tan uzak kalmış,urtuluşa, bağışlanmaya ve aklanmaya muhtaç olsak da. Bu zayıflıklarımıza rağmen, vaftizden itibaren seçildik ve tüm dünyaya kurtaran Sözü götürmek, tüm ulusların insanlarını Allah’ın gözünde hoşnut kılmak için hazırlandık. Çünkü O’nun sevgisinde hiçbir şey imkansız değildir!
İsa, On İki havariyi isimleriyle çağırdı. Onları yanına almak istedi. Onlar da dua etme çağrısını duydular: bu, onların öncelikli görevi olacaktır. Ve şimdi İsa onları gönderiyor. Bu ilk seferde, sadece “İsrail evinin kayıp koyunlarına” ulaşmakla yetinecekler. Ne yapacaklar? Tıpkı Kendisinin yaptığı gibi: öncelikle vaaz verecekler, yani mevcut krallıklara alternatif olan başka bir krallığın resmi başlangıcını ilan edecekler. Bu riskli bir görev olacak, çünkü mevcut hükümdarların kıskançlığını ve hasetini uyandıracak. Ödül ya da karşılık beklemeden, tam da mevcut hükümdarların tebaalarının hayırseverleri olacaklar: hastaları iyileştirecek, ölüleri diriltecek, cüzamlıları temizleyecek ve ayrıca, kimsenin yapmadığı bir şey olarak, şeytanları kovacaklar. Bunlar var ve rahatsızlık veriyorlar, içlerinde barındıranları ve onlara yakın olanlara acı çektiriyorlar. Onları nasıl kovacaklar? Herkese İsa’yı kabul etmelerini önererek: O’nun olduğunda, onlar O’nun varlığına tahammül edemeyecekleri için gideceklerdir. Kalbinde ve hayatında İsa olmayanlar için imkansız olan diğer görevleri de kimse yerine getirmiyor. O’nun öğrencileri hastalarla ilgilenecekler, öyle ki Rab’bin Adına yalvarmaları sayesinde iyileşecekler. Ölmüş olanlar, yani ilişkileri olmayan, sevgisiz insanlar, kardeşlerine hizmet etmek için hayata geri dönecekler. Cüzamlılar yeniden insan olarak kabul edilecekler ve murdarolarak kovulmayacaklar: onlar da, kendilerinin Baba tarafından sevildiklerini ve dolayısıyla tüm evlatları tarafından da sevildiklerini fark edecekler.
Her çaba karşılıksız olacak, tıpkı Baba’nın sevgisi ve İsa’nın yılmaz sevgisinin karşılıksız olması gibi. Karşılıksızlık, etkinliğin garantisidir. Karşılıksız olan şey, Allah’ın armağanıdır: zira O’nun armağanları hayat verir!
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it
P. Vigilio Covi

2026 No Speciale Pape Leon XIV
2026 No Speciale Papa Leone XIV
2026 No Speciale Pope Leo XIV
2026 Papa XIV. Leo Özel Sayısı
FLIP BOOK:https://online.fliphtml5.com/nujev/Papa-Leon/#p=1
TR:https://presencet.com.tr/papa-xiv-leonun-ilk-havarisel-yolculugu-ve-turkiye-ziyareti/
FR:https://presence.org.tr/le-premier-voyage-apostolique-du-pape-leon-xiv-et-sa-visite-en-turkiye/

Rabbimiz Mesih İsa’nın Bedeni ve Kanı olan
Kutsal Efkaristiya Görkemli Bayramı
The Body and Blood of Christ – A
Le Saint Sacrement – A
SS. Corpo e Sangue di Cristo – A
Kutsal Kitab’ın Okunması
1. Okuma: Yasa 8,2-3.14-16; Mezmur 147 2. Okuma: 1Korintliler 10,16-17 İncil: Yuhanna 6,51-58
Bugünkü bayram her Hristiyan için bir armağandır. Her pazar, hatta hayatımızın her günü herkese iletmek istediğimiz o şükranı, o sevinci, o kesinliği alenen ve güçlü bir şekilde göstermemize yardımcı olur. Gerçekten, sevincimizin, hem evde hem de her yerde gerçek kardeşler olarak yaşamamızın sırrı olan bir Ekmek ve bir Kadehimiz vardır.
Aziz Pavlus bu ekmeği ve bu kadehi “kutsama kadehi” ve “bölüştüğümüz ekmek” olarak adlandırır. Ve bunların Mesih’in Bedeni ve Kanı ile birleşmemiz olduğunu söyler. Bunlar, bizi Rabbimizle, Baba’nın bizimle birlikte olan Allah olması için dünyaya gönderdiği İsa ile bir yapan Allah’ın armağanlarıdır. O Bedeni yiyip o Kanı içerek hayatımız artık eskisi gibi değildir: Allah’ın parçası oluruz.
İsa bunu Yahudilere açıklamaya çalışıyordu. Onlar anlamıyordular, tıpkı bizim de İsa’nın bize aktarmak istediği şeyi anlamakta zorlandığımız gibi. Biyolojik olmayan bir yaşam vardır. Biyolojik yaşam, ancak bir ilişki kurabildiğinde kendini gösterir. Ölü cevap vermez ve konuşmaz, kimseyle ilişkisi yoktur. Ama İsa’nın bahsettiği ve bizim de yaşamamız için önem gösterdiği hayat, bizi Peder ile, Baba’nın sevgisiyle ilişkilendirir: buna ruhsal hayat, içsel hayat, sonsuz hayat ya da basitçe “hayat” diyebiliriz.

Belki bu hayatın tam da O, İsa olduğunu anlayabiliriz: O’nunla ilişki içinde olan bizler. O, içimizde, Babasından her şeyi almamızı ve O’na cevap vermemizi sağlar: O, Baba ile birdir. Beslememiz gereken hayat budur. İsa, Kafarnaum’da konuşurken, Yahudilere kendi manevi anlayışı ile onların her zaman maddi kalan anlayışı arasındaki farkı anlamalarını sağlamaya çalışırken, işte bu yaşamı kastetmektedir. Onlar için bir insanın kanını içmeyi ve etini yemeyi anlamak ya da kabul etmek imkansızdır. Buna şaşırmıyoruz: bizim için de bu sözleri kabul etmek imkansız olurdu. Ama Rab gökten inen Ekmekten daha önce söz etmişti ve o Ekmek, yiyebileceğimiz ve yememiz gereken O’nun Eti olacaktır.
Peki, “yemek” ve “içmek” ne anlama gelir? Bu, bizi yaşatan, içimizde kalan ve bizi dönüştüren, kendisinin de dönüştüğü bir gerçekliği içimize almak değil midir? Eğer O’nun etini yersek ve kanını içersek, O’nunla bir olacağız, O da bizimle. İsa’nın ulaşmak istediği budur, bizi akıl yürütme ile başka bir düzeye çıkarmak. Bunu başka simgelerle de söyleyecektir, örneğin asma ve çubuklar simgesi ile: biz O’nun içinde, O da bizim içimizde, böylece hayatımız ilahi, yani ebedi olur ve bizler, sevgi olan Allah’ın hayatını dünyaya taşıyanlar oluruz.
Baba ve Oğul’un sevgisi dünyanın mayası olacak, meyve veren tohum olacak, her şey dünyanın değişmesi için, dünyanın göklerin krallığına dönüşmesi için. Bugünkü bayram, içsel, ilahi gerçekliklere hayranlık içinde bir bakıştır; bu gerçeklikler, yaşadığımız dünyayı nefretin, bencilliğin ve zulmün yuvasından, herkesin arasında paydaşlık, bayram, barış ve uyumun olduğu bir yere dönüştürür.
Yediğimiz Ekmeğe tapıyoruz, onu gözümüzün önüne koyuyoruz çünkü ağzımıza girmesinin yanı sıra gözlerimizi, düşüncelerimizi, değerlendirmelerimizi de meşgul etsin ve tüm insanlara ve her şeye olan bakışımız, Allah’ın sevgisine hayranlık dolu bir bakışa dönüştürülsün. Gerçekten ekmek birçok kişinin, hatta herkesin iş birliğini akla getirir. O Ekmeği görmek, sadece Mesih’in Bedeni’ne sevgi ile bakmak değildir çünkü onda tüm insanların birliğini ve çabalarını, birçok kişinin sevgisini ve sevincini, onların emeklerini ve gizli acılarını görürüz. O Ekmek sadece toprağın meyvesi değil, sonsuz sayıda insanın, Allah tarafından kutsanmış emeğinin meyvesidir. O, köylerin ve şehirlerin sokaklarından geçerken O’na tapınacağız ve ne olduğunu bilmeseler de, birçok kişinin hayatına girsin diye duayı kalbimizde tutacağız.
Çölde Musa’nın peşinden yürüyen Yahudilere de böyle olmuştu: onlar ‘mannanın’ ne olup nereden geldiğini bilmediklerine rağmen onunla besleniyordular ve o onları hayatta tutup yolllarına devam etmeleri için onlara güç veriyordu. Bunun amacı, onların “insanın sadece ekmekle yaşamadığını, insanın Rab’bin ağzından çıkanla yaşadığını”anlamalarıydı. Aynı şekilde biz de İsa’nın Ekmeğini yerken ve ona sevgi ile bakarken, onun Rab’den geldiğini ve bize verdiği hayatın O’nun hayatı olduğunu biliriz: sevgi ve sadık merhamet olan Allah’a ortak oluruz!
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it
“Yüce, her şeye kadir, iyi Rab; övgü, yücelik, onur ve her bereket yalnız sana aittir. Ey En Yüce, bunlar yalnız sana yaraşır ve hiçbir insan senin adını anmaya layık değildir.”
Papa Fransiskus’un Laudato si’ genelgesinin onuncu yılı vesilesiyle, İzmir Başepiskoposluğumuz da yaratılışın korunması üzerine düşünmeye adanmış bir sempozyum düzenleyerek bu önemli olayı anmak istedi.

Başepiskoposumuz Mons. Martin KMETEC OFM, aynı masa etrafında farklı inançlardan din adamlarını ve üniversite profesörlerini topladı. Hepsini birleştiren ortak amaç, hepimize ait olan bu mirası korumak için çalışmaktı. Çevrenin korunmasını teşvik edecek ve ortak sorumluluk bilincini geliştirecek dinlerarası diyaloğun gerekliliği, sempozyumun temel hedeflerinden biri oldu.
Başepiskoposun açılış konuşmasının ardından sabah oturumları başladı.

Toplantı, Aziz Polikarpos Kilisesi’nde yeni açılan multimedya salonunda gerçekleştirildi. Salon, Assisili Aziz Fransua’ya adanmış olup, Sloven sanatçı Mira Ličen’in, Aziz Fransua’nın “Güneş İlahisi”ni hatırlatan modern bir eseriyle zenginleştirilmiştir.
Padre Pascal Keneth OFM, Padre Stefano Luca OFM Cap.’ın “Yaratılış İlahisi” başlıklı konuşmasını tanıttı; konuşmada ilahinin dua olarak taşıdığı ruhsal değer vurgulandı.


Ardından Padre Diego Taddei OFM’in “Uyumlu Birlikte Yaşam: Efendi Değil, Koruyucu” başlıklı sunumu geldi. Konuşmasında Laudato si’ Genelgesi’nin bazı yönlerini Hristiyan bakış açısından ele aldı.
Bu iki konuşmanın ardından Türk profesör Zakir Çoban söz aldı. “Dinlerarası ve Ekolojik İşbirliği” başlıklı sunumunda, çevre konusunun İslam dininde de ne kadar önemli bir yer tuttuğunu ortaya koydu.
Öğle arasından sonra oturum, Padre Claudio Monge OP tarafından yönetildi. Kendisi, ABD’den video konferans yoluyla bağlanan Profesör İbrahim Özdemir’i tanıttı. Özdemir, “Al Mizan” yani “Dünya İçin Bir Antlaşma” belgesi üzerinde durdu. Bu belge, Müslümanların çevrenin korunmasına ilişkin düşüncelerini içeren ve “Laudato si’”nin yayımlanmasından dokuz yıl sonra, beş yıllık bir çalışmanın sonucunda ortaya çıkan bir metindir.


Son olarak Fokolare hareketinden kardeş Antonino Puglisi, önce günümüz dünyasına ve gelişimine bilimsel bir bakış sundu; ardından ansiklika mektubunun bazı yönlerini derinleştirerek onun evrensel, Hristiyan, ekümenik ve dinlerarası niteliğini vurguladı.

Daha sonra yapılan kısa tartışmada katılımcılar da düşüncelerini paylaşma ve bu acil ve önemli konu üzerine sorular sorma fırsatı buldular.
Yazan: Caterina Pagano, Meryem ve Havari Yuhanna’nın Öğrencileri
Fotoğraflar: Aydın Çetinkaya

Sainte Trinité – A
Santa Trinità – A
Most Holy Trinity – A
Kutsal Kitab’ın Okunması
1. Okuma: Çıkış 34,4-6.8-9; Mezmur; Daniel 3 2. Okuma: 2Korintliler 13,11-13 İncil: Yuhanna 3,16-18
Bugünkü bayram özel bir bayramdır: Vaftiz edildiğimizde ilahi yaşama ortak kılınmış olmaktan mutluluk duyuyoruz. Bu nedenle Allah’ımızı tanımak, O’nun yüreğinin ve yaşamının özelliklerinin neler olduğunu, bizimle olan ilişkisinin nasıl olduğunu, bize karşı isteklerinin neler olduğunu bilmek istiyoruz. Bütün bunlar, bu gizemi kutlamak için seçilen okumalarda karşımıza çıkmaktadır.
Musa, Allah ile yeni bir karşılaşma yaşar. Görevinin başlangıcında, çalıdaki ateşte O’nu tanımıştı. Bugün ise dağda O’nunla karşılaşır: elinde, Allah’ın halkı yönlendirmek üzere parmağıyla yazacağı On Emir’in yazılı olduğu iki taş levha vardır. Bu karşılaşma da gizemlidir: Allah, O’nu gizleyen ve aynı zamanda varlığını ortaya çıkaran bir bulutun içindedir. Bu sefer de Kendini tanıtıyor: «Rab, Rab, merhametli ve şefkatli, öfkesi yavaş, sevgi ve sadakat dolu Allahı». Neden «merhametli ve şefkatli, öfkesi yavaş»deniyor? İnsan her zaman günahkardır, cezayı hak eder. Bu yüzden Allah, kimse O’nun huzurunda korkuya kapılmasın diye, özel sevgisiyle Kendini tanıtıyor. Ama şunu da ekler: “sevgi ve sadakat dolu”: bu sözlerle bize, sevginin asla eksik olmadığı ve sevgisinin sadık olduğu yüreğini gösterir: vaatlerini ve daha önce verdiği kutsamaları yerine getirecektir.

Böyle bir Allah eşsizdir: hiçbir halk böyle bir Allah’ı tanımaz. Bu yüzden Musa, bu vahye dua ile yanıt verir: “Rab aramızda yürüsün”. O, biz zorlu, inatçı ve suçlu günahkarlar olsak da, sürekli yakınlık arzusunu ortaya koyar!
İsa, bize verilen sevgiyi sürdürmek ve derinleştirmek için, Allah’ın kulu Musa’ya söylediği bu sözlere bağlanır. Yahudilerin başlarından birine, her şeyi bilmesi gereken ama aslında hiçbir şey bilmeyen birine konuşmaktadır. Nitekim, O’nu, yani İsa’yı tanımayan, Allah’ı da tanıyamaz. O, İsa, tam da bizim cehaletimizin ve özellikle de sevgi yoksulluğumuzun uçurumunu doldurmak için Baba tarafından buraya gönderilmiştir. Tam da O, Baba’nın dünyamıza olan sevgisinin doluluğudur. Ve O, insanlara teslim edildiğinde ve Kendini feda ettiğinde, öyle olacak ve biz de bunu göreceğiz.
Dünya cezayı hak eder, ama Oğul bu cezayı gerçekleştirmek için değil, dünyayı bu cezadan kurtarmak için geliyor: böylece Baba’nın merhametli sevgisi görünür, somut ve gerçekleşmiş hale geliyor. Nasıl? «O’na iman eden»: Allah’ın Oğlu’na iman, kurtuluştur! Kendini O’na teslim eden, Peder’in yüreğinde bulunur ve böylece yeni bir yaşamın tadını çıkarabilir.
İmandan doğan yeni yaşam, dünyanın bilmediği ve kabul etmediği o sevinçle kendini gösterir. Aziz Pavlus, bu yürek sevincini gizlememeye çağırır: “Sevinçli olun, mükemmelliğe ulaşmaya çalışın, birbirinizi cesaretlendirin, aynı duyguları paylaşın, barış içinde yaşayın ve sevgi ve barışın Allah’ı sizinle olacaktır.” Bu cesaret verici sözler, Hristiyanların Üçlü ve Tek Allah’ın, O’nun üçlü sevgisinin birliğinin içinde yaşadıkları için söylenebilir. Allah’a ait olan her şey bizim malımız olur: işte, biz sevinç içinde, mükemmelliğe doğru yol almakta, birbirimizi teşvik etmeye özen göstermekte, yeryüzünde barışı parlatacak aynı sevgiyle birleşmişiz.
Ve havari, bizlerin sık sık Efkaristiya ayinlerinde tekrarladığımız selamıyla sözlerini bitirir: “Rab İsa Mesih’in lütfu, Allah’ın sevgisi ve Kutsal Ruh’un birliği hepinizle olsun”.Bu selam-kutsama, bizi vaftizimizi anmaya geri götürür. Rab İsa Mesih bizi kendi ölümünde kabul eder ve dirilişinin yeni yolunda bizi yeniden ayağa kaldırır. Peder Allah bizi Kendi hayatıyla giydirir ve doldurur; bu hayat, sevgiden başka bir şekilde tanımlayamayız; bu sevgi, kesinlikle insanların kapasitesinin çok ötesinde, daha büyük ve daha güzeldir. Ve Kutsal Ruh bizi ilahi Kişilerle ve aramızda tek bir varlık haline getirir: O, tam ve kutsal bir birlikteliğin ruhudur.
Kutsal Üçlü Birlik gizemi bize sadece Allah’ımızı değil, aynı zamanda kendi kimliğimizi de açığa çıkarır: biz Baba’nın evlatlarıyız, Oğul’da evlatlarıyız, O’nların Ruh’utarafından birbirimize bağlanmış. Vaftizimizin sözleriyle İsa’nın haçının işaretini yapmak için elimizi alnımıza her kaldırdığımızda, bu sevinç kaynağını kutlar ve anarız.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Pentecôte – A
Pentecost – A
Pentecoste – A
Kutsal Kitab’ın Okunması
1.OKuma Hav. İşl. 2,1-11 Mezmur 103 2.Okuma 1Kor 12,3b-7.12-13 İncil Yh 20,19-23
Mezmur bizim Rab’bi övmemizi sağladı, çünkü: «Ruhun’u gönderince var olurlar, yeryüzüne yeni yaşam verirsin»! Rab’bin Ruhu geldiğinde insanlar artık hayvanlarla karşılaştırılamazlar: insan olarak, Allah’ın evlatları olarak, kardeşler olarak «yaratılmışlar». İlişki kurabilirler, birbirlerinin yaşamlarına ve olaylarına ortak olduklarını hissedebilirler, hatta Allah ile konuşabilir ve O’nu dinleyebilirler. Ve Ruh geldiğinde, “yeryüzü” gerçekten yenilenir: onu artık eskisi gibi karanlık ve düşman olarak görmezsin, her şeyi ve herkesi bir armağan olarak görürsün. Ve kendinizi de herkes için bir armağan olarak görürsün.
Luka’nın anlattığı, İsa’nın Dirilişinden sonraki ellinci gün gerçekleşen olay, gerçekten daha önce hiç yaşanmamış ve hiç beklenmemiş bir yeniliktir. Korkmuş insanlar aniden cesur olurlar, anlaşılmaz diller tanıdık gelir, farklı halklar kendilerini kardeş hissederler. Bütün bunlar İsa için gerçekleşir: cesaret, O’nun ölümünden ve dirilişinden söz etmek için gelir; diller O’ndan bahseder ve onları dinleyenler, herkes için Allah’ın kurtuluşunun bulunduğu O’nun kutsal adını duyar; ve nihayetinde halkların hepsinin merkezinde İsa vardır: bu yüzden herkes diğerini kendi kardeşi olarak hisseder, çünkü O’nun kardeşidir.

İsa’nın adı, Aziz Pavlus’un da ilgi odağıdır: Kutsal Ruh geldi ve o adı telaffuz etmemizi sağlamak için Allah’ın Kilisesi’nde hala ve her zaman mevcuttur! «Kutsal Ruh’un etkisinde olmayan hiç kimse, “İsa Rab’dir!” diyemez», bu, havarinin eminliğidir.
Bugünkü bayram, Pentekost, gereklidir: Ruh, İsa’nın adını gerçek ve tam bir şekilde söyleyebilmemiz için bize verilmektedir: tam, çünkü İsa Allah’ın Kurtuluşu (İsa adı, Allah kurtarır demek)ve sonra çünkü O, hayatımızın, halkımızın ve tüm dünyanın «Rab’bi» ilan edilmiştir. İsa’nın adını telaffuz edemeyen ve O’nu kendi Rab’bi ilan edemeyen kişi, eksik bir insandır, yaşamın doluluğuna sahip değildir. Onda Baba’nın Ruhu, sonsuz yaşam, yaşamın ilahi ve kutsal boyutu yoktur; onda her şey eksiktir.
Aziz Pavlus; Ruh içimizde etkili olduğunda, Allah’ın gerçek hizmetkarları, karizmaların, yani ilahi armağanların taşıyıcıları olduğumuzu, O’nun krallığında aktif hale geldiğimizi, Baba adına hareket etmekle görevlendirildiğimizi, Baş aracılığıyla tüm uzuvlarla birleştiğimizi belirtir. Ruh sayesinde herkesle bir bütün oluruz. Kutsal Ruh gerçekten “yeryüzüne yeni yaşam” verir!
Yeryüzünde Kutsal Ruh’un önemini, barış bekleyen ve merhamet arzulayan herkes fark eder. O olmadan dünyanın yaratılışı tamamlanmış değildir: O olmadan yeryüzünde, birbirlerinden af dilemeyi ve birbirlerine bağışlamayı bilmeyen, merhameti tanımayan düşmanlar vardır. Oysa O’nunla karşılıklı sevgi gelir ve bu nedenle, Aziz Petrus’un da söylediği gibi, varış noktasına ulaşmış, ilahi doğanın bir parçası olmuş olduğumuzu söyleyebiliriz. O’nunla kutsallaştırılırız, yani ilahileştiriliriz. O’nunla hepimiz tek bir şey oluruz, tıpkı Üçlü Birlik Allah’ın Tek olması gibi. “Hepimiz tek bir Ruh aracılığıyla tek bir beden olarak vaftiz edildik” ve bu şaşırtıcı bir mucizedir: “hepimiz”!
Nitekim, İsa haftanın ilk günü havarilere göründüğünde ne yaptı? Sözüyle barış verdikten sonra, onlara üfledi. O’nun nefesi; içsel yaşamıdır, yani Kendisinin de açıkladığı gibi, Kutsal Ruh’tur: “Kutsal Ruh’u alın”. Kutsal Ruh onların içinde ne yapacak? Kimsenin silemediği günahları, merhamet dilemek için yaklaşanların günahlarını silecek. Böylece yeryüzü, karanlık olmaktan çıkıp aydınlık ve berrak hale gelecektir.
Pentekost bayramı, İsa’nın eserinin tamamlanmasıdır. O, Baba’nın sağında olduğu için görünür bir şekilde mevcut değildir. Fakat, Son Akşam Yemeği sırasında havarilere verdiği söz uyarınca, Baba’dan Paraklit’i, yani Gerçeğin Ruhu’nu gönderen O’dur; bu Ruh, onların yolunu aydınlatmak ve göklerin krallığını tamamlamak için her zaman mevcut olacaktır. Kilise her gün Kutsal Ruh’un varlığını ve eserini diler, her ayinde O’nu çağırır; çünkü O, sunaktaki ekmeği Mesih’in Bedeni’ne, şarabı da O’nun Kanı’na dönüştürür. Ve O’nu, o Ekmekle beslenen bizleri tek bir beden ve tek bir ruh haline getirsin diye çağırır. Öyleyse her gün Pentekost’tur: çünkü Baba, evlatlarının bu duasını dinler ve kabul eder. Ve de bu yakarış sayesinde her gün yeryüzü yenilenir.
Mezmur yazarı ile birlikte ilahi söylemeye devam edeceğiz: «Ruhum, Rab’bi öv! Ey Rab, Allah’ım, ne kadar büyüksün! Ey Rab, eserlerin ne kadar çoktur!». Kutsal Ruh, Baba’yı ve İsa’yı övmek için sesimizi kullanacak ve biz de O’nunla birlikte sevineceğiz.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it